Home Hayat Doğa Bitkiler 80 yılda 1000 canlının soyu tükenebilir!
80 yılda 1000 canlının soyu tükenebilir!

80 yılda 1000 canlının soyu tükenebilir!

45
0

Dün­yada canlı tür­le­ri­nin çeşit­li­liği sürekli aza­lı­yor. 2100 yılına dek nesli tüke­nen canlı tür­le­ri­nin sayısı 1000’i bula­bi­lir. Peki bu konuda ne yapı­la­bi­lir?

Bazı can­lı­la­rın nes­li­nin tüken­mesi her zaman yer­yü­zünde yaşa­mın bir par­çası olmuş­tur. Ama 65 mil­yon yıl önce dino­zor­ları orta­dan kal­dı­ran ve bugün nere­deyse karşı kar­şıya oldu­ğu­muz kit­le­sel soy tüken­me­sine çok daha sey­rek rast­la­nır.

Bilim insan­ları, günü­müz­deki hızla giderse 2100 yılına dek 269-350 kuş ve memeli türü­nün soyu­nun tüke­ne­ce­ğini tah­min edi­yor. Ancak soyu tükenme riski olan can­lı­lar için oluş­tu­ru­lan özel liste uygu­la­ma­ları işe yara­mazsa bu sayı 1000’e kadar çıka­bi­lir. Bitki ve omur­ga­sız hay­van­lar­daki soy tüken­mesi konu­sunda ise fazla bilgi sahibi deği­liz. Ama omur­galı hay­van­lar­daki kayıp, eko­sis­te­min diğer kısım­ları konu­sunda da fikir veri­yor.

Biyo­lo­jik çeşit­li­lik bakı­mın­dan dün­ya­nın hızla kayba uğra­dığı doğ­ru­dur. Biyo­lo­jik çeşit­li­lik, canlı orga­niz­ma­la­rın çeşit­li­liği ola­rak tarif edi­lir; ama aynı zamanda her canlı türü içinde ve bu canlı tür­le­riyle eko­sis­tem­ler ara­sında da çeşit­li­lik söz konu­su­dur. Biyo­log EO Wil­son bu kaybı, iklim deği­şik­liği teh­di­di­nin göl­ge­sinde kalan “gizli ve büyük bir tra­jedi” ola­rak tanım­la­mıştı.  Ama bu konuda yapı­la­bi­le­cek­ler de var.

Yeryüzünde yaşam neden daha az çeşit içeriyor?

Bunun kısa yol­dan cevabı: İnsan yüzün­den.

Son dönem­ler­deki soy tüken­mesi vaka­la­rında ortak fak­tör insan olmuş­tur; doğal yaşam ortam­la­rına insa­nın zarar ver­mesi. Burada tarım önemli bir rol oynar. Örne­ğin Ama­zon orman­la­rı­nın önemli bir kısmı ağaç­tan arın­dı­rı­la­rak soya fasul­yesi ekimi ve hay­van­cı­lık için alan açıl­mış­tır.

Şehir­le­rin kurul­ması ve geniş­le­mesi de başka bir etken­dir. Örne­ğin New Orle­ans ve Kalküta’da şehri çev­re­le­yen böl­ge­lerde batak­lık­la­rın kuru­tul­ması ile şehir­leri büyütme çaba­ları, kana­li­zas­yon sis­temi ve kir­li­lik, can­lı­la­rın yaşam alan­ları üze­rinde olum­suz etki­lerde bulu­nu­yor.

Ayrıca insan­la­rın bile­rek ya da kazara bir ortama sok­tuğu yeni canlı tür­le­ri­nin de yıkıcı etki­leri olu­yor. Geç­miş­ten beri o doğal ortamda yaşa­yan can­lı­lar bir­çok durumda, has­ta­lık­lara daha daya­nıklı ve daha az doğal sal­dır­ganı olan bu yeni işgalci can­lı­larla reka­bet ede­mi­yor. Özel­likle adada yaşa­yan can­lı­lar bu olum­suz­luk­lara daha açık ola­bi­li­yor. Mauritius’taki dodo, Guam’daki uçan tilki buna en iyi örnek­tir.

İnsan etkin­li­ğin­den kay­naklı iklim deği­şik­liği de önemli bir etken. Eko­sis­tem­leri tah­rip eden bu fak­tör, soy tüken­me­sini tetik­le­yen neden­ler bakı­mın­dan da liste başına tır­ma­na­bi­lir. İklim deği­şik­li­ğin­den yarar­la­nan ve zarar gören can­lı­lar ola­cak­tır. Ama belli bir ortam için uzman­laş­mış, yaşa­dığı böl­ge­den uzak­laş­ma­yan, farklı doğal ortam­larda yeni top­lu­luk­lar kura­ma­yan can­lı­lar soy tüken­me­sine en ideal aday­lar­dır.

Dodo­la­rın nesli de tüken­mek üzere.

İnsan için önemi ne?

Son yıl­larda doğa­nın insana sun­duğu ola­nak­la­rın değe­rini para­sal ola­rak ifade eden eği­lim­ler ortaya çıktı. Bit­ki­le­rin kar­bon depo­la­ması, böcek­le­rin bit­ki­lere polen taşı­ya­rak ürün olu­şu­muna kat­kısı, ağaç­la­rın suyu filt­re­den geçir­mesi vb. şek­linde sıra­la­na­bi­le­cek hiz­met­le­rin dünya çapın­daki değeri yıl­lık 125-145 tril­yon dolar ola­rak hesap­la­nı­yor.

Fakat bu hiz­met­le­rin bir­çoğu zorunlu ve vaz­ge­çil­mez olması, örne­ğin yeşil alan­la­rın insan psi­ko­lo­jisi üze­rin­deki olumlu etki­le­ri­nin parayla hesap edi­le­me­mesi gibi neden­lerle bu yak­la­şımı eleş­ti­ren­ler de var.

Bir tek türün sayı­sı­nın azal­ması önem­siz gibi görü­ne­bi­lir, ama bunun eko­sis­tem üze­rinde çok daha geniş etki­leri olur ve bazı balık tür­le­rinde olduğu gibi eko­sis­te­min tümüyle çök­me­sine neden ola­bi­lir.

Uçan tilki de teh­li­kede.

Peki bu gidişat durdurulabilir mi?

Tarih kitap­ları insan­la­rın 60 bin yıl­lık öykü­sünde canlı tür­le­rini nasıl soy tüken­me­sine yönelt­ti­ğine dair karam­sar tab­lo­lar çizer. Ama gele­ce­ği­miz de öyle olmak zorunda değil­dir. Bu süreci yavaş­latma, hatta ter­sine çevirme gücü de insa­nın elinde ola­bi­lir.

Farklı ülke­ler veya dünya çapın­daki eko­lo­jik ve biyo­lo­jik çeşit­li­lik koruma giri­şim­leri de gene­tik alan­daki yeni tek­no­lo­ji­ler de bu alanda umut verici ola­bi­lir.  Uzman­lar, soyu tüken­miş canlı tür­le­ri­nin yeni­den oluş­tu­rul­ması çalış­ma­la­rı­nın haber­lere konu oldu­ğunu, ama den­ge­siz artışla başka can­lı­lar için teh­dit teş­kil eden can­lı­la­rın üre­me­sini sınır­lan­dırma konu­sun­daki çalış­ma­la­rın gene­tik tek­no­lo­jide bugün uygu­la­na­bil­di­ğini söy­lü­yor.

Fare­le­rin her yeri istila etmesi, Yeni Zelanda’da arı­la­rın, Avustralya’da kur­ba­ğa­la­rın isti­lası gibi sorun­larda gen tek­no­lo­ji­siyle kısır­laş­tır­maya baş­vu­ru­la­bi­lir.

Peki insan müda­ha­lesi doğa­daki can­lı­lara teh­dit oluş­tur­mak yerine doğayı koru­ya­bi­lir mi? Uma­rız öyle olur. Bugüne kadar yaşa­nan altı kez geniş kap­samlı soy tüken­mesi vaka­la­rına yeni­le­rini ekleme ihti­mali ile karşı kar­şıya oldu­ğu­muz bu dönemde, doğayla iliş­ki­le­ri­mizi yeni­den göz­den geçi­re­rek çözüm­ler bul­ma­mız gerek­tiği kesin.

(Geor­g25

(45)

Yorumlar