Home Bilgi Bankası Felsefe Bilgide Düşünme, Hissetme ve Arzulamanın Birlikteliği
Bilgide Düşünme, Hissetme ve Arzulamanın Birlikteliği

Bilgide Düşünme, Hissetme ve Arzulamanın Birlikteliği

91
0

Modern felsefenin ilk açmazı “deneyim” kavramını daraltmasıyla ortaya çıkmıştır.

Doğan Özlem

İnsan düşünür, hisseder ve arzular. Bunlar aynı insanın aynı dünyaya farklı tavırları sayılagelmiştir; öyle ki bunlardan her birinin dünyayı kendine özgü bir ışık içinde gördüğü ve özel kategoriler altında kapsadığı ileri sürülmüştür. Bu nedenle düşünmede dünyayı bilen özneden bağımsız olarak nesneler, süreçler ve olgular sistemi olarak görürüz ve bunlar hakkındaki hakikati bilmeye çabalarız. Hissetmede bir şeyi beğendiğimiz ve hoşlandığımız veya acı çektiğimiz, zarar gördüğümüz değerlerle dolu olarak kavrarız; amacımız olumlu değerlere, hazza ve mutluluğa ulaşmaktır. Arzu ve istekte dünyayı eylem için tiyatro olarak görür ve amaçlarımızı bu tiyatronun içinde planlarız; onun içeriğini de peşinden koşulan ve kendisinden sakınılan objeler haline getiririz. Bu üç temel tavırdan insanın bütün aktiviteleri meydana gelir. Bunlar kendi gerçekleşmelerini Bilgi, Değer ve Eylem olarak gösterir. Her biri felsefede ve bilimlerde bir tekniğe ve bir yol gösterici ilkeler grubuna sahip alan ve disiplinlerin konusudur.

İnsan düşünür, hisseder ve arzular. Aynı insan bu şeylerin üçünü de aynı zaman sürecinde yaşar. İnsan yaşamında bu üç şeyin gerçekleşme tarzı ayrı değildir, tersine birbirine karışmıştır; bu üçü insan yaşamının bütünsel düzenlenişini birlikte oluşturur. Gerçi bu üç öğeden her birinin kendine özgü kategorileri vardır ve dünyayı kendi özel tarzı içinde görür. Ne var ki bu üç şeyin (düşünme, hissetme, arzulama) dünyayı görme tarzları birleşmedikçe ve onların kendine özgü kategorileri tek bir ilkenin kontrolü altında uzlaştırılmadıkça yaşam bir bütünlük arz edemez. Dilthey’a göre “yaşantı”da karşılaştığımız nesnelerle kurduğumuz ilişki bu üç şeyden yalnızca biriyle yalıtılmış olarak kurulan bir ilişki değil, bunların (düşünme, hissetme, arzulama) harmonisiyle birlikte kurulan bir ilişkidir. Yaşam bu üç tarzdan biri olan düşünme tarzı altında, sadece bu tarz altında kavranamaz; öznenin nesnesiyle kurduğu bağ düşünme, hissetme ve arzulamanın bütünselliğinden çıkarılmış bir bağdır. Zaten Dilthey “yaşantı” (Erlebnis) veya “yaşam deneyimi”ni bu üç edimin birlikte faal olduğu bir deneyim sayar ve doğabilimci epistemolojinin “deneyim” kavramının kapsamını yalnızca duyum-tasarım temelli bir düşünme edimiyle sınırlamış olmasının özellikle bir tin bilimleri epistemolojisi için geçerli olamayacağını belirtir. Yeniçağ epistemolojisinin temel varsayımlarından birinin reddi anlamına gelir bu. Modern felsefenin bir bakıma temel disiplini olan epistemoloji “deneyim”i sadece bir duyum-tasarım ilişkisi temelinde tanımlamıştır. Gerçi bu ilişkide empiristler duyuma, Kant ise tasarıma öncelik vermiştir; fakat “deneyim”den anlaşılan şey esasta değişmemiştir. Şimdiyse Dilthey “deneyim” kavramının anlam içeriğini değiştirmekte, genişletmektedir. “Deneyim” düşünme, hissetme ve arzulama edimlerinin birlikte etkin olduğu bir şeydir; yalnızca duyum-tasarım ilişkisiyle sınırlı değildir. Modern felsefenin ilk açmazı “deneyim” kavramını daraltmasıyla ortaya çıkmıştır. Gerçekten de Dilthey’ın eleştirisi çağının epistemolojisine yönelik bir eleştiri olmakla kalmaz ve buradan çağının felsefesine ve hatta hemen tüm türleriyle “felsefe” adı altında toplanan düşünme çabalarına yönelik bir eleştiriye doğru uzanır.

Yazının birinci kesiminde bir doğa bilimleri ve tin bilimleri dikotomisi içinde tin bilimlerinin epistemolojik temellendirmesi konusuna ağırlık vermiştim. Şimdi bu temellendirmenin çok derin bir felsefi refleksiyonla eşzamanlı yürütülmüş olduğunu bize gösterecek olan ve bir kısmına birinci kesimde de değinilen Diltheycı argümanlara daha yakından eğilmek gerekecektir. Burada bir sıralama yanlışı yoktur. Okur önce Dilthey’ın genel epistemolojik argümanlarının, daha sonra tin bilimleri temellendirmesinin ele alınması gerektiğini düşünebilir. Fakat aşağıda ele alınacak olan argümanların geliştirilmesi, yukarıda da belirtildiği üzere, Dilthey’ın tin bilimleri temellendirmesine ilişkin çalışmalarıyla eşzamanlılık göstermekle kalmaz, son yıllarına kadar sürer. Bu birçok filozoftan tanıdığımız bir refleksiyon sürecidir: Filozof önce belirli bir sorunlar yumağıyla ilgilenirken kendini felsefenin en temel ve kuşatıcı sorunları içinde bulur. Dilthey için de böyle olmuştur bu.

Kaynak: Doğan Özlem, Tarihselci Gelenek – Dilthey-Weber-Gadamer, Notos Kitap, Şubat 2018, 183 s.

(91)

Yorum yaz