Home Bilgi Bankası Edebiyat Bir Foucault Okuması: Bin Dokuz Yüz Seksen Dört ve İktidar
Bir Foucault Okuması: Bin Dokuz Yüz Seksen Dört ve İktidar

Bir Foucault Okuması: Bin Dokuz Yüz Seksen Dört ve İktidar

1.63K
0

Foucault’ya göre teknolojiyi kullanarak kendisine gereken uysal bedenleri yaratan iktidarın ulaştığı disiplinci denetim olmasaydı kapitalizmin gelişimi ve zaferi mümkün olamazdı.

Pınar Üretmen

Özellikle iktidar ve şiddet konularında genel kabullerden farklı kuram ve yaklaşımlara sahip olan Michel Foucault günümüzün hem çok alıntılanan hem de eleştirilen düşünürlerindendir. Tanımlamalarının çoğu distopyalarda yer alan iktidarın ve şiddetin özünü anlamada yol göstericidir.

İktidar Her Yerdedir

“Her şeyi kapladığı değil her yerden geldiği için iktidar her yerdedir

Toplumun olduğu her yerde iktidar ilişkileri vardır. Foucault’nun anlayışında erk yukardan aşağıya baskı yapan tek bir yapı değil, toplumsal katmanlara yayılan geniş tabanlı, dinamik ilişkiler ağıdır. Toplumsal ilişkiler iktidar-direniş dinamiği tarafından belirlenir. Bu açıdan bakıldığında politik otorite bireyler arasına yayılmış sistemler bütünüdür ve toplumsal yapıda birçok iktidar ilişkisi, dolayısıyla çatışması vardır. Toplumsal baskı da bu sayede oluşturulur.

Foucault, on dokuzuncu yüzyılda iktidarın temel bakış açısının ekonomi ve sınıflar üzerinden olduğunu ancak yirminci yüzyılda iktidar aşırılığının bu ekonomik süreçleri aştığını belirtir. Kendi çözümlemelerini iktidarın kullandığı yöntemler üzerinden yapar, ilgi alanı iktidarın nasıl baskı kurduğu ve itaati sağladığıdır. Ona göre, “İktidar her yerdedir; kodlamada, kapatılmada, yasaklamada, baskıda, gözetlemede, denetlemede ve yönetmededir.”

Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’te var olan iktidar gücü de ekonomik bir baskı unsuru olmaktan çok Foucault’nun iktidar aşırılığı tanımına uyar. Her yerde var olan, denetleyen, gözetleyendir. Etkisini düşünce özgürlüğü ve bedenler üzerine uyguladığı şiddetle gösterir. İnsanları itaatkâr birer makineye dönüştürerek onları sınıflar ve kodlar. Herkes potansiyel suçlu olduğu gibi aynı zamanda ajan ya da düşünce polisinin üyesi olabilir.

Beden Üzerine Baskı

Foucault iktidarın bedenlere ve hayat tarzlarına nüfuz ettiği yolları analiz eder ve bu uygulamaları bedenin anatomi-politikası olarak adlandırır. İktidar iki farklı yöntem üzerinde çalışır. Bunlardan birincisi egemen gücün birey üzerine uyguladığı polisiye, bilimsel ve siyasal tekniklerdir. Bu yolla bedenin tahribatı ve ihlali söz konusu olur. İkincisiyse bireyin özneleştirilmesini sağlayan kendilik teknolojileridir. Foucault’ya göre teknolojiyi kullanarak kendisine gereken uysal bedenleri yaratan iktidarın ulaştığı disiplinci denetim olmasaydı kapitalizmin gelişimi ve zaferi mümkün olamazdı.

Siyasal erkin insan bedenleri üzerinde sahnelediği egemenlik ve güç gösterisi distopyaların da temel zeminlerindendir. Anlatılarda yer alan kişiler, totaliter iktidar tarafından birey değil sadece bedenler olarak el alınırlar. Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’te devlet –her şeye sahip olduğu gibi– bedenlere ve düşüncelere de sahiptir. Bedenin her hareketi tele ekranlarca kaydedilirken fikirler de düşünce polisi tarafından takip edilir. Bu gelecek-dünyada yaşayan herkes duygularını gizlemeyi öğrenir çünkü endişeli bir yüz ifadesi bile tutuklanarak işkence görmenize neden olabilir. Bedene yönelik tahakkümün anlatıldığı asıl kısım, Winston’un düşünce polisi tarafından tutuklanarak sorgulandığı kitabın ikinci bölümüdür. Beden acı çektirerek, şiddetle, açlıkla terbiye edilir. İnsan olmaktan utanacak ve bir an önce ölmeyi dileyecek kadar aciz bırakarak işkence edilir. İktidara karşı tüm fikirlerinden gerçekten inanarak vazgeçmesi gerekir. Gerçekten inanma deyiminin işaret ettiği kavram distopyaların felsefesi açısından çok önemlidir. Öyleymiş gibi yaparak değil gerçekten değişerek, dönüşerek, koşulsuz itaat istenir. Bu sınır, kendi düşünce ve isteklerinden yani birey olmaktan, özgürlüğünden vazgeçtiğin yerdir. Sevgi, aşk kavramlarının bile şiddetin karşısındaki kırılganlığı sorgulanır. Winston’un güncesine yazdığı “özgürlük iki kere iki dört diyebilmektir” cümlesine karşın bedene yönelik şiddet iki kere iki beş dedirtir.

Gerçekliğin Yeniden Üretimi

Foucault iktidarın, nesneleri ve kavramları doğru-yanlış oyununa dâhil ettiğini belirtir. Siyasal erk, bir kavram hakkında neyin doğru neyin yanlış olduğuyla ilgili bilgiler üretir. Bu açıdan bakıldığında bilgi bir iktidar olgusudur, iktidarı destekleyerek ona katkıda bulunur. Bilim adamlarının söylemleri de bağlı bulundukları gücü desteklemeye yöneliktir. Örneğin cinselliği sorunsallaştırarak bu kavram hakkında belirli doğrular ya da yanlışlar üretir ve bunları tıbbi, psikiyatrik ya da dini söylemlerle topluma dağıtır. İktidar eğitim üzerine etki ederek değil bizzat kendisine ait bilgiyi üreterek ve bu bilgiyi dolaşıma sokarak egemenliğini sürdürür.

Egemen aklın istediği bilgiyi üretme ve gerçeğe hâkim olma tutumu distopyalarda vurgulanan iktidar anlayışı açısından önemlidir. Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’te Orwell, bilginin ve gerçekliğin iktidar tarafından değiştirilmesinin ve yeniden üretiminin varabileceği en uç noktalar konusunda düşünce sınırımızı zorlar. Kurgunun geçtiği ülke olan Okyanusya’nın gerçekliği, Gerçek Bakanlığı tarafından üretilen ve olmasına izin verilendir. Sadece güncel veriler değil tarih de sürekli olarak değiştirilir, güncellenir. Romanın başkahramanı Winston da tarihi değiştirmekle görevlidir. Yaptığı iş devletin uygun gördüğü gerçeklikle çelişen tüm yazılı kaynakları değiştirerek o günün gerçeğine uydurmak, eski belgeleri bellek borusu denilen bir delikten atarak yakmaktır. Partinin tüm tahminlerinin tutması, söylediği her sözün tarih tarafından da onaylanması gerekir. Düşünce suçu işleyen kişiler de kayıtlardan silinir, kitaptaki deyimle buharlaştırılır. O kişi artık yoktur ve hatta bugüne kadar hiç yaşamamıştır. Bir insanın var olup olmadığı bile değiştirilebilir bir gerçekliktir. Toplumsal ve bireysel belleğe izin verilmez romanda. Zira toplumsal bellek direnişe giden yolda önemli taşlardan biridir ve yok edilmelidir.

Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’te yer alan üç bakanlığın isimleri de gerçekliğin nasıl çarpıtıldığı konusuna işaret eder. Bu bakanlıklar gerçeğin aynadaki aksi, tersten yansıması gibidir. Gerçek Bakanlığı yalanların, Varlık Bakanlığı yokluğun ve açlığın, Sevgi Bakanlığıysa öfkenin ve nefretin siyasal garantörüdür. Bu aksini ifade etme, tersten okuma oyununu kitabın bütününe yayar Orwell. Winston’ın “karanlığın olmadığı yer” olarak tanımladığı ütopik dünyası aslında sorgulamaların yapıldığı ve ışıkların hiç sönmediği işkence odasıdır. Romanın adı bile bu oyuna dâhildir. Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, yayımlandığı yıl olan 1948’in son iki rakamının tersten yazılışıdır. Yazar bunu bir tesadüf gibi anlatsa da aslında bilinçli bir seçim olduğu, o günün dünyasını aynaya yansıttığı da düşünülebilir. Tarihsel açıdan sadece son iki rakamı değiştirerek 1900’lü yıllarda, yaşadığı yüzyılda kalmayı seçmesi de “çok yakında dünya böyle bir yer olacak!” uyarısı olarak okunabilir.

Romanda belleğin silinmesi ve düşünmenin engellenmesi için ikinci adım olarak konuşulan dilin değiştirilmesi programı uygulanır. Eskiden kullanılan İngilizce “Eski Söylem” adıyla anılırken yeni üretilen dil “Yeni Söylem” olarak tanımlanır. Kullanılan dil sürekli daraltılarak, fakirleştirilerek, kelimeler yasaklanarak akıl ve bellek köreltilir.

Cinsel Tahakküm

Foucault’ya göre iktidarın beden üzerinde egemen olma yöntemlerinden birisi de cinselliktir. Psikiyatrinin doğru-yanlış oyununa cinselliği dâhil ederek iktidar adına normal ve sapkın davranışları belirlediğini ileri sürer. Beden ve cinsellik, önce kilisenin sonra kapitalizmin ve siyasi kurumların oyun aracına dönüşmüştür. Cinselliği güçlü bir enerji, temel dürtü olarak gören Freud, iktidarların bu libidinal enerjiyi baskılanmak istediğini öne sürerken Foucault ise baskılayarak değil kışkırtarak kontrolü altına almak istediğini vurgular.

Orwell’in kurgusunda iktidar cinselliği yasaklama eğilimindedir, erotizm düşman olarak görülür. Cinsellik sadece çocuk doğurmak için başvurulan, lavman yapmak gibi iğrenç bir eylem olarak gösterilir. İktidar açığa çıkan cinsel enerjiyi nefrete ve öfkeye çevirerek iki kez kazançlı çıkar. Bu sayede cinsel enerji denetlenebilir ve mevcut sistem içinde yararlı hâle getirilir. Savaş esirlerinin idamları ve iki dakikalık nefret gösterileri duygu boşalımının zirveye ulaştığı etkinliklerdir ve bir çeşit cinsel doyum tarzında yaşanır.

Gözetleme

Foucault, iktidarın her yerde var olma ve sürekli gözetleme özelliklerini tanımlamak için J. Bentham’ın “Panoptikon” mimari tasarımını kullanır. Panoptikon’da esas olan sürekli gözetlenebilirlik ilkesidir. Bu yapı, ortada gardiyanın yer aldığı bir gözetleme kulesinin çevresinde diyagonal şekilde yerleştirilmiş hücrelerin olduğu bir hapishane modelidir. Bina, gardiyanın mahkûmlar tarafından görülmeden onları gözetleyebileceği bir tarzda inşa edilmiştir. Hücreler, yan duvarlar sayesinde diğer suçlularla da iletişime izin vermez. Sistem görmeden ve iletişim kurmadan sürekli gözetlenebilir olma üzerinden işlerlik kazanır. Hiç kimse ne zaman gözetlendiğini bilemez ve her an izlenme hissiyle yaşamaya devam eder. Bu durum iktidarın baskıyı kesintisiz sürdürme amacını uygulamasında çok elverişli bir mekân yaratır. Her an gözetlendiklerini düşünen insanlar kendi kendini denetleyen öznelere dönüşür ve iktidarın uygun gördüğü bir normallik çerçevesinde kalmaya çalışırlar. Böylelikle iktidar dış baskı olmak yerine içsel bir kontrol mekanizmasına dönüşür. İktidar bilgiyi üreterek, normal ve anormal olanı belirleyerek egemenliğini kurar ve gözetleyerek bu tahakkümü sürekli kılar.

Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’te anlatılan toplum bir büyük gözaltıdır. İktidarın iki temel amacı savaşı sürekli kılmak ve insanların bedenlerine, düşüncelerine hükmetmektir. Bu amaçla insanlar sürekli gözetlenir. Büyük Birader’in gözleri üstünüzdedir. Dev posterlerde, ekranlarda, paraların üzerinde Büyük Birader’in size bakan, âdeta izleyen yüzü vardır. Anlatıda gözetlenmenin yarattığı psikolojik baskı ve endişe daha ilk sayfada vurgulanır.

Tüm bu gözetleme yöntemlerinin yanı sıra hem yayın yapan hem de hareketleri ve sesleri kaydeden tele ekranlar da her yerdedir. Tele ekranlar tarafından yapılan kayıt devamlı olmasa da önemli olan gözetlenme hissinin sürekliliğidir. Bu nedenle baskı ve endişe hâli egemendir hayata. Yüzünüzün ifadesi, ses tonunuz ve hatta sırt kaslarınızın hareketi bile sizi ele verebilir. Düşünce polisi peşinizdedir. Düşünce polisi kavramı, Orwell’in literatüre kazandırdığı bir kavramdır. Hükümetin gözetleme mekanizmaları düşünce polisiyle ve tele ekranlarla sınırlı değildir. Foucault’nun toplumsal ilişkilere yayılan iktidar kavramına uygun şekilde güç ilişkileri tüm topluma yayılmıştır. İş yerinde surat ifadenizi beğenmeyen biri tarafından ihbar edilebilir, idamları seyretmediğiniz ya da iki dakikalık nefret toplantılarında kendinizden geçmediğiniz için suçlu sayılabilirsiniz. Ancak en çarpıcı olanı çocukların anne babalarını ihbar etmeleri için iktidar tarafından kışkırtılması, teşvik edilmesidir. Ebeveynlerini gözetleyen, kapı deliklerinden dinleyen ve kendi çocuk akıllarınca en ufak şüpheli durumda ihbar eden çocuklara “kahraman çocuklar” denir. Tüm bu izlenmelerin sonucunda hükümet sizden şüphelenirse cezanız buharlaştırılmadır. Tüm kayıtlardan silinirsiniz ve o ana kadar yaşamamış, hiç var olmamış birisinizdir artık.

Kaynakça:

Agamben, Giorgio (2013): Kutsal İnsan-Egemen İktidar ve Çıplak Hayat, Çeviren: İsmail Türkmen, Ayrıntı Yayınları.

Foucault, Michel (1992): Hapishanenin Doğuşu, Çeviren: Mehmet Ali Kılıçbay, İmge Yayınları.

Foucault, Michel (2003): Cinselliğin Tarihi, Çeviren: Hülya Uğur Tanrıöver, Ayrıntı Yayınları.

Foucault, Michel (2003): İktidarın Gözü – İktidar ve Bilgi, Çeviren: Işık Ergüden, Ayrıntı Yayınları.

Foucault, M. (2003): İktidarın Gözü – Disiplinci Toplum Krizde, Çeviren: Işık Ergüden, Ayrıntı Yayınları.

Foucault, Michel (2005): Özne ve İktidar, Çeviren: Işık Ergüden, Osman Akınhay, Ayrıntı Yayınları.

Orwell, George (2012): Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, Çeviren: Celal Üster, Can Yayınları.

(1630)

Yorum yaz