Home Bilgi Bankası 10 Soruda Tevrat ve İncil
10 Soruda Tevrat ve İncil

10 Soruda Tevrat ve İncil

670
0

Tektanrıcılıkla birlikte ortaya çıkan kutsal kitapların, nasıl yazıldıkları ve nasıl ortaya çıktıkları merak edilir. Yahudiliğin elçisi Musa ve Hıristiyanlığın elçisi İsa’nın kutsal kitapları nasıl yazdıkları, Asurbilimci, Mezopotamya dil ve uygarlıkları uzmanı Jean Bottéro ve Batı dünyasında tanınan Katolik ilahiyatçı Joseph Moingt tarafından anlatılıyor.

1 Yahudi, Kitabı Mukaddes’te açıklanan tek tanrıya inanan kişidir denebilir mi?

Evet, ama kullanılan sözcüklerin anlamlarını da belirginleştirmek gerek. Örneğin, siz kitabı mukaddes dediniz; bir Yahudini ağzından daha çok Tevrat, yani Tanrı’nın bizzat dikte ettiği ve bu dikte altında Musa’nın kendi eliyle yazdığı, “Musa’nın Kitabı” terimini duyarsınız. Bundan kasıt, Kitabı Mukaddes’in ilk beş “kitabı”, yani Tekvin, Huruç, Levililer, Sayılar ve Tesniye bölümleridir; bunlara ayrıca “Pentatök” (Pentateuque) de denir (Yunanca kökenli bu sözcük “beş tomar” anlamına gelir). Bu kitaplar, Yahudi geleneği ve incelemelerinin bütününde tamamen ayrıcalıklı bir yer tutar. Bir Yahudi size Tevrat’tan söz ettiğinde, aklında mutlaka Musa’nın bu beş kitabı, Yahudi tarihini dünyanın yaradılışından, Mısır’dan çıkıp İsrail toprağına gelişe kadar anlatan bu bölümler vardır.

2 Musa’nın “kendi eliyle yazdığı kitaplar” dediniz, yanılmıyorsam. Fakat tarihçilere göre Musa bu ilk beş kitabın “yazarı” değil!

Ne tarihçilere, Ne de inananlara göre! Musa Tevrat’ı Tanrı’nın diktesi altında yazmıştır. Gerçek anlamda “yazarı” değil ancak yazıcısıdır. Tesniye kitabının sonunda Musa’nın ölümü anlatılır. Buna göre, Tesniye’nin yazarı kendi ölümünü, cenaze törenini anlatmış oluyor! Bu konuda Talmud’un pek güzel bir açıklaması vardır; bunda, Tanrı’nın Musa’ya kendi ölümünün öyküsünü dikte ettiği anlatılır. Öykünün sonunda Musa, “ve Musa öldü…” sözlerini duyunca, mürekkeple yazmayı bırakmış, ağlamaya koyulmuş, ve bölümün sonunu getirmek için mürekkep yerine kendi gözyaşlarını kullanmış; bu bölüme “Mürekkeplik gözyaşları” başlığı verilebilirmiş. Musa Tevrat’ın yazarıdır demek, bu kitapların Tanrı tarafından Musa’ya ve onun aracılığıyla Yahudi ulusuna “indirilen” veya verilen kitaplar olduğunu ifade etmektir. Önemli olan, tarih ve takvim değil, Musa’nın otoritesidir; Tanrı’nın vahyinin bir kitap aracılığıyla geldiğine dair temel fikirdir; Tanrı kavramının Yahudiler için bu kitabın varlığı dışında düşünülemeyeceği fikridir.

3 Az önce bahsettiğiniz Talmud tam olarak nedir?

Talmud, Yahudiler için Tevrat kadar önemlidir. Talmud’a sözlü Tevrat da denir. Kitabı Mukaddes’in ilk beş kitabından oluşan yazılı Tevrat’ın tamamlayıcısıdır.

Tevrat

4 Talmud ne zamandan kalmadır?

Zamanda biraz gerilere gidelim. İbraniler MÖ 1250’lerde gelip Kenan eline yerleşirler. Krallık, önce Saul, sonra da Davud’la, MÖ 1000 yılı dolaylarında kurulur. Davud’un oğlu Süleyman Kudüs Tapınağı’nı inşa ettirir. 931’de, yani sadece 70 yıl sonra, siyasal ve dinsel bir ayrılık hareketi baş gösterir ve, kuzeyde İsrail güneyde Yahuda olmak üzere, ülkenin iki ayrı krallığa bölünmesiyle sonuçlanır. 586’da Kudüs tahrip ve Yahudiler Babil’e sürgün edilir, ve buradan 538’de dönerler. Bu sürgünden ne getirmektedirler? Önce bir yazı, bugün de İbraniceyi yazmakta kullanılan Talmud’un, Sina’da Tevrat’ın “indirilmesi” kadar önemli saydığı, dört köşe karakterli yazı… Sonra, halkın bundan böyle Tevrat’ın (ve yeniden inşa edilmiş olan Tapınak’ın) etrafında toplanması. Bu olgu başlıca iki büyük kişiliğin çevresinde gerçekleşir: Nehemya ve özellikle “Kâtip” Ezra. Zaten “kâtiplerin”, Yasa’yı inceleyen, tartışan ve açıklayan, aynı zamanda son ve kesin -bir daha dokunulamayacak- şekliyle kayda geçiren “ulema”nın, etkisi de tam burada başlar.

5 Bir daha dokunulamayacak… mı dediniz?

İbranicede sofer, “kâtip” sözcüğü, “anlatıcı” ve “sayıcı” anlamlarına da gelir; yani aynı zamanda yazma, anlatma ve hesap kavramları içerir. Bu kâtipler, bir daha değiştirilmemek üzere saptamak amacıyla, Tevrat’ın harflerini, sözcüklerini, bölümlerini saymışlardır. Her harf hesaba girmiştir; “boşluklar” ve susma işaretleri bile anlam kazanmıştır. 

6 Tevrat kutsal bir metin oldu da ondan mı?

Hayır. Yahudi inancına göre Tanrı dünyayı yazılı metinle yaratmıştır da ondan. En eski geleneğin mirasçıları olan kâtipler böylelikle, dünyanın modeli olan, hatta dünyadan daha da önemli olan, bir metin vücuduna girmişlerdir. Eğer dünyanın bu metinde söylenenlere denk düşmediği fikrindeysem, dünyayı doğru algılayamayışımdandır, metinde yanlışlık olmasından değil. Başka deyişle, ben dünyanın ve dünyadaki hayatın anlamını ancak, kesin olarak saptanmış Tevrat’ı anlayarak kavrayabilirim. Tevrat’a dokunmamın gerekliği buradan geliyor. Bir harf eklemek ya da çıkarmak, dünyayı tahrip etmek olur.

Hz. İsa, 13. yüzyıl, Ayasofya Kilisesi

7 Dört İncil’in ayrı anlatılışının mevcut olması çelişki yaratmıyor mu?

Hayır, hiç yaratmıyor. Her İncil yazarı kendi mensup olduğu Hıristiyan cemaatinin kısaslarını ve kaygılarını yansıtıyor. Dört versiyon arasında elbette birçok farklılıklar bulunuyor ama bu konuda da, bana göre, çizdikleri İsa portresindeki genel uyuşum, uyuşmazlıklara oranla çok çok üstün durumdadır.

8 Sık sık ve sürekli olarak, İncillerin yazılış tarihleri sorgulanır. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

Hemen hemen iki yüzyılda beri, gerek Protestan gerek Katolik yorumcular, İncillerin en küçük ayetine, en küçük sözcüğüne varıncaya kadar her şeyini, aynı zamanda tarihsel, coğrafi, dilbilimsel bağlamlarını didik didik ettiler. Araştırmacılar arasında, gayet açık ve net kanıtlara dayalı belli bşr oylaşıma varıldı. Buna göre, (benzerlikleri ve uyuşumları nedeniyle) “sinoptik” denilen üç İncil-Matta, Markos ve Luka İncilleri -son ve kesin biçimleriyle, 70-80 yıllarından kalmadır. Yuhanna İncili’nin kesin metni ise 100 yılı dolaylarında tamamlanmış olmalıdır. Demek ki ilk İncil (olasılıkla Markos’unki) İsa’nın ölümünden (yaklaşık MS 30) en az 40 yıl sonraya aittir.

Bu gecikme, İncil uzmanları da dahil bazı kimseleri rahatsız etmekte, ve bunlar üç İncilin, özellikle Markos’unkinin, yazılış tarihini 40 yılı dolaylarına, yani İsa’nın ölümünden ancak 10 yıl sonraya yerleştirmektedir. Böylece, fazla geç yazıya geçirilmiş olmaktan ötürü -onlara göre- tehlikeye giren imanı kurtardıklarını düşünmektedirler.

9 Ama bu kaygılar pek de yersiz görünmüyor!

Sandığınızdan daha az yerinde! Ben burada, elle tutulur kesinliklere ihtiyaç duyan “fondomanlist” bir eğilim görüyorum. Bunlar hıristiyanlığı bir geleneğin (ilk cemaatlere ağızdan aktarılıp sonra İncil yazarları tarafından yazıya dökülen, İsa’nın havarilerinin geleneğinin) üzerine değil, doğrudan doğruya metinlerin üzerine kurmak istiyorlar. Metinleri, İsa’nın ortadan kayboluşundan birkaç yıl sonra onun sözlerini olduğu gibi yansıtan, ya da İsa’nın sözlerini söyledikleri anda kaydetmiş veya onun hayatının olaylarını dolaysızca anlatmış tanıkların söylediklerini aktaran belgeler olarak görüyorlar. Yani bir bakıma, sanki elimizde İsa’nın söylediklerini aktaran belgeler olarak görüyorlar. Yani bir bakıma, sanki elimizde İsa’nın söylediklerinin bir bant kaydı varmış gibi, bugünkü deyimle, onunla bir röportaj yapılmış gibi… Bu görüşü benimseyenler böylece güvenceye aldıklarını ve kuvvetlendirdiklerini düşünüyorlar.

10 Belki de haklılardır, olamaz mı?

Tutumları iki sorun gündeme getiriyor. Önce tarihsel sorun: Tarihçiler ve araştırmacılar ezici bir çoğunlukla bu erken yazılış tarihini kabul etmiyorlar. Sinoptik İncillerde 60-70 yıllarına ait olanların izlerini, ya da metinler arasında nispeten önemli aykırılıklar buluyorlar. Bunlar ancak, olaylarla onların yazılışları, en azından kesin biçimleriyle kaleme alınışları arasında belli bir süre, aşağı yukarı yarım yüzyıl kadar bir ara kabul edildiği taktirde açıklanabiliyor

İkinci sorun daha teolojik nitelikte: İnsanın, imanı tarihsel türden kanıtlar üzerinde temellendirmeye ihtiyacı var mıdır? Biz Hıristiyanlar için, İsa’nın gerçekten yaşamış olduğunu bilmek elbette temel önemdedir. Örneğin Bultmann’a, ya da çok büyük bir protestan ilahiyatçı olan Karl Barth’a hak vermek gerekmez mi? Her ikisi de Hıristiyanları ne pahasına olursa olsun (tarihsel) kesinlikler, güvenilir metinler, çürütülemez tanıklıklar aramamaya teşvik etmişlerdir. Onlara göre –ki haklıdırlar– iman, Tanrı Sözü olarak İncil’e imandır, başka şeye gerek yoktur.

(Kaynak: İnancın En Güzel Tarihi, Çeviren: İsmet Birkan, İş-Kültür Yayınları, 2015)

(670)

Yorum yaz