Home Hayat İnsan Necmiye Alpay: "Barış ise, devletten pek işitmediğimiz bir sözcük."
Necmiye Alpay: "Barış ise, devletten pek işitmediğimiz bir sözcük."

Necmiye Alpay: "Barış ise, devletten pek işitmediğimiz bir sözcük."

123
0

Nec­miye Alpay, tutuk­lu­lu­ğu­nun bit­me­si­nin hemen ardın­dan Duvar’a konuştu. Nec­miye Alpay, “Bizim dava biraz sim­ge­leşti dene­bi­lir. ‘Terö­rist’ dam­ga­sı­nın ne kadar yerli yer­siz ve insaf­sızca yapış­tı­rı­la­bil­diği aşi­kâr oldu” dedi.

Kapa­tı­lan Özgür Gün­dem gaze­te­si­nin yayın danışma kurulu üyesi, dil­bi­limci, yazar, çevir­men Nec­miye Alpay’ın tutuk­lu­luğu 11 gün önce bitti. Alpay, 4 aylık tutuk­lu­lu­ğu­nun son bul­ma­sı­nın ardın­dan Duvar’a konuştu. Anıl Mert Özsoy’un yap­tığı söy­le­şide, Nec­miye Alpay, “Bol soru işa­reti taşı­yan yazı­lar her açı­dan iyi­dir diye­bi­li­rim yal­nızca” dedi.

Anıl Mert Özsoy: Önce­likle geç­miş olsun. Ken­di­nizi nasıl his­se­di­yor­su­nuz? 80’li yıl­larda ceza­evi dene­yimi yaşa­mış bir insan ola­rak 2016’da OHAL süre­cinde içe­ride neler yaşa­dı­nız?

Nec­miye Alpay: İyi­yim, teşek­kür­ler. 2016 OHAL ilanı ‘o da tutuk­lan­mış, bu da tutuk­lan­mış, şu khk, bu khk’ fır­tı­na­la­rıyla geldi, bili­yor­su­nuz. Bakır­köy Kadın Cezaevi’ne de bir dizi kısıt­la­mayla yan­sı­mıştı, ben tutuk­lan­dı­ğımda durum buydu. Bakır­köy Cezaevi’ni 80’li yıl­la­rın Mamak’ıyla kar­şı­laş­tır­mak müm­kün değilse de, irkil­tici ayak ses­leri de hiç yok değildi.

AMÖ: Bir­çok sivil top­lum kuru­lu­şuna öncü­lük etmiş, barış müca­de­lesi ver­miş bir insan ola­rak, dev­let tara­fın­dan hak­sız bir ithamla suç­la­nı­yor­su­nuz. Özgür Gün­dem düz­le­minde, barışa ve barış çağ­rı­sına uygu­la­nan san­sür hak­kında ne söy­le­mek ister­si­niz?

NA: “Bir­çok sivil top­lum kuru­lu­şuna öncü­lük etmiş” sözü benim için fazla abar­tılı olur. Az çok kat­kım olmuş­tur demek daha doğru. “Hak­sız itham”, elhak, hem de nasıl hak­sız. “Barış” ise, dev­let­tin pek işit­me­di­ği­miz bir söz­cük. Belki yal­nızca ulus­la­ra­rası alanda, başka diyar­lar için, mec­bur kalınca kul­la­nı­yor­lar… Kürt sorunu ve Özgür Gün­dem düz­le­minde de bu san­sür devam etti. Barış fik­rine biraz yak­la­şı­lan dönemde de bir yığın başka terim kul­la­nıldı, sonuçta “çözüm” dendi, “Çözüm Süreci” vb. Dev­le­tin de oto­san­sür­leri var!

Kam­pan­ya­lar ve nöbet­ler umut üre­ten birer des­tek oldu elbette. Nöbet­ler kişi ola­rak biz­le­rin duru­munu aşan birer demok­ra­tik müca­dele kana­lına dönüştü, biz­den önce baş­la­mıştı zaten, Silivri’de ve Bakırköy’deki nöbet­ler.

AMÖ: Siz ve Aslı Erdo­ğan için dışa­rıda ede­bi­yat­çı­la­rın ve akti­vist­le­rin baş­lat­tığı bir kam­panya vardı. Bunun top­lum­sal ola­rak ses getir­di­ğini düşü­nü­yor musu­nuz? Kişi­sel ola­rak bu kam­pan­ya­lar içe­ride sizi nasıl etki­ledi?

NA: Çeşitli kam­pan­ya­lar oldu­ğun­dan haber­dar­dık. Top­lum­sal ola­rak ne kadar ses getirdi, pek bile­mi­yo­rum. Galiba daha çok demok­rat çev­re­lerde yankı uyan­dırdı, barış ve temel hak­lar konu­ları git­gide artan ölçü­lerde ilgi uyan­dırdı. Hatta bizim dava biraz sim­ge­leşti dene­bi­lir. “Terö­rist” dam­ga­sı­nın ne kadar yerli yer­siz ve insaf­sızca yapış­tı­rı­la­bil­diği aşi­kâr oldu. Ve Özgür Gündem’in arka­sın­dan Cum­hu­ri­yet ope­ras­yonu gelince mese­le­nin çok daha köklü olduğu ortaya seri­li­verdi… Kam­pan­ya­lar ve nöbet­ler umut üre­ten birer des­tek oldu elbette. Nöbet­ler kişi ola­rak biz­le­rin duru­munu aşan birer demok­ra­tik müca­dele kana­lına dönüştü, biz­den önce baş­la­mıştı zaten, Silivri’de ve Bakırköy’deki nöbet­ler. Biz­ler de tutuk­lan­ma­dan önce katıl­mış­tık!

AMÖ: Dil­bi­limci kim­li­ği­nizle bir­çok yazar ve edi­tör için kıy­metli bir yeri­niz var. Yazılı ve sözlü savun­ma­nızda da bu özel­li­ği­niz ön plan­daydı. Sizin için dilin önemi nedir? Haya­lini kur­du­ğu­nuz barış dili nasıl olu­şa­cak?

NA: Teşek­kür ede­rim. Ben ken­dime “dilbilimci”den çok, ‘dilci’ derim ama, bu pek alı­şıl­mış bir kul­la­nım olma­dı­ğın­dan, “dil­bi­limci” sıfatı öne çıktı… “Dil” söz­cü­ğü­nün bir­kaç anlamı var, bun­lar­dan biri de ‘söylem’dir. “Barış dili” der­ken daha çok ‘barış­çıl söy­lem’ demiş olu­yo­ruz. Bunun haya­lini yal­nızca ben değil, bütün barış yan­lı­ları kurdu, yıl­lar­dır yine­lendi bu kav­ram. Sanı­yo­rum kas­te­di­len, ‘barış­çıl verim­ler üret­mek iste­yen, hınç birik­tir­me­yen söylem’dir, en azın­dan benim açım­dan öyle. Özel­likle, ayrım­cı­lık mağ­dur­la­rı­nın konum­la­rını göze­ten bir söy­lem­dir. Bu konuyu bir mik­tar yaz­mış­tım, Barış Eşit­tir adlı blo­guma bakı­la­bi­lir.

Yürür­lüğe konu­la­cak yeni bir çözüm/barış süreci bu çok köklü sorun­ları bir bütün ola­rak ele almak zorunda. Büyük beden­sel sorun­lar yaşa­yan­lar var.

AMÖ: Ceza­evi çıkı­şında kadın­lar için nöbete gele­ce­ği­nizi söy­le­di­niz. İçe­ride tutuklu bulu­nan kadın ve çocuk­la­rın koşul­ları nasıl? Sizin için zor olan durum­lar nelerdi?

NA: Kadın­lar için nöbet düzen­le­ne­bi­le­cek mi, bil­mi­yo­rum. Uma­rım düzen­le­ne­bi­lir ve ben de katı­lı­rım. Biz adli tutuk­lu­larla değil, siyasi tutuk­lu­larla kal­dı­ğı­mız için, çocuk­ları ve diğer kadın­ları ancak uzak­tan göre­bil­dik, mal­tada ya da ring ara­cında rast­la­dıkça. Bazen duvar­ları aşan ses­le­rini duya­bil­dik. Orta­lama 250 çocuk olu­yor­muş Bakır­köy Cezaevi’nde. Çocuk­lar için kreş ve ana­okulu var ama, sonuçta ceza­evin­de­ler. Bu hap­setme işi insan­lık dışı. Günü­müzde “mağara adamı”nın yaşamı denince bizde nasıl bir duygu uya­nı­yorsa, gele­ce­ğin insan­ları da “mah­pus, hapis­hane” denince aynı duy­guyu yaşa­ya­cak… Bakır­köy Cezaevi’nde, bizim siyasi tari­hi­mizde ilk kez olmak üzere, yirmi, yirmi iki, yirmi üç yıl­dır ceza­evinde olan siyasi hükümlü kadın­lar var. Yir­mili yaş­la­rında, bazen daha da genç­ken hap­se­dil­miş­ler. Yürür­lüğe konu­la­cak yeni bir çözüm/barış süreci bu çok köklü sorun­ları bir bütün ola­rak ele almak zorunda. Büyük beden­sel sorun­lar yaşa­yan­lar var. Sibel Çap­raz, Jiyan…

AMÖ: 80’li yıl­larda yayım­la­nan bir yazı­nızda uygu­la­dı­ğı­nız oto­san­sür­den dolayı piş­man oldu­ğu­nuzu dile geti­ri­yor­su­nuz. Bugünkü süreçte yazı­nın özgür­lü­ğünü nerede görü­yor­su­nuz? OHAL kap­sa­mında kapa­tı­lan bir­çok yayın organı var. Bu gibi fela­ket dönem­le­rinde yazara düşen görev nedir, nasıl bir dil kul­la­nıl­ma­lı­dır?

NA: Andı­ğı­nız cüm­leyi hangi bağ­lamda söy­le­di­ğimi hatır­la­ya­ma­dım ama, “yazı­nın özgür­lüğü” sözü bugün hayli iro­nik kaçı­yor. Sos­yal medya dahil her tür med­ya­nın bunca mağ­dur yazarı var­ken. Nasıl bir dil kul­la­nı­la­cağı konu­sunda genel bir reçete veri­le­bi­le­ce­ğini san­mı­yo­rum. Bol soru işa­reti taşı­yan yazı­lar her açı­dan iyi­dir diye­bi­li­rim yal­nızca.

AMÖ: Dava süre­cinde ismi­niz daha çok anı­lır oldu, bu durum sizi endi­şe­len­di­ri­yor mu? Sır­tı­nıza top­lum­sal bir yük almış gibi his­se­di­yor musu­nuz?

NA: Endi­şe­den çok, bir ola­ğa­nüstü hal duy­gusu yara­tı­yor. OHAL’deyiz zaten.

AMÖ: Bun­dan son­raki süreçte top­lum­sal ve kişi­sel plan­la­rı­nız, hayal­le­ri­niz neler­dir?

NA: Genel çiz­gi­lerde bir deği­şik­lik olmadı. Usul açı­sın­dan, bil­gi­sa­yar­sız ve inter­net­siz geçen aylar bel­le­ği­mizi daha sıkı tut­ma­mız gerek­ti­ğini gös­terdi, onu söy­le­ye­bi­li­rim. Öte yan­dan, nasıl değer­len­di­re­ce­ğimi benim de merak etti­ğim bazı esaslı tec­rü­be­ler gelip bağ­rıma yer­leşti.

Anıl Mert Özsoy’un Gazete Duvar’daki Nec­miye Alpay söy­le­şisi

(123)

Yorumlar