Home Öykü Kısa Öykü A. S. Byatt • İsa, Martha ve Meryem’in Evinde
A. S. Byatt • İsa, Martha ve Meryem’in Evinde

A. S. Byatt • İsa, Martha ve Meryem’in Evinde

202
0
İsa Martha ve Meryem’in Evinde: Bir Mutfak Sahnesi (detay), Diego Velázquez, 1618.

Aşçılar çabuk öfkelenmeleriyle ünlüdür. İşe yeni alınan genç kadın Dolores bunların çoğundan da kötü diye düşündü Concepción. Hem daha kötü, hem daha iyiydi. Dolores’in tatlara ve baharata karşı olağanüstü bir yatkınlığı vardı. İriyarı yapısına ve yapılı kollarına karşın kokulara ve baharata karşı inanılmaz derecede duyarlı bir burnu vardı ve hamur işlerinde ve akıtma-bazlama çeşitlerinde pek eline çabuktu. Gerçek bir sanatçı olabilirdi, isteseydi ilerleyebilirdi. Ama haddini bilmiyordu. Somurtuyor, söyleniyor, şikâyet ediyordu. Doña Conchita gibi, kiliseye, ipek giysilerini savura savura, dantel bir duvağın altında giden narin bir hanımefendi olarak değil, hizmetçi olarak doğmuş olmasını bir tür esef verici tesadüf olarak görüyor gibiydi. Concepción, Dolores’e, biraz da iğneleyici bir şekilde, o giysilerin içinde zaten pek de hoş durmayacağını söyledi. Sen ağır iş yapmak için doğmuş olan bir kısraksın, bir Arap tayı değilsin, dedi Concepción. Dünya güzeli değilsin. Her tarafın adale. Senin için biçtiği konumda sana sağlık verdiği için Tanrı’ya dua etmelisin. Haset ölümcül bir günahtır.

Bu haset değil, dedi Dolores. Ben yaşamak istiyorum. Düşünmek için zaman istiyorum. Oraya buraya iteklenmek istemiyorum. Dolgun yanaklarını, kızgınlıkla bükülmüş dudaklarını daha da abartılı gösteren parlak bakır bir tavada yüzünü inceledi. Evet, doğruydu, dünya güzeli değildi ama hiçbir kadın bunun yüzüne söylenmesinden hoşlanmaz. Tanrı onu irikıyım yaratmıştı ve Dolores, bu yüzden ondan nefret ediyordu.

Genç ressam, Concepción’un arkadaşıydı. Resimlerini çizmek için tekrar tekrar sürahi, çanak, kepçe ödünç alıyordu onlardan. Domuz salamı kangalları, soğan ve sarmısak demetleri altında, sessizce bir köşede oturan Concepción’u da ödünç alıyor, yüzünü çiziyordu. Concepción’u ideal bir güzellikte olmasa da bilge ve zarif çiziyordu. Sağlam kemikleri, hoş bir ağzı, alnında harikulade güzel bir ağ oluşturmuş olan çizgiler vardı, burnunun kenarındaki çizgiler de derin derin hakkedilmişti. Ressamın dönüştürdüğü şekilleri görünceye kadar, bunlar Dolores’in ilgisini çekmemişti. Ressamın Concepción ile ilgili çizimleri, Dolores’in kendisinin güzel olmadığına ilişkin bilgisini artırmıştı. Onunla hiç konuşmuyor ama onun yanında, bir tür öfke içinde harıl harıl çalışıyor, havanda sarımsağı eziyor, yoğunlaşmış bir beceri ile balıktan fileto çıkarıyor, hamuru tokatlıyor, dolu yağdırır gibi kullandığı doğrama bıçağıyla trampet sesleri çıkarıyor, soğanları, arkası görünecek kadar ince zerrelere ayırıyordu. Kendini, ressamın dalgın dalgın kaydetmekte olduğu odanın köşelerinde, kimsenin bakmadığı bir karanlığın içinde ağır bir yer, zavallı bir gölge yığını olarak hissediyordu. Ressam, Concepción’a yağlıboya bir resmini vermişti. Resimde, kenarları aşınmış toprak bir kap içinde parlak balıklar ve sert beyaz yumurtalar yapmıştı. Dolores resmin onu niye etkilediğini bilmiyordu. Tahta plaka üzerine yapılmış yağlıboya resimde niçin yumurta ve balıklar daha gerçek olsun ki, aslında daha az gerçektirler. Ama daha gerçektiler. Dolores ressamla hiç konuşmadı ama kısmen biliyordu ki, eğer konuşsaydı, sonunda kendisine de karanlıkların içinde, kalbinin değerli bir köşesinde saklayacağı böyle bir ışık parçası sunabilirdi.

Pazar, günlerden en kötüsüydü. Pazar günü, kilise ayininden sonra aile misafir kabul ederdi. Aile üyelerini ve dostlarını, papazı, bazen de piskoposla sekreterini kabul ederlerdi. Oturur konuşurlar ve Doña Conchita kara gözlerini ve solgun, uzun yüzünü, ülkenin ve Hıristiyan âleminin durumu konusunda zarif şakalar yapan ve sert yargılarda bulunan din adamlarına çevirirdi. Bonbonlar ve sütlü, şaraplı, kremalı tatlılar, şekerlemeler ve bıldırcınlar ve böreklerin akışını sürdürebilecek sayıda hizmetkâr olmadığından Dolores’e bazen hem bunları taşıyıp getirmek hem de servis yapmak için gereksinim olurdu ki, Dolores bu işleri biraz isteksizce yapardı. Beklendiği gibi, gözlerini alçakgönüllülükle yere indirmez, tersine, çevresine kızgın kızgın diker, Doña Conchita’nın güzel kolyesinin takılı olduğu boynuna verdiği bükülüşlere, onun güzel ayağını, mahcup mahcup dinlediği pedere doğru değil de odanın öbür tarafındaki genç Don José’ye doğru hafif hafif vurmasını izlerdi. Dolores yağda pişmiş sıcak biber yemeğini masanın üstüne öyle şiddetle koydu ki, tabak kırıldı ve yağlar ve baharat, işlemeli ipek örtüye döküldü. Doña Conchita’nın dadısı Doña Ana, Dolores’i bir dakika boyunca azarladı, yalnızca sakarlık değil, küstahlık gerekçesiyle de işten çıkarmakla, ücretini kesmekle tehdit etti. Dolores sessiz sedasız değil, bacaklarını yürüyen meşe ağaçları gibi kullanarak koca adımlarla mutfağa geri döndü ve bağırmaya başladı. Onu işten çıkarmalarına gerek yoktu, gidiyordu zaten. Bir insan için hayat değildi bu. Kendisinin onlardan ne eksiği vardı, üstelik de daha yararlıydı. Gidiyordu.

Ressam, köşesinde, Dolores’in yaptığı yavru yılanbalığını ve alioli yemeğini yiyordu. İlk kez Dolores’e doğrudan seslendi ve bu son haftalardaki kokulu otlar konusundaki zevkli seçimleri, şeker ve baharat konusundaki sağduyulu tavrı, tatlıyı ve ekşiyi bol ve incelikli kullanımı için ona çok şey borçlu olduğunu ifade etti. Siz gerçek bir sanatçısınız, dedi ressam, çatalıyla işaret ederek.

Dolores ona saldırdı. Kendisiyle alay etmeye hakkı olmadığını söyledi. Ressam gerçek bir sanatçıydı, yumurta ve balıklardaki, kimsenin o zamana kadar görmemiş olduğu ama sonradan hep göreceği ışığı ve güzelliği ortaya çıkartıyordu. Kendisi ise mutfaktan güzel çıkıp geriye karmakarışık ve ezilmiş biçimde dönen pastalar ve yemekler yapıyordu – o kadar çok konuşuyorlar ki, ne yediklerinin farkında bile değiller, yemekten başka zevkleri olmayan papazlar dışında öbürleri, yemeklerin çoğunu şişmanlama korkusuyla zaten yemiyor. Sadece gösteriş için talep ediyorlar, gösteriş için ve bu yalnızca bir dakika sürüyor, ona bir bıçak atıncaya kadar ya da bir çatalla onu zarif bir şekilde tabağın içinde gezdirmeye başlayıncaya kadar.

Ressam başını bir yana eğdi ve Dolores’in kırmızı yüzüne dikti gözlerini, tıpkı bakır sürahileri ya da cam bardakları dikkatine aldığı gibi, gözlerini bir çizgi haline gelinceye kadar kısarak. Dolores’e, Aziz Luka’nın anlattığı Martha ve Meryem’in evinde İsa’nın öyküsünü bilip bilmediğini sordu. Hayır, dedi Dolores, bilmiyordu. Bilmesi gerektiği kadarını, ilmihali, kilisenin duvarlarında çizili olan, günahkârlara kıyamet gününde ne olacağını biliyordu. Ve yine kilise duvarlarında çizili olan, katledilmiş şehitleri bilirdi.

Bunlar Beytanya’da1 oturan iki kız kardeşmiş, diye anlattı ressam. İsa zaman zaman onları ziyaret eder, orada dinlenirmiş. Meryem onun dizi dibinde oturur, onun söylediklerini dinlermiş, Martha ise, Aziz Luka’nın anlattığına göre, çok fazla hizmet görmekten rahatsız olur, şikâyet edermiş. Martha, Efendimize, “Kardeşimin bütün hizmeti bana bırakmasına hiç aldırmıyor musun? Ona söyle, bana yardım etsin,” demiş. İsa ona demiş ki: “Martha, Martha, sen çok şey için kaygılanıp telaşlanıyorsun. Oysa gerekli olan tek bir şey var ve iyi olanı Meryem seçti. Bu ondan geri alınmayacaktır.”2

Dolores kızgın bir tavırla kaşlarını çatarak bunun üstünde düşündü. “İşte bu konuşan bir erkek, hiç kuşkusuz. Her zaman, yapılması gereken bazı hizmetler olacaktır ve biri de bu hizmetleri yapmaya mahkûm olacaktır ve bu kişinin, o daha iyi yaşam biçimini yaşamak için seçme şansı ya da fırsatı olmayacaktır. Efendimiz, kendisini dinleyenler için havadan ekmek somunları ve balıklar yaratabilirmiş ama sıradan ölümlüler bunu yapamaz. İşte bu yüzden, onlar, seçtikleri o daha iyi yaşam biçimini yaşarken, biz –Concepción ve ben– onlara hizmet ediyoruz.”

Ve Concepción, Dolores’e dikkatli olmasını, yoksa günaha gireceğini söyledi. Efendimizin ona uygun gördüğü mevkiyi kabul etmeyi öğrenmeliydi. Ressama başvurdu: Dolores’in kanaatkâr, sabırlı olmayı öğrenmesi gerekmiyor muydu? Dolores’in gözlerine sıcak yaşlar hücum etti. Ressam dedi ki:

“Hiç de değil. Bu, insanların size uygun gördüğü mevkiyi kabul etme meselesi değil, tasalı ve dertli olmamayı öğrenme meselesidir. Burada, Dolores’in de, tıpkı benim de olduğu gibi o daha daha iyi yaşam biçimine ulaşma yolu var ve bu yol, benimki gibi, ekmek somunlarına ve balıklara dikkat etmekle başlar. Önemli olan, aptal kızların, onun ürettiği işi tabaklarının içinde, bir çatalla itiştirmeleri değil, ürettiği yapıtın iyi olması, bilgelerin anladığını anlaması, sarmısağın, soğanın, tereyağının ve zeytinyağının, yumurta ve balığın, biberin, patlıcanın, kabağın ve mısırın doğasını anlamasıdır. Aşçı da ressam kadar yaradılışın özünü inceler, ama benim yaptığım gibi ışık altında ve yüzeyler bakımından değil, yine Tanrı’nın bazı amaçlar uğruna bize verdiği öbür duyular, tat alma, koklama, dokunma duyularıyla bakar. Daha iyi yaşam biçimine, asıltıyı anlayarak ulaşabilirsin, Dolores, yapraklarda ve ette tazeliği ve çürüme belirtilerini inceleyerek, şarap ve kan ve şekeri birbirine katıp sos yaparak, benim kadar sen de, hatta ışığı güzel incilerine düşürmek için boyunlarını büken zarif hanımlardan çok daha iyi bir şekilde, ona varabilirsin. Çok gençsin Dolores, çok güçlü ve çok öfkelisin. Artık şu önemli dersi öğrenmelisin ki –sağlıklı olduğun sürece– ayrım hizmet edenlerle edilenler, rahatlık içinde olanlarla iş görenler arasında değil; dünyaya, dünyadaki pek çok şekle ve güce ilgi duyanlar ile, ya endişe içinde ya da esneyerek yalnızca gün geçirenler arasındadır. Yumurta ve balık resmi yaptığım zaman ben onun tanrısal karşılığının resmini yapıyorum – yalnızca yumurta, tıpkı yeşil filizleri olan cansız köklere de izafe edildiği gibi, Diriliş’in simgesi olarak kabul edildiği için değil, yalnızca İsa’nın adının harfleri Yunanca balık anlamına geliyor diye değil, dünya ışık ve hayat dolu olduğu için ve gerçek suç buna ilgi göstermemek olduğu için. Senin, bu girişi sağlayan bir yolun var, buna yönel. Belki de, hem de bir çıkış yoludur da, bütün becerilerde olduğu gibi. Kilise öğretilerine göre, Meryeminki düşünce ağırlığı olan, Marthanınkine göre daha eyleme dayalı bir yol. Ama bütün ressamlar bir düşünmeli, hangi yol daha üstün olandır diye. Ve aşçılar da çözmeye çalışır bilinmeyenleri.”

“Bilmem ki,” dedi Dolores kaşlarını çatarak. Ressam başını öbür yöne eğdi. Kafası balık kılçıkları, çanaktaki altın yumurta ve zeytinyağı çevrintisi, bir keçinin omzundaki kasların konumuna ilişkin imgelerle doldu kısaca. “Benim bildiklerim bir şey değil. Bir anda geçip gidiyor. Pişiyor ve yeniyor ya da çürüyor ve köpeklere veriliyor ya da atılıyor.”

“Tıpkı hayat gibi,” dedi ressam. “Ya yeriz, ya yeniriz, ve eğer şanslıysak bize verilmiş olan yetmiş yaşımıza ulaşırız, bu da bir meleğin gözünde bir andır. Bu anlayış bir süre devam eder. Senin zanaatında ve benimkinde.”

Ressam dedi ki: “Kaşlarını çatman kendi başına etkili bir güç. Martha ve Meryem’in evinde İsa’nın tablosunu yapmaya niyetliyim. Seni çizmeme izin verir misin? İsteksiz olduğunu fark ettim de.”

“Güzel değilim.”

“Değilsin ama güce sahipsin. Öfkende güç var, bunun ötesinde kendinde de güç var.”

Bundan böyle, izleyen hafta ve aylar boyunca, ressam onları ziyarete gelip onu ve Concepción’u çizdikçe ya da alioli yiyip yaptığı kırmızı biberler, kuru üzümlerle karnını doyurup tatlarını övdükçe, Dolores kendisini, elinde mızrak ve kılıç yerine et bıçağı ve şiş tutan bir tür tanrıça gibi, bir kahraman görüntüsü vererek çizeceğine ilişkin bir fikir oluşturdu. Kendisini poz verirken buluyor, ressamın da bu pozları kaydettiğini görüyor ve bundan vazgeçmeye çalışıyordu. Ressamın, kendi sanatına ilişkin malzemelere gösterdiği ilgi kendi ilgisini de artırmıştı. Kendini aşıyor, onun için yeni bileşkeler deniyor, yeni meyve suları sunuyor, köpük köpük yeni kremalar yaratıyordu. Concepción, kızın ressama âşık olmasından korkuyordu ama ressam, hiç belli etmeyerek, gayet zekice bunun önüne geçti. Gözlerini kısıp bakması, dikkatini yoğunlaştırdığını gösteren bakışı, erotik bir bakışın tam tersiydi. Kızla, karşısında sanki bir meslektaşı, kendi işinin sırlarına vakıf bir iş arkadaşı varmış gibi konuşuyor ve Concepción, tam da bilincinde olmadan, bunun Dolores’e, aşk girişimlerinin vermeyeceği bir özgüven, bir ağırlık verdiğini görüyordu. Kadınlara, onları resmettiği çizimleri göstermedi ama onlara, odalarına götürebilecekleri küçük, birkaç baş sarmısak ve uzun acı biber resimleri veriyordu. Ve sonunda, İsa, Martha ve Meryem’in Evinde tablosu bittiğinde ressam, her iki kadını da gelip resme bakmaları için stüdyosuna davet etti. İlk kez onların tepkisiyle ilgili endişe duyuyor gibiydi.

Resmi gördüklerinde Concepción nefesini içeri çekti. Her ikisi de, sol tarafta, ön plandaydı. Kendisi kızı azarlıyordu, parmağını kaldırmış, resmin sağ üst köşesindeki küçük sahneye işaret ediyordu – bir pencerenin ardında mıydı, yoksa bir kapı eşiğinin ötesinde mi, yoksa bir duvara yansımış bir imgenin imgesi miydi? Açık değildi – burada İsa ayağının dibine çökmüş bakan kutsal kadına yönelik konuşuyordu, bu sırada, kadının kız kardeşi kayıtsızca arkada duruyor ve bu da, tıpkı, belki de bu figür için bir başka açıdan da modellik yapmış olan Concepción’a benziyordu. Ama ışık dört şeyi aydınlatıyordu – çok kısa süre önce öldükleri için hâlâ gözleri parlak olan gümüş rengi balıkları; yumurtaların sağlam, beyaz, ışık yayan parıltısını; yarı yarıya soyulmuş ve gerçek gibi duran sarmısak başlarını ve kızın, kahverengi, sıvanmış giysi kollarının içindeki şişman kırmızı kollarının üstünde yükselen somurtkan, kanlı canlı, öfkeyle kaşları çatılmış yüzünü. Ressam, Dolores’in çirkinliğini ölümsüzleştirmiş, diye düşündü Concepción, kız onu hiçbir zaman affetmeyecekti. Sabırlı ve solgun Madonna resimlerine alışkındı. Bu ise ihtiyatlı bir hoşnutsuzluk gösteren, kanlı canlı etti. Concepción, “Balıkların gözleri ne kadar canlı,” dedi. Ressamla birlikte, canlı Dolores’in kendi imgesini seyretmesini izlerken sesi aptalca eridi gitti.

Dolores öylece durdu ve baktı. Baktı. Ressam bir o ayağının, bir bu ayağının üstünde dikildi. Sonra Dolores, “Aaa, evet, ne gördüğünüzü görüyorum, ne kadar tuhaf,” dedi. “İnsana, kendine bu kadar büyük bir dikkatle bakılması çok tuhaf geliyor.” Ve sonra başladı gülmeye. O gülerken yanak ve dudakların aşağı bakan hatları yukarı doğru bakmaya ve birbirinden ayrılmaya başladılar. Çatılmış kaşlar birbirinden koptu, gözler keyifle parladı, genç ses gürüldedi. İmge ile kadın arasındaki anlık benzerlik yok oldu. Sanki öfke, resimde hareketsiz ve sonsuzdu ve kadın zamanın içine doğru özgür bırakılmıştı. Kahkaha bulaşıcıydı, hep olduğu gibi; bir an sonra Concepción, sonra da ressam ona katıldı. Ressam şarap getirdi ve kadınlar getirdikleri sununun üstünü açtı, acılı etli bazlama ve yeşil salata. Birlikte oturup yediler.

Çeviren: Lale Akalın

Özgün adı: “Christ in the House of Martha and Mary”

A(ntonia) S(usan) Byatt (1936) • İngiltere’nin Yorkshire bölgesinde doğdu. Cambridge ve Pennsylvania üniversitelerinin bünyesindeki okullarda okudu ve Oxford Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptı. Londra Üniversitesi’nde ve Central School of Art and Design’daki (Merkez Sanat ve Desen Okulu) öğretmenliğinin ardından 1972’de, Londra Üniversitesi’nde İngiliz ve Amerikan edebiyatı alanında öğretim üyesi olarak çalışmaya başlayan Byatt, görevini 1983’te bırakarak yazarlığa yoğunlaştı. Booker Roman Ödülü de dahil olmak üzere birçok ödülün seçici kurulunda yer aldı. 1990-1998 yılları arasında British Council’ın edebiyat alanındaki danışmanları arasında bulundu. Times Literary Supplement, The Independent ve The Sunday Times gibi dergi ve gazetelere ve de BBC’nin radyo ve televizyon programlarına düzenli katkıda bulunuyor. Ünlü yazar Margret Drabble’in kardeşidir. • Öykü derlemeleri: Sugar and Other Stories, (1987, Şeker ve Öteki Öyküler), The Matisse Stories (1993, Matisse Öyküleri), The Djinn in the Nightingale’s Eye (1994, Çeşm-i Bülbülün İçindeki Cin), Collected Stories (2000, Toplu Öyküler), Elementals: Stories of Fire and Ice (1998, Yer, Gök, Toprak, Su: Ateş ve Buz Öyküleri) ve The Little Black Book of Stories (2003, Küçük Kara Hikâyeler Kitabı). • Deneme ve incelemelerini topladığı kitaplar arasında, öyküye ilişkin olanlar On Histories and Stories: Selected Essays’de (2000, Tarihler ve Öyküler Üzerine: Seçilmiş Denemeler) yer alır.

 

 

(202)

Yorum yaz