Home Kültür Sanat Edebiyat Bir Israr Öyküsü ve Anlatma İhtiyacımız
Bir Israr Öyküsü ve Anlatma İhtiyacımız

Bir Israr Öyküsü ve Anlatma İhtiyacımız

166
0

Halk dediğimiz organizmayı oluşturan insanların hangi coğrafyada yaşıyor olursa olsun her zaman böyle tuhaf yolculuk hikâyelerine ihtiyaç duyması…

Nilüfer Kaya

Gabriel Garcia Marquez (yani Gabo), Bir Kayıp Denizci adlı anlatı olarak nitelendirdiği kitabına önsöz niyetine ‘öykünün öyküsü’ şeklinde bir giriş yazmıştır. Dilimize ilk kez 80’li yılların başında çevrilen bu kitabın yazılış öyküsünde Gabo, keskin ironisiyle dönemin diktatörlüğünde yaşananlara ve gazetecilik yıllarında maruz kaldığı sansür olaylarına da değinir.

Kolombiya Deniz Kuvvetleri’ne bağlı bir geminin kıyıya yakın sayılabilecek bir mesafede (faciadan 120 dk. kadar sonra limana ulaşılır) fırtınaya tutulmasıyla sekiz kişinin denize düşüp kaybolmasından sonra yapılan aramalar dört gün sürer. Hepsinin resmen ölmüş kabul edilmesinden bir hafta sonra ise bu kazazedelerden biri Kuzey Kolombiya’da can çekişir halde bulunur. Denizci Luis Alejandro Velasco’nun on gün kadar bir salda verdiği yaşam mücadelesi Gabo tarafından kaleme alınır ve o dönem çalıştığı El Espectador’da yayımlandığında yoğun bir ilgiyle karşılanır. Gazete tirajını iki katına çıkaracak olan bu denizcinin gerçek öyküsünü kaleme alan Gabo, en sonunda kazaya yol açan fırtınayı betimlemesini ister.

El Espectador’a gelmeden önce milli kahramana dönüştürülen, törenlerde güzellik kraliçelerine öptürülen, denizdeki yolculuğu boyunca saati hiç durmadığı için saat reklamlarında oynatılan bu ‘çam yarması’ denizci, bilinçli bir gülümseyişle yanıtlar bu soruyu:

“Fırtına mı? Fırtına olmadı ki?”

Böylece bu deniz kazasının ahlaki ve siyasi yanı ortaya çıkar. Muhripte mal taşımak yasak olmasına rağmen gemiyi yan yatıran aşırı yük, geminin kaza sonrası manevra yapmasını da engelleyerek denize düşenlerin kaderiyle baş başa bırakılmasına neden olmuştur. Olayın bu yanı ortaya çıktıktan sonra gazete kapatılır, hükümeti zor durumda bırakmadan önce halk kahramanı olan Valesco, tek mesleği olan denizcilikten men edilir. Ve elbette bir süre sonra unutulur gider…

Gabo bu denizcinin alışılmışın dışında bir anlatma yeteneği olduğundan söz eder. Belleği oldukça güçlüdür, sentez yeteneği oldukça iyidir ve yaşadıklarını yorumlayabilecek özsaygıya sahiptir. Zaten bu kayıp denizcinin hayatta kalmayı başarması kadar kendi hikâyesini doğru dürüst anlatmak adına gösterdiği çaba da Gabo’nun onunla ilgili düşüncelerini destekler niteliktedir.

Halk dediğimiz organizmayı oluşturan insanların hangi coğrafyada yaşıyor olursa olsun her zaman böyle tuhaf yolculuk hikâyelerine ihtiyaç duyması ve hayatta kalmak adına verilen bu cesaret dolu mücadele hikâyelerinden bu derece haz alması bana hep ilgi çekici gelmiştir. Bu başka bir yazının konusu olsun.

Kazazedemiz günlerce aç susuz bir salda verdiği yaşam mücadelesinden sonra yarı ölü halde kıyıya vardığında sırtını bir ağaca dayayarak nerde olduğunu anlamaya çalışırken madeni bir nesnenin tıkırtısı yakınlaşmaya başlar. Bu sesin kaynağının kapağı iyi yerleşmemiş bir alüminyum tencere taşıyan beyazlar içinde bir genç kız olduğunu anlar ama kız onu görünce kaçarak uzaklaşır. Bu andan sonra ölüme karşı daha fazla direnecek gücü kalmamış gibidir. Bunca çaba gösterip kıyıya varmayı başarmak ve bu şekilde ölmek korkunç bir olasılık olarak varlığını hissettirir.

Sonrasında hayatını kurtaracak olan adam gelir omzunda tüfeğiyle. Nazik bir şekilde “Ne oldu size?” diye sorar. İşte o an kayıp denizci açlığından, susuzluğundan ve umutsuzluğundan çok, serüvenini anlatma ihtiyacı duyduğunu hisseder. Bir solukta ve neredeyse boğulurcasına anlatmaya başlar. Bütün bu olanları herkesin bildiğini sanıyordur ve adamcağızın kazadan habersiz olması ilk burukluğu yaşatır. Köyde de olaydan kimsenin haberi yoktur. Sonrasında ise paçasını kurtarmak için harcadığı bu çaba sayesinde kahramana dönüşmesine bir miktar şaşırsa da tadını çıkaracaktır.

Kitabı okuyanlar ayrıntıları anımsayabilir, henüz okumamış olanlar ise okursa değinmediklerim hakkında fikir sahibi olabilir nasıl olsa.

Benim bu denizci hikâyesi arcılığıyla değinmek istediğim asıl mesele aciz ruhumuzda derbeder halde gezinip duran bir huzursuzluk aslında. Anlatmak ihtiyacı şeklinde beliren ve suskunlukla geçiştirilemeyen o huzursuzluk…

Yolu Gabo’yla çakışana kadar epeyce yükünü tutmuş olsa da ün ve paranın avutamadığı bir şeydir ki onu da huzursuz eder. Henüz hikâyesini gönlünce anlatamamış olmanın huzursuzluğudur bu. Herkes işine geldiği kadarını alıp kullanmıştır sadece. Yaşadığı serüveni hakkını vererek dinleyen birini bulamamıştır hâlâ.

Çünkü hikâyemizi yaşamak yetmez, yaşadığımıza dair kanıt ararız. Bizi gerçek anlamda görecek bakışlar ararız. Duyumsayışlarını bekleriz insanların. Bizi bilsin, duysun, anlasınlar isteriz.

Bizi bize yaklaştırsın isteriz başımızdan geçen kazalar. Dalgaları aşıp gelip geçtiğimiz bunca mücadeleden sonra ‘başardım işte!’ diyerek göğsümüzü kabartmak için yaşadıklarımıza dönüp bir daha bakmak isteriz.

Anlatmak isteriz.

İşte bu kayıp denizcinin Antil Denizi’nde yaşanan böylesi bir kazadan sonra yolculuğunu ve hayatta kalmaktaki ısrarını daha çok kişiyle paylaşmak adına duyduğu ihtiyaç, bana bu yazıyı yazdıran ihtiyaçla aynı olsa gerek…

@nilanadolu

(166)

Yorum yaz