Home Bilgi Bankası Edebiyat “Bay Carlton”ı Yaratmak
“Bay Carlton”ı Yaratmak

“Bay Carlton”ı Yaratmak

135
0

Eğer bir öykü­nün etkisi oku­mayı bitir­dik­ten sonra bile hâlâ sizin yanı­nızda kal­maya devam edi­yorsa bilin ki o, mükem­mel öykü­dür.”

Neil Campbell

David Constantine’i bir­kaç yıl önce Manc­hes­ter Katedrali’nde bir şey­ler okur­ken gör­müş­tüm. Dağı­nık gri saç­ları, ölçülü ve etki­le­yici sesiyle ora­nın papazı gibi görü­nü­yordu. Tabii ben de o zaman­lar daha genç­tim ve üstümde Constantine’in derin öykü­sü­nün etkisi vardı.

Bay Carl­ton” öykü­sünü ilk duy­du­ğumda radyo din­li­yor­dum. Öykü, karı­sını yakın zamanda kay­bet­miş dul bir ada­mın oto­yol­daki bir kaza nede­niyle tra­fikte kal­ma­sını anla­tı­yordu. Kanalı tam değiş­tir­mek üze­rey­ken köp­rü­nün altında görü­nen ala­ge­yik sürü­sü­nün anla­tıl­dığı bölüm geldi. Bu andan çok büyü­len­miş­tim, resmi gözü­mün önünde can­lan­dı­ra­bi­li­yor­dum. Din­le­meye devam ettim. Bu sırada yavaş yavaş rüyaya dalı­yor­dum. Öykü Mid­land Oteli’nde Çay kita­bında yer alı­yordu. Çok geç­me­den kitabı da satın aldım.

Constantine’in öykü­le­ri­nin çoğu tıpkı o gün kated­ralde gör­dü­ğüm ada­mın ken­disi kadar kibar ve yumu­şaktı. (“Teke” öykü­sünü ayrı tutu­yo­rum, ora­daki mizah bam­başka.) “Bay Carl­ton” diğer­le­rine göre daha kısa bir öykü. Fakat eğer bir öykü­nün etkisi oku­mayı bitir­dik­ten sonra bile hâlâ sizin yanı­nızda kal­maya devam edi­yorsa bilin ki o, mükem­mel öykü­dür. Zih­nim öykü­nün yarat­tığı resim­leri sil­mi­yorsa, tıpkı şiir­ler gibi beni daha fazla insan his­set­ti­ri­yor­dur ve dün­yayla bağ­lantı kur­mama yar­dımcı olu­yor­dur demek­tir.

Genel­likle en sev­di­ğim öykü­ler düz­ya­zı­dan çok şiir­sel özel­lik­ler taşı­yan­lar. James Joyce’un Ölü­ler kita­bı­nın son say­fa­ları da düz­ya­zı­dan çok şiire ben­zer. En iyi şiir­ler gibi en güzel öykü­ler de bozul­mak ya da tama­men anla­şıl­mak için fazla iyi­ler­dir. Constantine’in öykü­leri de Flan­nery O’Connor’ın “var­lı­ğın gizemi” diye tanım­la­dığı şeyi yaka­lar. Yani soru­lar sorar, cevap­lar ver­mez. Ger­çek­miş gibi dav­ra­nır ama olay örgü­sünü anlat­maz. Benim en çok hoşuma giden nokta da budur zaten, bu öykü­ler­deki olay örgü­sü­nün yok­luğu ama­tör yazar­lara veri­len en yay­gın öne­riyi çökert­mek­te­dir.

Cons­tan­tine, The Short Review’da yayım­la­nan söy­le­şi­sinde şöyle der: “Benim için öykü hare­ket halinde, iş başında, deği­şime açık olan kur­ma­ca­dır. Bu kur­ma­cada iyiye ya da kötüye giden ola­sı­lık­lar var­dır ve bu ola­sı­lık­lar öykü boyunca geliş­ti­ri­lir. Ben kesin­lik ve son gibi kes­kin fikir­lere kar­şı­yım.”

Yazar, D. H. Law­rence hak­kında yaz­dığı bir maka­lede ise kur­maca hak­kın­daki düşün­ce­le­rini şöyle açık­lar: “Bu gibi bir yazı biçimi belir­len­miş bir nok­taya var­mayı iste­mez. Aksine belir­siz, geçici, açık bir nok­taya ula­şır. Lawrence’ın yaz­dık­la­rında bir kapa­nış yok­tur çünkü haya­tın ken­di­sinde de durum böy­le­dir.”

Benim öykü anla­yı­şıma da bu “açık son­lar” uyar. “Bay Carlton”da öykü Constantine’in tanım­la­dığı “belir­siz, geçici, açık” nok­taya varır. Tra­fik açı­lır ve araç­lar yol­la­rına devam eder…

Biz de birazda hare­ket ede­riz her­halde, dedi Bay Carl­ton. Ara­ba­nıza dön­mek iste­mez misi­niz? Sizi için bir sakın­cası yoksa tra­fik açı­lın­caya kadar burada kal­mak isti­yo­rum, dedi genç kadın Bay Carlton’ın koluna sıkı sıkı sarıl­maya devam ede­rek.”

Öykü­nün sonunda Bay Carl­ton ve genç kadına ne olmuş­tur? Ya da öykü baş­la­ma­dan önce neler olmuştu? Bu gibi soru­lar üstüne düşün­mek okur­lar için keyif­li­dir. Doğru den­geyi kur­mak ise asıl mese­le­dir. Eğer bu konu­lar hak­kında çok açık son­lar bıra­kı­lırsa okur kay­be­di­le­bi­lir. Öykü yazar­ları okur­la­rıyla ortak bir çalışma yürü­tür­ler ve den­geyi tut­tur­maya çalı­şır­lar.

Öyküyü anlam­lan­dırma süre­cinde benim de bazı soru­la­rım oluştu. Fakat bu soru­lar öyküyü okur­ken his­set­ti­ğim o rüyaya dalma halin­den daha önemli değildi. Öykü cena­ze­nin yakılma töre­nin­den hemen sonra baş­ladı ve Bay Carl­ton oto­yola çıktı. Orta şeritte iler­ler­ken “çiz­me­le­riyle uygun adım yürü­yen asker­le­rin ayak­ları dibine düş­müş bir sal­yan­goz misali savun­ma­sız” his­setti ken­dini.

Ben de “Bay Carlton”ı oku­du­ğumda öyküye ihti­yaç duy­du­ğumu his­set­tim. Bu öykü baş­ka­sı­nın yüz­leş­tiği zor­luk­ları gös­te­re­rek beni teselli etti. Dahası, bana doğada bulu­nan bin­lerce güzel­liği hatır­lattı. Hepi­miz bir yere otur­ma­lı­yız ve dün­yayı daha yakın­dan izle­me­li­yiz. Ya da ayağa kal­kıp bir yürü­yüşe çıka­bi­li­riz, yürür­ken gör­dük­le­ri­mi­zin tadını çıka­ra­bi­li­riz.

*Öykü­den alın­tı­lar Aylin Ülçer’in çevi­ri­sin­den.

David Cons­tan­tine, Mid­land Oteli’nde Çay, Çevi­ren: Aylin Ülçer, Notos Kitap, 2017

Çevi­ren: Deniz Sal­dı­ran

(Thres­holds)

(135)

Yorumlar