Home Bilgi Bankası Edebiyat Bir Uşağın Hatıraları
Bir Uşağın Hatıraları

Bir Uşağın Hatıraları

132
0

Ishiguro’nun başa­rısı bel­lek mese­le­sini farklı hikâ­ye­lerle suna­bil­me­sinde. Gün­den Kalanlar’daki uşak Ste­vens ise özenle bas­tır­dığı duy­gu­la­rıyla unu­tul­ma­ya­cak bir roman kah­ra­ma­nına dönüş­müş.

A. Ömer Türkeş

Japon kökenli İngi­liz yazar Kazuo Ishi­guro, kari­ye­ri­nin en iyi roman­ları ara­sında gös­te­ri­len Gün­den Kalan­lar’da orta yaşlı bir ada­mın bir­kaç gün­lük yol­cu­lu­ğunu anla­tı­yor. Gün­den Kalan­lar insan bel­le­ğine, hatır­la­maya, daha doğ­rusu hatır­lama süre­ci­nin düzen­len­me­sine ve far­kın­da­lık eksik­li­ğine dair bir roman.

Pek çok kitabı Türk­çeye çev­ri­len Kazuo Ishi­guro, büyük satış rakam­la­rına ulaş­masa bile ede­bi­yat­se­ver­le­rin yakın­dan izle­diği bir yazar. Günü­müz İngi­liz ede­bi­ya­tı­nın en önemli isim­leri ara­sında sayan Ishi­guro da gerek üslubu gerek ele aldığı mese­le­lerle zaten böyle bir okura ses­le­ni­yor.

Geçmişten kalanlar

İngiltere’de ilk kez 1989 yılında yayım­la­nan Booker ödüllü Gün­den Kalan­lar daha önce Türk­çeye iki ayrı yayı­nevi tara­fın­dan –1993 ve 2009 yıl­la­rında– çev­ril­mişti. Roman­dan aynı adla uyar­la­nan film de –ki sinema tari­hi­nin en başa­rılı ede­bi­yat uyar­la­ma­la­rın­dan biri­si­dir– özel­likle Ant­hony Hopkins’le Emma Thompson’ın oyun­cu­luk­la­rıyla büyük bir seyirci kit­le­sine ulaştı. Kısa­cası Gün­den Kalan­lar bu yazıyı oku­yan pek çok oku­run yaban­cısı olma­dığı bir roman. Öyleyse hikâ­yeyi kısa bir özetle geçe­bi­li­riz. Zaten yaşlı bir uşa­ğın dışa ve içe yol­cu­lu­ğuna odak­la­nan hikâ­yede uzun uza­dıya özet­le­ne­bi­le­cek olay ve geliş­me­ler de yok.

1956 yılı, Dar­ling­ton mali­kâ­nesi. Bu mali­kâ­ne­nin şaşa­alı dönem­le­rini gör­müş, İngi­liz siyasi tari­hinde rol oyna­yan Lord Darlington’a hiz­met etmiş, hiz­me­tin­den gurur duyan başu­şak Stevens’in ağzın­dan din­li­yo­ruz hikâ­yeyi. Ste­vens hüzün­lü­dür. Çünkü ara­dan yıl­lar geç­miş, mali­kâne bir İngi­liz soy­lu­sun­dan bir Ame­ri­kan zen­gi­nin eline geç­miş, hiz­met­li­le­rin büyük bir bölümü işten çıka­rıl­mış, Stevens’in titiz­likle kur­duğu düzen bozul­muş­tur Ancak Ste­vens büyük bir görev aşkıyla hiz­mette kusur etme­den başu­şak­lı­ğını sür­dür­mek­te­dir.

Ner­deyse hayatı boyunca izne çık­ma­yan Ste­vens, işve­re­ni­nin teş­vi­kiyle bir­kaç gün­lü­ğüne İngi­liz taş­ra­sında bir yol­cu­luğa çık­maya karar verir. Bu kararı ver­me­sinde en önemli etken yıl­lar önce evle­nip işi bıra­kan Bayan Kenton’ı ziya­ret etmek ve onu yeni­den mali­kâ­nede çalış­maya devam etmek­tir. Bayan Kenton’dan gelen mek­tup­lar­dan kadı­nın böyle bir dileği oldu­ğunu sez­miş, bu da Stevens’i heye­can­lan­dır­mış­tır. Neden heye­can­lan­dı­ğını yol boyunca can­la­nan anı­lar­dan anla­ya­ca­ğız. 1956 yılında baş­la­yan yol­cu­luk 1920’lere, 30’lara, 40’lara kadar uza­na­cak, tıpkı Ishiguro’nun diğer roman­la­rında olduğu gibi, bir zaman sar­ma­lında bula­ca­ğız ken­di­mizi.

Gün­den Kalan­lar fil­minde Ant­hony Hop­kins ve Emma Thomp­son

Stevens’in yol­cu­lu­ğuna eşlik eden anı­lar bir yan­dan geç­mişi deşer­ken diğer yan­dan geç­mişi bas­tır­mak, unut­mak, ses­siz­leş­tir­mek işlevi görü­yor; bugünü tah­rip eden bir bel­lek pat­la­ması. Aslında hiç­bir şey iti­raf etme­ye­cek Ste­vens, duy­gu­lar­dan, kadına duy­duğu aşk­tan söz etme­ye­cek. Ancak anı­lar ara­sın­dan kopup gelen par­ça­cık­lar yaşlı ada­mın bütün duy­gu­la­rını, umut­la­rını, hayal kırık­lık­la­rını, özlem­le­rini ve Bayan Keaton’a karşı his­set­tik­le­rini anla­mı­mızı sağ­la­ya­cak. Ne yazık ki başu­şak­lık göre­vini faz­la­sıyla önem­se­miş, kendi haya­tını ihmal –feda– etmek­ten kaçın­ma­mış, ger­çek­lere kayıt­sız kal­mış, eline geçir­diği şans­ları ıska­la­mış­tır Ste­vens. Sona gelin­di­ğinde, yeni bir şans bula­ma­ya­ca­ğı­nın far­kın­da­dır… Ancak hesap­laş­mak­tansa kade­rini kabul­len­meyi seçe­cek­tir:  “Yaşa­mı­mız pek de dile­di­ği­miz­gibi çık­ma­dıysa dur­ma­dan geriye bakıp ken­di­mizi suç­la­ya­rak ne kaza­na­bi­li­riz ki? Şu acı bir ger­çek: Gerek sizin gerekse benim gibi­le­rin, yaz­gı­mızı, dünya dedi­ği­miz bu teker­le­ğin göbe­ğinde yer alan ve bizim hiz­met­le­ri­miz­den yarar­la­nan o büyük beye­fen­di­le­rin elle­rine bırak­mak­tan başka pek bir seçe­ne­ği­miz yok. Yaşa­mı­nı­zın akı­şını dene­tim altına ala­bil­mek için ne yapa­bi­lir­di­niz, ne yapa­maz­dı­nız, bun­ları düşü­ne­rek ken­di­nizi yiyip bitir­me­nin ne anlamı var?”

Uşaklık metaforu

Stevens’in haya­tını mer­ke­zine almakla bir­likte, onun hiz­met ettiği evin bir döne­min siya­se­ti­nin belir­len­diği bir mekân olması üze­rin­den siyasi ve top­lum­sal mese­le­leri de dil­len­dir­miş Ishi­guro; Stevens’in başu­şak­lı­ğı­nın bir meta­for oldu­ğunu söy­le­ye­bi­li­riz. Muk­te­dir­lere boyun eğmiş, kendi kade­rini tayin etmek­ten kor­kan, hak ve özgür­lük­le­rine sahip çık­mak­tan kor­kan kit­le­leri, Ste­vens öze­linde alaya alı­yor. Ancak kaba değil buruk bir alay. Nazi yan­lısı Lord’una bağ­lı­lık adına dün­ya­nın ve ülke­si­nin düş­tüğü duruma kayıt­sız kalan, mali­ka­neyi ziya­ret eden konuk­la­rın mevki ve rüt­be­le­riyle övü­nen Ste­vens, bir zavallı oldu­ğu­nun far­kın­da­dır: “Lord Dar­ling­ton kötü bir adam değildi. Hiç değildi. En azın­dan yaşa­mı­nın sonunda bütün hata­la­rın­dan ken­di­si­nin sorumlu oldu­ğunu söy­le­ye­bilme ayrı­ca­lı­ğına sahip oldu. Yürekli bir adamdı.Yaşamda belli bir yol seçti, bunun yan­lış bir yol olduğu ortaya çıktı, ama elden ne gelir, o seç­mişti bunu, hiç değilse orası kesin. Bana gelince, ben bunu bile ileri süremem.Anlıyorsunuz ya, güven­miş­tim. Lord haz­ret­le­ri­nin bil­ge­li­ğine güven­miş­tim. Ona hiz­met etti­ğim bütün o yıl­lar boyunca yararlı bir şey­ler yapı­yor oldu­ğuma güven­miş­tim. Kendi hata­la­rımı ken­dim işle­dim bile diye­mi­yo­rum. Ger­çek­ten de… İnsan ken­dine sor­malı… Vakar bunun nere­sinde?”

Daha önce de yaz­mış­tım: Ishuguro’nun bütün roman­la­rında geç­mişe takı­lıp kal­mış bir bel­lek soru­nuyla kar­şı­la­şı­rız. Anla­tı­cı­lar dur­ma­dan hatır­lar­lar ve anla­tır­lar ama anlat­tık­la­rına güve­ne­me­yiz. Çünkü hatı­ra­ları çar­pı­tıl­mış ya da bel­lek­leri ihti­yaç­la­rına göre yeni­den düzen­len­miş­tir. Stevens’in durumu da aynı; içine bulun­duğu ruh hali, Kazuo Ishi­guro roman­la­rı­nın arka pla­nın­daki anla­yı­şın –yaza­rın kendi ifa­de­siyle “anlam­la­rın bas­tı­rıl­ması” anla­yı­şı­nın– en iyi yan­sı­ması.  Bu anla­yış sonu­cu­dur ki roman kah­ra­man­ları bir tür “bilip de bil­mez­lik­ten gelme”, ger­çek­leri gör­meme ya da ken­dini aldatma hali yaşı­yor­lar. Söz konusu hal çağ­daş bire­yin ruh hali­nin Kazuo Ishi­guro tara­fın­dan teş­hiri anla­mına geli­yor.

Ishiguro’nun başa­rısı bel­lek mese­le­sini farklı hikâ­ye­lerle, bam­başka görü­nüm­lere suna­bil­me­sinde. Elbette anla­tı­sında büyük bir usta­lık var. Öyle olmasa yaşlı bir ada­mın ken­di­siyle mırıl mırıl konu­şa­rak, mes­leği hak­kında fikir­ler yürü­te­rek, yan­lış anla­ma­larla dolu anı­la­rıyla boğu­şa­rak pay­la­şa­rak geçir­diği bir­kaç günün hikâ­ye­sini din­le­meye zor taham­mül ede­bi­lir­dik. Buna bir de anla­tı­nın Stevens’in mes­le­ğini ifa eder­ken bürün­düğü din­gin, ciddi ve resmi bir tonda yapıl­dı­ğını ekle­yin… Ishi­guro işte bu din­gin­lik içinde yaka­la­mış haya­tın, özel­likle aşkın geri­li­mini ve miza­hını. Ste­vens ise bas­ma­ka­lıp fikir­leri, sap­lan­tı­ları ve özenle bas­tır­dığı duy­gu­la­rıyla unu­tul­ma­ya­cak bir roman kah­ra­ma­nına dönüş­müş. Gün­den Kalan­lar oku­du­ğum en iyi Kazuo Ishu­guro romanı. Ger­çek bir baş­ya­pıt.

Kazuo Ishi­guro, Gün­den Kalan­lar, Çeviren:Şebnem  Susam, YKY, 2015, 208 sayfa

(132)

Yorumlar