Home Hayat İnsan Akışkan Aşk
Akışkan Aşk

Akışkan Aşk

2.36K
0

Eskimek hiçbir varlığa değer kazandırmadığından yeninin peşinde koşturup duruyor insanlar. Yeninin değişim değeri hep yüksek. Peki bu akışkanlık içinde aşk nerede duruyor, duruyor mu?

Melike Uzun

Dün oturup çay içtiğimiz mekân bugün hediyelikçi eşya dükkânına dönüşebiliyor. Yıllardır film izlediğimiz bir sinema salonu bugün harabe iş hanının içinde kayboluyor. Gecekondular yıkılıp yerlerine gökdelenler dikiliyor. Doğal döngünün, yenilenmenin yetişemediği bir hız içinde hayat, hızlı trenin penceresinden akan manzara gibi şekillerin ayrıntılarına, ruhlarına vakıf olmadan, onları adlandırmadan geçip gidiyor. Bu akışkanlık içinde duygular da adlandırmadan, üzerine düşünmeden varlığına veya yokluğuna kapılmadan, ne olduğu tam olarak seçilemeden bir siluet halinde yaşanıyor. Ama, gerçek şu ki, o siluet, hayatımızda kimsenin üzerine konuşmadığı bir ağırlık bırakıp gidiyor. Bauman’ın Akışkan Aşk’ında bu siluete canlılık kazandırılmaya çalışılmış.

Gözde olan her şey göz açıp kapayıncaya kadar yenisiyle yer değiştiriyor. Büyük şehirlerde kurulan devasa binalarıyla devasa semtler bir yenisinin kurulmasıyla gözden düşüveriyor. Üst sınıftan olmanın göstergesi bir giyim markası değerini yitirip yerine daha pahalı ürünlerin satıldığı bir yenisi geçiyor. Eskimek hiçbir varlığa değer kazandırmadığından yeninin peşinde koşturup duruyor insanlar. Yeninin değişim değeri hep yüksek. Peki bu akışkanlık içinde aşk nerede duruyor, duruyor mu?

Kimse geçmişin aşklarını romantize etmeye kalkmamalı. Eskitmekten herkes tek tek sorumluyken kimin kendini tenzih ederek şikâyet etmeye hakkı var ki? Kaldı ki şikâyetlenme başlı başına akıl yürütmekten yoksun bir hislenmenin ürünü. Bauman’ın Akışkan Aşk’ta yaptığı tam da bu: Hislenmenin karşısına sürekli değişim içindeki toplumda insanın duygularının vuku buluşunu analiz etmek.

Bauman öncelikle arzu ve aşkı birbirinden ayırır ancak bu ayırmada birinden birine ayrıcalık tanımaz. Sonuçta her ikisi de yıkıcıdır.  “Arzu ve aşk. Kan kardeşler. Kimi zaman ikiz. Yine de asla gerçek ikiz (tek yumurta ikizi) değil. Arzu tüketme isteği demektir. İçmek, yiyip yutmak, sonra da sindirmek – yok etmek demektir. Arzu başkalığın varlığından başka kışkırtıcıya gerek duymaz. Bu varlık daima zaten bir hakaret ve aşağılamadır. … Aşk ise özen göstermek ve özen gösterilen nesneyi koruma arzusudur… Aşk hizmete girmek, her an hazır olmak, emre amade olmak anlamına gelir. Teslim olma yoluyla kontrol; abartma şeklinde yansıyan fedakârlık. Aşk iktidar açlığının yapışık ikizidir, ayrıldıklarında ikisi de hayatta kalmaz.”

Bauman aşk üzerine genel belirlemelerden sonra Guardian Weekend’de yayımlanan deneyim aktarımlarını alıntılar. Guardian Weekend’de kişiler adlarıyla birlikte ilişkilerine dair bilgi vermişlerdir. Bauman, bu bilgiyi alıntıladıktan sonra aktarılan deneyim üzerine açıklamalar yapar. Bu bölüm bir anlamda akışkan aşkın, her şeyin hızla yüzdüğü, gözlemlenemez ve adlandırılamaz olanın dondurulup adlandırılma, açıklanma çabasıdır. Bu çaba yapıtın bütünüyle birlikte düşünüldüğünde akışkanlığa karşı koyma eylemi olarak okunabilir.

Aşkın akışkanlığı tek başına bir olgu değildir. Hayatın tüketim çevresinde şekillendiği bir toplumda aşk ve ilişkileri de şekillendiren bu olur. İnsanların ötekine yönelmesi biricikliğe duyulan ilgi gibi içsel bir nedene değil, sunabilecekleri zevk ve eğlence miktarına bağlıdır. Bu durumda inşa edilen aşk olamaz, ilişki olur. Bu durumda, ilişkileri belirleyen ölçütler de daha fazla nüfuz, daha fazla eğlence, daha fazla tüketim olanağıdır.

Bauman aşkın, ilişkinin tecelli edişini mekândan ayrı düşünmez. “İnsanın iştah ve arzuları mekânın içinde ve mekândan doğup gelişmiştir.” İlişkilerin iletişimsizlik ve sorun yumağı olarak ortaya çıkışı mekânların da değişimiyle ilgilidir. Çünkü “Çağdaş şehirler muharebe alanlarıdır.” Şehirden yalıtılmış ama şehirle bağlantısı koparılmamış yeni site inşaatlarının reklamlarında el ele göz göze kadın ve erkek görüntüsünün eşliğinde huzur vaat edilmesinin anlamı bu olsa gerek.

Şehirler sürekli atık üreten bir sistemle işler. Arzunun yaşandığı mekândan dolayı, sistemin işleyişinin teknik bir sindirime dönüşmesi kaçınılmazdır. Tüketme isteği olarak arzu, başkalığa götüren cazibesiyle baştan çıkarır. Ancak ilişki yaşanırken başkalığın sindirilmemiş kalıntıları bu cazibe çekici tüketim ürünleri alanından her an atık alanına geçebilir. Çağdaş şehirler de modern toplumun kötü imal edilmiş ürünlerinin çöplüğüdür. Şehirler ve ilişkiler atık birikimini karşılıklı besler.

Aşkın akışkanlığı şehrin akışkanlığına sıkı sıkıya bağlıysa kişisel gelişim öğütleri, terapiler, meditasyon, yoga kursları atıkların değişim değeri olan ürünler olarak dolaşıma sokulmasından başka bir şey değildir. Yine de Bauman’ın kitabında bize sunduğu şu bilgiyle yaşamalı. “Eros’un öksüzleri. Şurası kesin, Eros ölmedi. Bununla birlikte, kendine miras kalmış alanından sürülerek … aylak aylak gezinmeye ve dolaşmaya mahkum edildi. Artık her yerde ona rastlanıyor, ama o hiçbir yerde barınmıyor. Sabit bir adresi yok – onu görmeyi arzuluyorsanız, post-restans olarak yazın ve umudunuzu yitirmeyin.”

*Zygmunt Bauman, Akışkan Aşk, İnsan İlişkilerinin Kırılganlığına Dair, Çev. Işık Ergüden, Versus Kitap, 2016

(2364)

Yorum yaz