Home Bilgi Bankası 10 Soruda Tevrat ve İncil
10 Soruda Tevrat ve İncil

10 Soruda Tevrat ve İncil

195
0

Tek­tan­rı­cı­lıkla bir­likte ortaya çıkan kut­sal kitap­la­rın, nasıl yazıl­dık­ları ve nasıl ortaya çık­tık­ları merak edi­lir. Yahu­di­li­ğin elçisi Musa ve Hıris­ti­yan­lı­ğın elçisi İsa’nın kut­sal kitap­ları nasıl yaz­dık­ları, Asur­bi­limci, Mezo­po­tamya dil ve uygar­lık­ları uzmanı Jean Bot­t­éro ve Batı dün­ya­sında tanı­nan Kato­lik ila­hi­yatçı Joseph Moingt tara­fın­dan anla­tı­lı­yor.

1 Yahudi, Kitabı Mukaddes’te açık­la­nan tek tan­rıya ina­nan kişi­dir dene­bi­lir mi?

Evet, ama kul­la­nı­lan söz­cük­le­rin anlam­la­rını da belir­gin­leş­tir­mek gerek. Örne­ğin, siz kitabı mukad­des dedi­niz; bir Yahu­dini ağzın­dan daha çok Tev­rat, yani Tanrı’nın biz­zat dikte ettiği ve bu dikte altında Musa’nın kendi eliyle yaz­dığı, “Musa’nın Kitabı” teri­mini duyar­sı­nız. Bun­dan kasıt, Kitabı Mukaddes’in ilk beş “kitabı”, yani Tek­vin, Huruç, Levi­li­ler, Sayı­lar ve Tes­niye bölüm­le­ri­dir; bun­lara ayrıca “Pen­ta­tök” (Pen­ta­te­uque) de denir (Yunanca kökenli bu söz­cük “beş tomar” anla­mına gelir). Bu kitap­lar, Yahudi gele­neği ve ince­le­me­le­ri­nin bütü­nünde tama­men ayrı­ca­lıklı bir yer tutar. Bir Yahudi size Tevrat’tan söz etti­ğinde, aklında mut­laka Musa’nın bu beş kitabı, Yahudi tari­hini dün­ya­nın yara­dı­lı­şın­dan, Mısır’dan çıkıp İsrail top­ra­ğına gelişe kadar anla­tan bu bölüm­ler var­dır.

2 Musa’nın “kendi eliyle yaz­dığı kitap­lar” dedi­niz, yanıl­mı­yor­sam. Fakat tarih­çi­lere göre Musa bu ilk beş kita­bın “yazarı” değil!

Ne tarih­çi­lere, Ne de ina­nan­lara göre! Musa Tevrat’ı Tanrı’nın dik­tesi altında yaz­mış­tır. Ger­çek anlamda “yazarı” değil ancak yazı­cı­sı­dır. Tes­niye kita­bı­nın sonunda Musa’nın ölümü anla­tı­lır. Buna göre, Tesniye’nin yazarı kendi ölü­münü, cenaze töre­nini anlat­mış olu­yor! Bu konuda Talmud’un pek güzel bir açık­la­ması var­dır; bunda, Tanrı’nın Musa’ya kendi ölü­mü­nün öykü­sünü dikte ettiği anla­tı­lır. Öykü­nün sonunda Musa, “ve Musa öldü…” söz­le­rini duyunca, mürek­keple yaz­mayı bırak­mış, ağla­maya koyul­muş, ve bölü­mün sonunu getir­mek için mürek­kep yerine kendi göz­yaş­la­rını kul­lan­mış; bu bölüme “Mürek­kep­lik göz­yaş­ları” baş­lığı veri­le­bi­lir­miş. Musa Tevrat’ın yaza­rı­dır demek, bu kitap­la­rın Tanrı tara­fın­dan Musa’ya ve onun ara­cı­lı­ğıyla Yahudi ulu­suna “indi­ri­len” veya veri­len kitap­lar oldu­ğunu ifade etmek­tir. Önemli olan, tarih ve tak­vim değil, Musa’nın oto­ri­te­si­dir; Tanrı’nın vah­yi­nin bir kitap ara­cı­lı­ğıyla gel­di­ğine dair temel fikir­dir; Tanrı kav­ra­mı­nın Yahu­di­ler için bu kita­bın var­lığı dışında düşü­nü­le­me­ye­ceği fik­ri­dir.

3 Az önce bah­set­ti­ği­niz Tal­mud tam ola­rak nedir?

Tal­mud, Yahu­di­ler için Tev­rat kadar önem­li­dir. Talmud’a sözlü Tev­rat da denir. Kitabı Mukaddes’in ilk beş kita­bın­dan olu­şan yazılı Tevrat’ın tamam­la­yı­cı­sı­dır.

Tev­rat

4 Tal­mud ne zaman­dan kal­ma­dır?

Zamanda biraz geri­lere gide­lim. İbra­ni­ler 1250’lerde gelip Kenan eline yer­le­şir­ler. Kral­lık, önce Saul, sonra da Davud’la, 1000 yılı dolay­la­rında kuru­lur. Davud’un oğlu Süley­man Kudüs Tapınağı’nı inşa etti­rir. 931’de, yani sadece 70 yıl sonra, siya­sal ve din­sel bir ayrı­lık hare­keti baş gös­te­rir ve, kuzeyde İsrail güneyde Yahuda olmak üzere, ülke­nin iki ayrı kral­lığa bölün­me­siyle sonuç­la­nır. 586’da Kudüs tah­rip ve Yahu­di­ler Babil’e sür­gün edi­lir, ve bura­dan 538’de döner­ler. Bu sür­gün­den ne getir­mek­te­dir­ler? Önce bir yazı, bugün de İbra­ni­ceyi yaz­makta kul­la­nı­lan Talmud’un, Sina’da Tevrat’ın “indi­ril­mesi” kadar önemli say­dığı, dört köşe karak­terli yazı… Sonra, hal­kın bun­dan böyle Tevrat’ın (ve yeni­den inşa edil­miş olan Tapınak’ın) etra­fında top­lan­ması. Bu olgu baş­lıca iki büyük kişi­li­ğin çev­re­sinde ger­çek­le­şir: Nehemya ve özel­likle “Kâtip” Ezra. Zaten “kâtip­le­rin”, Yasa’yı ince­le­yen, tar­tı­şan ve açık­la­yan, aynı zamanda son ve kesin -bir daha doku­nu­la­ma­ya­cak- şek­liyle kayda geçi­ren “ulema”nın, etkisi de tam burada baş­lar.

5 Bir daha doku­nu­la­ma­ya­cak… mı dedi­niz?

İbra­ni­cede sofer, “kâtip” söz­cüğü, “anla­tıcı” ve “sayıcı” anlam­la­rına da gelir; yani aynı zamanda yazma, anlatma ve hesap kav­ram­ları içe­rir. Bu kâtip­ler, bir daha değiş­ti­ril­me­mek üzere sap­ta­mak ama­cıyla, Tevrat’ın harf­le­rini, söz­cük­le­rini, bölüm­le­rini say­mış­lar­dır. Her harf hesaba gir­miş­tir; “boş­luk­lar” ve susma işa­ret­leri bile anlam kazan­mış­tır. 

6 Tev­rat kut­sal bir metin oldu da ondan mı?

Hayır. Yahudi inan­cına göre Tanrı dün­yayı yazılı metinle yarat­mış­tır da ondan. En eski gele­ne­ğin miras­çı­ları olan kâtip­ler böy­le­likle, dün­ya­nın modeli olan, hatta dün­ya­dan daha da önemli olan, bir metin vücu­duna gir­miş­ler­dir. Eğer dün­ya­nın bu metinde söy­le­nen­lere denk düş­me­diği fik­rin­dey­sem, dün­yayı doğru algı­la­ya­ma­yı­şım­dan­dır, metinde yan­lış­lık olma­sın­dan değil. Başka deyişle, ben dün­ya­nın ve dün­ya­daki haya­tın anla­mını ancak, kesin ola­rak sap­tan­mış Tevrat’ı anla­ya­rak kav­ra­ya­bi­li­rim. Tevrat’a dokun­ma­mın gerek­liği bura­dan geli­yor. Bir harf ekle­mek ya da çıkar­mak, dün­yayı tah­rip etmek olur.

Hz. İsa, 13. yüz­yıl, Aya­sofya Kili­sesi

7 Dört İncil’in ayrı anla­tı­lı­şı­nın mev­cut olması çelişki yarat­mı­yor mu?

Hayır, hiç yarat­mı­yor. Her İncil yazarı kendi men­sup olduğu Hıris­ti­yan cema­ati­nin kısas­la­rını ve kay­gı­la­rını yan­sı­tı­yor. Dört ver­si­yon ara­sında elbette bir­çok fark­lı­lık­lar bulu­nu­yor ama bu konuda da, bana göre, çiz­dik­leri İsa port­re­sin­deki genel uyu­şum, uyuş­maz­lık­lara oranla çok çok üstün durum­da­dır.

8 Sık sık ve sürekli ola­rak, İncil­le­rin yazı­lış tarih­leri sor­gu­la­nır. Bu konuda neler söy­le­ye­bi­lir­si­niz?

Hemen hemen iki yüz­yılda beri, gerek Pro­tes­tan gerek Kato­lik yorum­cu­lar, İncil­le­rin en küçük aye­tine, en küçük söz­cü­ğüne varın­caya kadar her şeyini, aynı zamanda tarih­sel, coğ­rafi, dil­bi­lim­sel bağ­lam­la­rını didik didik etti­ler. Araş­tır­ma­cı­lar ara­sında, gayet açık ve net kanıt­lara dayalı belli bşr oyla­şıma varıldı. Buna göre, (ben­zer­lik­leri ve uyu­şum­ları nede­niyle) “sinop­tik” deni­len üç İncil-Matta, Mar­kos ve Luka İncil­leri -son ve kesin biçim­le­riyle, 70-80 yıl­la­rın­dan kal­ma­dır. Yuhanna İncili’nin kesin metni ise 100 yılı dolay­la­rında tamam­lan­mış olma­lı­dır. Demek ki ilk İncil (ola­sı­lıkla Markos’unki) İsa’nın ölü­mün­den (yak­la­şık MS 30) en az 40 yıl son­raya ait­tir.

Bu gecikme, İncil uzman­ları da dahil bazı kim­se­leri rahat­sız etmekte, ve bun­lar üç İnci­lin, özel­likle Markos’unkinin, yazı­lış tari­hini 40 yılı dolay­la­rına, yani İsa’nın ölü­mün­den ancak 10 yıl son­raya yer­leş­tir­mek­te­dir. Böy­lece, fazla geç yazıya geçi­ril­miş olmak­tan ötürü -onlara göre- teh­li­keye giren imanı kur­tar­dık­la­rını düşün­mek­te­dir­ler.

9 Ama bu kay­gı­lar pek de yer­siz görün­mü­yor!

San­dı­ğı­nız­dan daha az yerinde! Ben burada, elle tutu­lur kesin­lik­lere ihti­yaç duyan “fon­do­man­list” bir eği­lim görü­yo­rum. Bun­lar hıris­ti­yan­lığı bir gele­ne­ğin (ilk cema­at­lere ağız­dan akta­rı­lıp sonra İncil yazar­ları tara­fın­dan yazıya dökü­len, İsa’nın hava­ri­le­ri­nin gele­ne­ği­nin) üze­rine değil, doğ­ru­dan doğ­ruya metin­le­rin üze­rine kur­mak isti­yor­lar. Metin­leri, İsa’nın orta­dan kay­bo­lu­şun­dan bir­kaç yıl sonra onun söz­le­rini olduğu gibi yan­sı­tan, ya da İsa’nın söz­le­rini söy­le­dik­leri anda kay­det­miş veya onun haya­tı­nın olay­la­rını dolay­sızca anlat­mış tanık­la­rın söy­le­dik­le­rini akta­ran bel­ge­ler ola­rak görü­yor­lar. Yani bir bakıma, sanki eli­mizde İsa’nın söy­le­dik­le­rini akta­ran bel­ge­ler ola­rak görü­yor­lar. Yani bir bakıma, sanki eli­mizde İsa’nın söy­le­dik­le­ri­nin bir bant kaydı var­mış gibi, bugünkü deyimle, onunla bir röpor­taj yapıl­mış gibi… Bu görüşü benim­se­yen­ler böy­lece güven­ceye aldık­la­rını ve kuv­vet­len­dir­dik­le­rini düşü­nü­yor­lar.

10 Belki de hak­lı­lar­dır, ola­maz mı?

Tutum­ları iki sorun gün­deme geti­ri­yor. Önce tarih­sel sorun: Tarih­çi­ler ve araş­tır­ma­cı­lar ezici bir çoğun­lukla bu erken yazı­lış tari­hini kabul etmi­yor­lar. Sinop­tik İncil­lerde 60-70 yıl­la­rına ait olan­la­rın izle­rini, ya da metin­ler ara­sında nis­pe­ten önemli aykı­rı­lık­lar bulu­yor­lar. Bun­lar ancak, olay­larla onla­rın yazı­lış­ları, en azın­dan kesin biçim­le­riyle kaleme alı­nış­ları ara­sında belli bir süre, aşağı yukarı yarım yüz­yıl kadar bir ara kabul edil­diği tak­tirde açık­la­na­bi­li­yor

İkinci sorun daha teolo­jik nite­likte: İnsa­nın, imanı tarih­sel tür­den kanıt­lar üze­rinde temel­len­dir­meye ihti­yacı var mıdır? Biz Hıris­ti­yan­lar için, İsa’nın ger­çek­ten yaşa­mış oldu­ğunu bil­mek elbette temel önem­de­dir. Örne­ğin Bultmann’a, ya da çok büyük bir pro­tes­tan ila­hi­yatçı olan Karl Barth’a hak ver­mek gerek­mez mi? Her ikisi de Hıris­ti­yan­ları ne paha­sına olursa olsun (tarih­sel) kesin­lik­ler, güve­ni­lir metin­ler, çürü­tü­le­mez tanık­lık­lar ara­ma­maya teş­vik etmiş­ler­dir. Onlara göre –ki hak­lı­dır­lar– iman, Tanrı Sözü ola­rak İncil’e iman­dır, başka şeye gerek yok­tur.

(Kay­nak: İnan­cın En Güzel Tarihi, Çevi­ren: İsmet Bir­kan, İş-Kül­tür Yayın­ları, 2015)

(195)

Yorumlar