Home Kültür Sanat Müzik Nino Varon: "Tatları doğru yakalamazsan ne ilişki, ne ticaret, ne iş, hiçbir şey olmaz, hele sanat hiç olmaz."
Nino Varon: "Tatları doğru yakalamazsan ne ilişki, ne ticaret, ne iş, hiçbir şey olmaz, hele sanat hiç olmaz."

Nino Varon: "Tatları doğru yakalamazsan ne ilişki, ne ticaret, ne iş, hiçbir şey olmaz, hele sanat hiç olmaz."

654
0

Benim artist­le­rimi sora­cak olur­san başta Nilüfer’dir, Tanju Okan’dır, Kayahan’dır, biraz da Ajda Pekkan’dır.

Yaprak Sayın

Nino Varon, müzis­yen, yapımcı, res­sam. Müziğe saç­ları dökül­dük­ten sonra komp­leks­le­rini yen­mek için gitarla baş­la­mış. Kış­ları İstanbul’da, yaz­ları Büyükada’da yaşa­yan bir ailede büyü­müş. Orta öğre­ni­mini Saint Michel’de tamam­la­dık­tan sonra, üni­ver­si­teye git­meyi hiç düşün­me­miş. Türkiye’yi asker­liği sıra­sında tanı­yan Nino Varon, asker­lik­ten sonra bir plak şir­ke­tinde çalış­maya baş­la­mış. Mes­lek haya­tına plak seçi­ci­li­ğiyle baş­la­yıp pro­dük­tör­lüğe terfi etmiş. Türkiye’de 70’ten fazla artistle çalış­mış, ya şarkı yaz­mış, ya şarkı seç­miş ya da pro­dük­si­yonu dizayn etmiş. Nino Varon, “Yet­miş artist olsa, yet­miş şarkı eder,” diyor. “Bun­la­rın hepsi benim yaz­dı­ğım şar­kı­lar değil. Bazı­la­rını ben yaz­dım, bazı­la­rını ben keş­fet­tim, bazı­la­rını artiste göre ben yaz­dır­dım, bazı­la­rını ben artis­tin karak­te­rine göre düzen­le­dim ama en önem­lisi şar­kıya göre artisti doğru seç­tim.”

Yap­rak Sayın: Bize Nino Varon’u nasıl anla­tır­sı­nız?

Nino Varon: Beni mes­le­ğimde bu nok­taya geti­ren en önemli özel­li­ğim sanat­çıya yakı­şan şar­kıyı seçe­bi­li­yor olmam. Mesela bizim zama­nı­mızda Tanju Okan, kadın­la­rın hoşuna gide­ceği şar­kı­ları söy­le­te­ce­ğim adamdı, Ajda Pek­kan isyan­kâr, bay­rak­tar, Nilü­fer masumdu. Sadece müzikle uğra­şan biri de olma­dım.

Çoğu zaman müzik, ekmek arası resim yapan bir ada­mım” diyor Nino Varon. “Yorul­du­ğum zaman resim çizi­yo­rum, beyin başka bir boyuta gidi­yor, taze­le­ni­yor. Ben iki hobi mes­leği olan talihli bir ada­mım. Bun­dan para kazan­dın kazan­ma­dın hiç önemli değil.”

YS: Müzik haya­tı­nıza baş­lar­kan etki­len­di­ği­niz bir olay ya da kişi oldu mu?

NV: Ben saç­la­rım dökül­dü­ğünde çok iyi top oynu­yor­dum. Fakat spor şu anki gibi kadın­la­rın maç­lara gidip Fener­bahçe for­ma­sıyla yır­tın­dık­ları gibi ilgi çekici değildi. James Dean, Elvis Pres­ley yeni çık­mıştı, o yüz­den ben de dedim ki, en iyisi gitara baş­lı­yım. Gitarı adada Rum usta­lar­dan öğren­dim, ken­di­mize göre biraz çalı­yor­duk. İlk baş­la­dı­ğımda Kara­van Pavyonu’nda çalı­yor­duk. Bir akşam Aysel Tanju’nun müzis­yeni gel­medi. Pat­ro­nu­muz da, Sen çala­cak­sın, dedi. Çala­ma­ya­ca­ğım diye çok kor­ku­yor­dum ama bir şekilde hal­let­tim. Müzikle uğraş­mak çok güzel tera­pi­dir. Belki hayatı bu yüz­den gır­gıra ala­bi­li­yo­rum­dur. Müzik yapan ve hay­van bes­le­yen insan­lar her zaman fark­lı­dır.

YS: Türkiye’de pro­dük­tör olmak… Siz pro­dük­tör­lük de yap­maya baş­la­dı­nız…

NV: Kör­ler ülke­sinde tek gözlü olmak. Ben Odeon’a gir­di­ğimde plak seçi­cisi ola­rak işe baş­la­dım. Ayten Alp­man, Sezen Aksu şarkı yazı­yordu, stüd­yoya giri­yor­lardı. Müzis­yen olma­mın da bana çok fay­dası oldu çünkü şar­kı­ları çok daha kolay aklımda tuta­bi­li­yor­dum ve seçe­bi­li­yor­dum. İki tane çok tutu­lan parça çıkar­dım. Bir tanesi “Too many tears”, bir tanesi “All hung up in your green eyes” o zaman bu işte ne kadar başa­rılı ola­bi­le­ce­ğimi gös­ter­miş oldum. 70 yılında Nilüfer’i din­le­di­ğimde sesinde bir tını vardı, İtal­yan şar­kıda çok belli olma­mıştı. Onu bir gün ziya­ret ettim ve plak yap­mak iste­di­ğimi söy­le­dim. Ama son­ra­sında Fransa’ya trans­fer oldum, plak yapı­la­madı. Daha son­ra­sında Nilüfer’i Fran­saya çağır­dım ve ilk şar­kı­sını çıkar­dık.

YS: Peki pro­dük­tör olmak için hangi özel­lik­lere sahip olmak gere­ki­yordu?

NV: En önem­lisi şar­kı­ları sanat­çıyla uyumlu seçe­bil­mek. Mesela Füsun Önal neşeli şar­kı­la­rın sanat­çısı, Nilü­fer genç kız, masu­mi­yet müzesi gibi. Pro­dük­tör olunca da burada benim en büyük şans­la­rım­dan bir tanesi de ismi­min güzel­liği oldu. Nilüfer’i ilk çıkar­dı­ğımda, kim bu Nino Varon dedi­ler. Ya İtal­yan ya Fran­sız oldu­ğumu düşün­dü­ler çünkü o zaman­lar yabancı merakı daha da faz­laydı. Ben iyi bir müzis­yen de deği­lim aslen, ben müzikte zeki­yim. Keş­fe­dici bir tara­fım var, bütün kazan­dık­la­rımı göz­lemci tara­fı­mın çok geliş­me­sin­den kazan­dım.

YS: Türkiye’de popü­ler müzi­ğin geç­mi­şini ve bugü­nünü kar­şı­laş­tı­rır­sak aklı­nıza gele­cek ilk olumlu ve olum­suz fark­lar neler­dir?

NV: Bizim zama­nı­mız­daki müzik çok daha cid­diydi. Bunda TRT’nin kat­kısı çok büyük­tür. TRT’nin bir dene­tim meka­niz­ması vardı. Bu sayede yan­lış işler daha az ortaya çıkı­yordu. Şimdi tek­no­loji saye­sinde müzik yap­mak çok kolay­laştı. Tek­no­loji ile artık ger­çek davul çok az çalı­nır oldu, ger­çek gitar da tabii. Bir prog­ram çıktı, gitarı o prog­ram­dan çalı­yor­sun. Hangi marka gitar oldu­ğun­dan, gitarı çala­nın kim oldu­ğuna kadar seçe­bi­li­yor­su­nuz. Bir olgu ortaya çıkı­yor, bu olguyu canlı müzikle ortaya çıkar­mı­yor­sun, alette olu­şu­yor bu. Her­kese müzik yapa­bilme rahat­lığı geldi, stüd­yo­larda bu yüz­den iş yok artık. Artık stüd­yo­lar en son kade­mede cila yap­mak için kul­la­nı­lı­yor. Dola­yı­sıyla hal­kı­mı­zın, insan­la­rın yaşam şekli her döneme imza­sını atı­yor. Günün şart­la­rına göre konu­lar işle­nir, bes­te­ler yapı­lır, hepsi çok güzel ola­bi­lir ama söy­le­di­ğim gibi artist yavan kalırsa şarkı da yalan ola­bi­lir. Türkiye’ye gelir­sek, Türkiye’de olgun, bil­gili, vata­nını seven, belirli bir kül­türe eriş­miş Türk sanat müziği diye bir tarz vardı. “Nasıl geçti haber­siz”, “Bak yeşil yeşil” gibi, 70’lerde 80’lerde çok naif şar­kı­lar vardı. Bu şar­kı­lar bizim karak­te­ri­mizi tam anla­tı­yordu, o zaman­lar daha akıllı tür­kü­ler vardı. Ara­besk diye bir şey çıktı. Çünkü bizim ülke­miz ağla­mayı sevi­yor, hayat şart­ları böyle.

Bir de şunu ekle­mek isti­yo­rum, mesela son bir senede bir tane güzel şarkı çıktı. İsmi “Bağ­dat”. Neden? Çünkü şarkı söy­le­ye­nine çok yakı­şı­yor, ikisi de naif. Bir şarkı özüyle buluş­tuğu zaman ve tabii ki bir de şansı olduğu zaman tutu­yor. Bugün her şey para oldu: Pro­mos­yon para, prog­rama çık­mak para. Aslında biz sanat yapı­yo­ruz. Bülent Ortaçgil’i tele­viz­yonda göre­mez­ken her yerde iyi yapıl­ma­mış işlerle kar­şı­la­şa­bi­li­yo­ruz.

Nino Varon’un sulu­boya ve karı­şık tek­nik resim­leri.

YS: Zamana yenik düş­me­yen şar­kı­lar nasıl ortaya çıkı­yor?

NV: Şar­kı­la­rın yapı­lış­ları çok ilginç, beş daki­kada bir satır­dan bir şey üre­te­bi­li­yor­sun. Mesela “Bir kadın bu kadar özlen­mez ki” ada­daki evime taşın­dı­ğımda yap­tı­ğım bir şarkı. Saat gece üç, ani­den aklıma geli­yor şar­kı­nın söz­leri. Piyano çal­ma­sını bil­me­den akor­ları nis­pe­ten doğru bası­yo­rum ve şarkı ortaya çıkı­yor. Tanju Okan bugün hayatta olsaydı 90 değil 200 yaşında bile olsa bir numara olurdu. Kaya­han söy­le­ye­cekti, has­ta­lı­ğın­dan dolayı o da söy­le­ye­medi. Şar­kıyı ben mırıl­dan­dım, kendi müzi­ğimi yap­maya karar ver­dim. Fran­sız­la­rın, solcu Yunan­la­rın yap­tığı gibi, konu­şur gibi bir müzik yarat­tım. Şim­diki Nino Varon bu. Ben kendi müzi­ğimde insan­la­rın hayal­le­ri­nin anah­ta­rını veri­yo­rum.

Mesela “Papatya fal­ları” da benim şar­kım. O gün­lerde “Elbette” çık­mıştı ve ben şar­kıyı çok kıs­ka­nı­yor­dum. Aydın Sar­man diye bir arka­da­şım bana geldi, Abi benim kıy­me­timi anla­mı­yor­lar, sen anlar­sın, sana bir­kaç şar­kımı geti­re­ce­ğim, dedi. Getirme, ben sana bir şarkı sipa­riş ede­ce­ğim, dedim. Bana minör bir şarkı yap­manı isti­yo­rum, akor­deon isti­yo­rum, man­do­lin isti­yo­rum. Bana “Elbette” ile yarı­şa­cak bir şarkı yap­manı isti­yo­rum, dedim. Bir gün sonra geldi, kasete çek­miş şar­kıyı, kaseti çal­maya baş­la­dı­ğı­mız anda aklıma Demet geldi. Sonra söz­le­rini yaz­dık, naka­ra­tın üze­rine ekle­dik.

YS: Münir Nuret­tin Sel­çuk gibi büyük bir isimle çalış­mış­sı­nız..

NV: Bir gün pat­ro­num bana dedi ki, her gün kot pan­to­lon giyi­yor­sun, yarın takım elbise giy. Münir Nuret­tin Selçuk’u sen kar­şı­la­ya­cak­sın. Münir Nuret­tin Sel­çuk beyaz Mercedes’iyle geldi. Kapıyı açıp, Sizi kar­şı­lama şerefi bana bah­şe­dildi, çok mut­lu­yum hocam, koluma girer misi­niz, dedim. Sen ne güzel konu­şu­yor­sun, dedi. Biz usta­lar­dan ilham ala­rak büyü­dük bu yüz­den o an benim için unu­tul­mazdı. Daha sonra pat­ro­numa, Bu çocuk kim, çok sev­dim, diye sor­muş. Sonucu, “İspan­yol Mey­ha­nesi” şar­kı­sını ben çıkar­dım, Türkiye’nin en büyük şar­kı­la­rın­dan birin­den bah­se­di­yo­ruz. Artis­tin ger­çek­ten hak ede­nine, dav­ra­nış biçimi çok önemli çünkü yara­tıcı artist başka, yorumcu artist başka. Yorumcu güzel bir kadın beş daki­kada yapıl­mış her­hangi bir şar­kıyı söy­le­ye­bi­lir.

En çok çalış­mak iste­yip çalı­şa­ma­dı­ğım sanat­çı­lar­dan biri Bülent Ortaç­gil, diğeri de rah­metli Kâzım Koyuncu.”

YS: Bir­çok ünlü isimle çalış­tı­nız, unut­ma­dı­ğı­nız bir anı­nız var mı?

NV: Tanju Okan ile ilgili bir anımı anla­ta­bi­li­rim. Tanju Okan’ın meş­hur “Has­ret” şar­kısı. Odeon’a yeni gir­miş­tim, annem plak­ları evde din­le­sin diye bir pikap almış­tım, bir şar­kıyı duy­muş, çok beğen­miş, Bunun Türk­çe­sini mut­laka yap­ma­lı­sın, dedi. Bu ara ilk nişan­lımla kav­ga­lı­yım. “Bu akşam çok efkâr­lı­yım, kal­bim neden kan ağlı­yor” söz­le­rini yazı­yo­rum, annem not alı­yor. Sonra neden böyle duy­gu­sal söz­ler yaza­yım, ben iyi­yim deyip vaz­geç­tim. O dönem­lerde de Ergin Bener ile orta­ğız, Odeon’dan ayrıl­mış­tım. Ergin’e söy­le­dim, Hümeyra’yı yeni keş­fet­mişti, Gel bu şar­kıyı biti­re­lim, dedi. Biri­sini bul­duk, şar­kıyı tamam­lat­tık, ben üze­rinde çalı­şıp bitir­dim. Kime söy­le­te­bi­li­riz diye düşü­nür­ken Tanju Okan aklı­mıza geldi. Hemen Tanju Okan’dan bir ran­devu aldım, Can Bartu ile Divan’da otu­ru­yor­lardı, yan­la­rına git­tim. Hocam bir şarkı var, sen söy­ler­sen çok güzel olur, dedim. Din­le­meyi kabul etti, tele­fo­nunu aldım. İki üç gün sonra ara­dım, Sev­dim şar­kıyı, söy­le­ye­bi­li­rim, anlaşma kısmı da kolay, dedi. Hangi ton­dan söy­le­ye­ce­ğini konu­şur­ken, Aynı ton olsun, değiş­tir­me­ye­lim, dedi. Eli­miz­deki az bir parayla küçük bir orkestra kur­duk, stüd­yoya gir­dik. Playback’i yap­tık, Tanju Okan geldi, söy­le­meye baş­ladı ama şarkı bir ton yük­sek kaldı. Yine de baş­ladı şar­kıyı söy­le­meye. Sonra aklıma Dario Moreno’nun plak­ları geldi, ağla­ya­rak söy­lerdi şar­kı­la­rını. Ben de Tanju Okan’a, Hafif ağla­ya­rak söyle şar­kıyı, dedim. Şar­kıyı bitir­dik, kay­det­tik, inşal­lah tutar dedik. Hem bir ton aşa­ğı­dan söy­le­mesi, hem de ağlar­mış gibi söy­le­mesi kadın­la­rın hoşuna gitti, şarkı bu yüz­den tuttu. Doğru tonda söy­len­miş olsa belki tut­ma­ya­cak. Şarkı tutunca Tanju Okan’a para verme durumu ortaya çıktı. Git­tik görüş­meye ama çan­ta­sız geldi. Tanju çan­ta­sız gel­miş­sin deyince de, Sen bana para mı vere­cek­sin, bana haya­tı­mın şar­kı­sını yap­tır­dın, evle­ni­yor­sun bu benim sana düğün hedi­yem olsun, dedi.

YS: Mes­lek haya­tı­nızda dönüm nok­tası olan ya da sizi çok etki­le­yen bir olay var mı?

NV: Odeon’da Engin Arman ile çalı­şır­ken bir beste yap­tım. Nes­rin Sipahi’ye söy­let­meye karar ver­dik. Nes­rin Sipahi Türk sanat müziği diva­la­rın­dan biri ve ilk defa hafif batı müziği söy­le­ye­cek. Büyük bir orkestra, yirmi keman vardı. Stüd­yoya git­tik. Nes­rin Hanım gel­miş, pro­va­lara baş­la­mış. Hafif batı müziği değil, söy­le­yi­şinde ala­turka­lık var. Biraz rahat­la­yıp ara ver­dik­ten sonra, nasıl gidi­yor diye sordu. Ben de araya girip, Size bir şey söy­le­mem lazım, dedim. Bugün düşün­me­niz lazım ki Türk sanat müziği söy­le­mi­yor­su­nuz, bu hafif batı müziği, daha batılı söy­le­me­niz lazım. O sırada müdü­rüm, Olmadı, bir sanat­çıyla böyle konu­şul­maz, dedi. Nes­rin hanım içer­den, Bir dakika, bir dakika, diye ses­lendi. İlk defa birisi bana nasıl yap­mam gerek­ti­ğini söy­lü­yor, lüt­fen beni bu keyif­ten mah­rum bırak­ma­yı­nız, dedi. Bu beni ilerki iş haya­tım için de çok cesa­ret­len­dir­mişti.

YS: Bugün müzikle uğraş­mak iste­yen genç­lere vere­bi­le­ce­ği­niz bir tav­siye var mı?

NV: Söy­le­ye­bi­le­ce­ğim en önemli şey­ler­den biri şu: genç­ler­den önce her aile çocu­ğuna bir gitar almalı ve oda­sına mut­laka asmalı. Çal­sın ya da çal­ma­sın. Yeni gelen genç nesil çok yete­nekli. Bizim gibi hoca peşinde koş­ma­sına da gerek yok, inter­net elle­ri­nin altında. Zaten genç nesi­lin doğası bizim­kin­den çok daha yete­nekli, kolayca öğre­ne­bi­li­yor. Çağı­mızda bunun savaşı yaşa­nı­yor. Her­kes güzel bir şey yap­maya çalı­şı­yor ve hepsi bir­bi­rine vuru­yor kay­bo­lu­yor.

(654)

Yorumlar