Home Bilgi Bankası Edebiyat Başlangıç ve Dan Brown’ın Dünyası
Başlangıç ve Dan Brown’ın Dünyası

Başlangıç ve Dan Brown’ın Dünyası

351
0

Karak­te­rim bütün gün benimle konu­şu­yor.”

Dan Brown’ın son kita­bını ya da bun­dan önce bası­lan ve iki yüz mil­yon kop­yaya sahip kitap­la­rını oku­yan her­kes, onun bil­gi­leri anla­tıyla bir­leş­tirme konu­sun­daki ken­dine özgü tar­zını bilir. Yayım­la­nan son kitabı Baş­lan­gıç’ta da bu tarzı gör­mek müm­kün­dür.

Dan Brown’ın ede­bi­yata genel yak­la­şımı da böy­le­dir aslında. Brown, ede­bi­ya­tın yol gös­te­rici ve ide­alde tam ola­rak icat edil­me­miş bir alan oldu­ğunu düşü­nür: “Ne kadar çok okur­sam o kadar çok öğre­ni­rim diye his­se­di­yo­rum.”

Baş­lan­gıç, Brown’ın seki­zinci kitabı. Ana karak­teri artık hepi­mi­zin tanı­dığı Harvard’ın zeki sim­ge­bi­lim pro­fe­sörü Robert Lang­don. Pro­fe­sör Lang­don yeni bir araş­tır­ması için ken­dini teh­li­keli, heye­canlı ve bil­gi­len­di­rici bir mace­raya atı­yor. Bu sırada bir­çok şey öğre­ni­yor, bir sürü şifre çözü­yor ve hepi­mizi merak­lan­dı­rı­yor. Kah­ra­ma­nı­mı­zın cevap­la­maya çalış­tığı soru ise: “Bilim, dini hüküm­süz kıla­bi­lir mi?” Yani aslında Dan Brown’ın öbür kitap­la­rın­dan pek farklı değil Baş­lan­gıç. Brown ise, “Bu tip bir kur­maca benim de oku­mayı sev­di­ğim tür­den” diyor.

Elli üç yaşın­daki Dan Brown kita­bın araş­tır­ması ve yazımı için dört yıl çalıştı. Bir memur gibiydi, her sabah dörtte kalktı. Ken­dine yaban­mer­sini, ıspa­nak, muz, hin­dis­tan cevizi suyu, çiya, kene­vir ve keten tohumu içe­ren bir karı­şım hazır­ladı. Böy­le­likle her yeni güne dinç ve sağ­lıklı bir baş­lan­gıç yaptı.

Bey­ni­nin her saatte alt­mış sani­ye­li­ğine don­maya prog­ramlı. Bu kısa sürede ise kalktı, yürüdü, otu­ru­şunu dik­leş­tirdi. Yani o sıra vücudu ne isti­yorsa onu yaptı. Gece­leri yaz­mayı bıraksa da aklın­dan geçen düşün­ce­leri dur­du­ra­mı­yordu. “Bu tam bir deli­lik hali. Karak­te­rim bütün gün benimle konu­şu­yor.”

Brown, kitap­la­rın­dan çok para kazandı ama onda o “zen­gin insan havası” yok. Kapı­la­rın arka­sına sak­lan­mış evi ise mil­yo­ner­le­rinki gibi gözük­mü­yor. Zaten evi­nin gös­te­rişli olma­sını da iste­mi­yor. Ev daha çok fan­tas­tik bir dünya gibi. Kütüp­hane rafın­daki bir düğ­meye bası­yor­su­nuz ve önü­nüze bir kitap geli­yor.

Evin her yanı resim­lerle, hey­kel­lerle ve Brown’ın eşi Blythe Brown’ın yap­tığı eser­lerle dolu. Bu eser­le­rin hepsi ölümü çağ­rış­tı­rı­yor sanki, iske­let­ler, dol­du­rul­muş hay­van resim­leri… Brown, “Eşimde ölüm takın­tısı var. Bir buluş­ma­mızda beni mezar­lığa götür­müştü, düşü­nün” diye açık­lı­yor durumu.

Brown çifti yirmi yıl­dan fazla bir süre önce Los Angeles’ta tanış­mış. Dan Brown, Exeter’de büyü­müş, üni­ver­site eği­ti­mini ise Amherst College’da almış. Mezu­ni­ye­tin­den sonra Los Angeles’a taşın­mış. O zaman­lar Brown başa­rılı bir müzis­yen değil­miş. Eşi ise ondan on yaş büyük­müş ve Söz Yazar­ları Ulu­sal Akademisi’nde sanat­sal geli­şim bölü­mü­nün başın­day­mış. İşye­rin­deki hiye­rarşi fark­lı­lık­la­rın­dan dolayı yedi yıl boyunca iliş­ki­le­rini gizli tut­muş­lar.

Dan Brown’ın kita­bın­daki gele­cek bilimci ve giri­şimci karak­teri Edmond Kirsch’le pek bir ortak nok­tası yok. Fakat bir tek ara­ba­ları aynı. “Aslında ara­ba­lar­dan pek anla­yan biri deği­lim. Da Vinci Şif­resi yayım­lan­dık­tan üç sene sonra hâlâ eski Volvo’mu kul­la­nı­yor­dum. İnsan­lar da şaşı­ra­rak artık ken­dim bir Mase­rati almam gerek­ti­ğini söy­lü­yordu. Yeni bir araba almak aklıma bile gel­me­mişti. Önce­li­ğim bu değildi ki.” Yeni ara­ba­sını aldı­ğında ise sar­sıl­dı­ğını his­set­miş.

Dan Brown Baş­lan­gıç kita­bını da anne­sine adan­mıştı. İsmi­nin baş harf­leri C.G.B. kita­bın kapa­ğında da yer alı­yor. Brown fen, mate­ma­tik ve bul­ma­ca­lara olan mera­kı­nın ise baba­sında gel­di­ğini belir­ti­yor. Annesi din­dar bir kadın­mış ama kilise poli­ti­ka­ları yüzün­den hayal kırık­lı­ğına uğra­mış. Anne­si­nin etki­siyle dün­ya­nın gizem­le­rini merak edip dur­muş.

Brown her ne kadar bilimi şid­detle savunsa da, hem kendi haya­tında hem de roman­la­rında daha farklı, daha mis­tik bir şey­ler olduğu ihti­ma­lin­den de vaz­geç­me­miş. “Büyük ihti­malle bu benim ente­lek­tüel zayıf­lı­ğım. Fakat ne zaman yıl­dız­lara bak­sam emin olu­yo­rum ki ora­larda bir yerde hepi­miz­den yüce bir şey var.”

Çevi­ren: Deniz Sal­dı­ran

(NY Times)

(351)

Yorumlar