Home Hayat İnsan Akışkan Aşk
Akışkan Aşk

Akışkan Aşk

1.46K
0

Eski­mek hiç­bir var­lığa değer kazan­dır­ma­dı­ğın­dan yeni­nin peşinde koş­tu­rup duru­yor insan­lar. Yeni­nin deği­şim değeri hep yük­sek. Peki bu akış­kan­lık içinde aşk nerede duru­yor, duru­yor mu?

Melike Uzun

Dün otu­rup çay içti­ği­miz mekân bugün hedi­ye­likçi eşya dük­kâ­nına dönü­şe­bi­li­yor. Yıl­lar­dır film izle­di­ği­miz bir sinema salonu bugün harabe iş hanı­nın içinde kay­bo­lu­yor. Gece­kon­du­lar yıkı­lıp yer­le­rine gök­de­len­ler diki­li­yor. Doğal dön­gü­nün, yeni­len­me­nin yeti­şe­me­diği bir hız içinde hayat, hızlı tre­nin pen­ce­re­sin­den akan man­zara gibi şekil­le­rin ayrın­tı­la­rına, ruh­la­rına vakıf olma­dan, onları adlan­dır­ma­dan geçip gidi­yor. Bu akış­kan­lık içinde duy­gu­lar da adlan­dır­ma­dan, üze­rine düşün­me­den var­lı­ğına veya yok­lu­ğuna kapıl­ma­dan, ne olduğu tam ola­rak seçi­le­me­den bir siluet halinde yaşa­nı­yor. Ama, ger­çek şu ki, o siluet, haya­tı­mızda kim­se­nin üze­rine konuş­ma­dığı bir ağır­lık bıra­kıp gidi­yor. Bauman’ın Akış­kan Aşk’ında bu silu­ete can­lı­lık kazan­dı­rıl­maya çalı­şıl­mış.

Gözde olan her şey göz açıp kapa­yın­caya kadar yeni­siyle yer değiş­ti­ri­yor. Büyük şehir­lerde kuru­lan devasa bina­la­rıyla devasa semt­ler bir yeni­si­nin kurul­ma­sıyla göz­den düşü­ve­ri­yor. Üst sınıf­tan olma­nın gös­ter­gesi bir giyim mar­kası değe­rini yiti­rip yerine daha pahalı ürün­le­rin satıl­dığı bir yenisi geçi­yor. Eski­mek hiç­bir var­lığa değer kazan­dır­ma­dı­ğın­dan yeni­nin peşinde koş­tu­rup duru­yor insan­lar. Yeni­nin deği­şim değeri hep yük­sek. Peki bu akış­kan­lık içinde aşk nerede duru­yor, duru­yor mu?

Kimse geç­mi­şin aşk­la­rını roman­tize etmeye kalk­ma­malı. Eskit­mek­ten her­kes tek tek sorum­luy­ken kimin ken­dini ten­zih ede­rek şikâ­yet etmeye hakkı var ki? Kaldı ki şikâ­yet­lenme başlı başına akıl yürüt­mek­ten yok­sun bir his­len­me­nin ürünü. Bauman’ın Akış­kan Aşk’ta yap­tığı tam da bu: His­len­me­nin kar­şı­sına sürekli deği­şim için­deki top­lumda insa­nın duy­gu­la­rı­nın vuku bulu­şunu ana­liz etmek.

Bauman önce­likle arzu ve aşkı bir­bi­rin­den ayı­rır ancak bu ayır­mada birin­den birine ayrı­ca­lık tanı­maz. Sonuçta her ikisi de yıkı­cı­dır.  “Arzu ve aşk. Kan kar­deş­ler. Kimi zaman ikiz. Yine de asla ger­çek ikiz (tek yumurta ikizi) değil. Arzu tüketme isteği demek­tir. İçmek, yiyip yut­mak, sonra da sin­dir­mek – yok etmek demek­tir. Arzu baş­ka­lı­ğın var­lı­ğın­dan başka kış­kır­tı­cıya gerek duy­maz. Bu var­lık daima zaten bir haka­ret ve aşa­ğı­la­ma­dır. … Aşk ise özen gös­ter­mek ve özen gös­te­ri­len nes­neyi koruma arzu­su­dur… Aşk hiz­mete gir­mek, her an hazır olmak, emre amade olmak anla­mına gelir. Tes­lim olma yoluyla kont­rol; abartma şek­linde yan­sı­yan feda­kâr­lık. Aşk ikti­dar açlı­ğı­nın yapı­şık iki­zi­dir, ayrıl­dık­la­rında ikisi de hayatta kal­maz.”

Bauman aşk üze­rine genel belir­le­me­ler­den sonra Guar­dian Weekend’de yayım­la­nan dene­yim akta­rım­la­rını alın­tı­lar. Guar­dian Weekend’de kişi­ler adla­rıyla bir­likte iliş­ki­le­rine dair bilgi ver­miş­ler­dir. Bauman, bu bil­giyi alın­tı­la­dık­tan sonra akta­rı­lan dene­yim üze­rine açık­la­ma­lar yapar. Bu bölüm bir anlamda akış­kan aşkın, her şeyin hızla yüz­düğü, göz­lem­le­ne­mez ve adlan­dı­rı­la­maz ola­nın don­du­ru­lup adlan­dı­rılma, açık­lanma çaba­sı­dır. Bu çaba yapı­tın bütü­nüyle bir­likte düşü­nül­dü­ğünde akış­kan­lığa karşı koyma eylemi ola­rak oku­na­bi­lir.

Aşkın akış­kan­lığı tek başına bir olgu değil­dir. Haya­tın tüke­tim çev­re­sinde şekil­len­diği bir top­lumda aşk ve iliş­ki­leri de şekil­len­di­ren bu olur. İnsan­la­rın öte­kine yönel­mesi biri­cik­liğe duyu­lan ilgi gibi içsel bir nedene değil, suna­bi­le­cek­leri zevk ve eğlence mik­ta­rına bağ­lı­dır. Bu durumda inşa edi­len aşk ola­maz, ilişki olur. Bu durumda, iliş­ki­leri belir­le­yen ölçüt­ler de daha fazla nüfuz, daha fazla eğlence, daha fazla tüke­tim ola­na­ğı­dır.

Bauman aşkın, iliş­ki­nin tecelli edi­şini mekân­dan ayrı düşün­mez. “İnsa­nın iştah ve arzu­ları mekâ­nın içinde ve mekân­dan doğup geliş­miş­tir.” İliş­ki­le­rin ile­ti­şim­siz­lik ve sorun yumağı ola­rak ortaya çıkışı mekân­la­rın da deği­şi­miyle ilgi­li­dir. Çünkü “Çağ­daş şehir­ler muha­rebe alan­la­rı­dır.” Şehir­den yalı­tıl­mış ama şehirle bağ­lan­tısı kopa­rıl­ma­mış yeni site inşa­at­la­rı­nın rek­lam­la­rında el ele göz göze kadın ve erkek görün­tü­sü­nün eşli­ğinde huzur vaat edil­me­si­nin anlamı bu olsa gerek.

Şehir­ler sürekli atık üre­ten bir sis­temle işler. Arzu­nun yaşan­dığı mekân­dan dolayı, sis­te­min işle­yi­şi­nin tek­nik bir sin­di­rime dönüş­mesi kaçı­nıl­maz­dır. Tüketme isteği ola­rak arzu, baş­ka­lığa götü­ren cazi­be­siyle baş­tan çıka­rır. Ancak ilişki yaşa­nır­ken baş­ka­lı­ğın sin­di­ril­me­miş kalın­tı­ları bu cazibe çekici tüke­tim ürün­leri ala­nın­dan her an atık ala­nına geçe­bi­lir. Çağ­daş şehir­ler de modern top­lu­mun kötü imal edil­miş ürün­le­ri­nin çöp­lü­ğü­dür. Şehir­ler ve iliş­ki­ler atık biri­ki­mini kar­şı­lıklı bes­ler.

Aşkın akış­kan­lığı şeh­rin akış­kan­lı­ğına sıkı sıkıya bağ­lıysa kişi­sel geli­şim öğüt­leri, tera­pi­ler, medi­tas­yon, yoga kurs­ları atık­la­rın deği­şim değeri olan ürün­ler ola­rak dola­şıma sokul­ma­sın­dan başka bir şey değil­dir. Yine de Bauman’ın kita­bında bize sun­duğu şu bil­giyle yaşa­malı. “Eros’un öksüz­leri. Şurası kesin, Eros ölmedi. Bununla bir­likte, ken­dine miras kal­mış ala­nın­dan sürü­le­rek … aylak aylak gezin­meye ve dolaş­maya mah­kum edildi. Artık her yerde ona rast­la­nı­yor, ama o hiç­bir yerde barın­mı­yor. Sabit bir adresi yok – onu gör­meyi arzu­lu­yor­sa­nız, post-res­tans ola­rak yazın ve umu­du­nuzu yitir­me­yin.”

*Zyg­munt Bauman, Akış­kan Aşk, İnsan İliş­ki­le­ri­nin Kırıl­gan­lı­ğına Dair, Çev. Işık Ergü­den, Ver­sus Kitap, 2016

(1462)

Yorumlar