Home Hayat Doğa Çağrı Mert Bakırcı: "İstanbul ufak bir örnek, çok daha beterleri yolda."
Çağrı Mert Bakırcı: "İstanbul ufak bir örnek, çok daha beterleri yolda."

Çağrı Mert Bakırcı: "İstanbul ufak bir örnek, çok daha beterleri yolda."

239
0

Eğer sihirli bir değ­nek kul­la­na­rak yarın kar­bon­di­ok­sit salı­mı­mızı sıfıra düşür­sek bile, şu ana kadar içinde bulun­du­ğu­muz süre­cin etki­leri daha onlarca yıl boyunca hiç­bir şey olma­mış gibi devam ede­cek. Dola­yı­sıyla bu öyle “Bugün önlem aldım, yarın düzeldi” diye­bi­le­ce­ği­miz bir olay değil. Dünya’nın yarım mil­yon yıl­lık süre­cini son 60 yılda alt üst etmek­ten söz edi­yo­ruz. Geri dönüşü kolay olan bir şey değil.

Cansu Pişkin

Evrim Ağacı’nın kuru­cusu, bilim insanı Çağrı Mert Bakırcı ile küre­sel iklim deği­şik­li­ğini, neden­le­rini ve alın­ması gere­ken önlem­leri konuş­tuk.

İstanbul’da geç­ti­ği­miz haf­ta­larda yaşa­nan şid­detli yağış­lar ve sert iklim geçiş­leri akıl­lara yeni­den küre­sel iklim deği­şik­liği tar­tış­ma­la­rını getirdi. Evrim Ağacı’nın kuru­cusu, bilim insanı Çağrı Mert Bakırcı ile küre­sel iklim deği­şik­li­ğini, neden­le­rini ve buna karşı alın­ması gere­ken önlem­leri konuş­tuk.

Cansu Piş­kin: Önce­likle temel bir soru ile baş­la­ya­lım.. Küre­sel iklim deği­şik­liği nedir?

Çağrı Mert Bakırcı: Küre­sel iklim deği­şik­liği, aslında adın­dan da anla­şı­la­bi­le­ceği gibi, Dünya çapın­daki ikli­min, küre­sel bir boyutta değiş­mesi demek. Bu ismi ver­me­mi­zin 2 nedeni var: İlki, küre­sel ve yerel ayrımı. İklim, belli bir yerel böl­gede, örne­ğin Güney Ame­rika kıta­sında deği­şi­yor olsaydı; bu küre­sel bir iklim deği­şik­liği olmazdı. Bilim insan­ları tara­fın­dan insan­lık tari­hi­nin en büyük sorunu ola­rak gös­te­ri­len Küre­sel İklim Deği­şik­liği ise, Dünya’nın tama­mını etki­li­yor. İkinci neden ise, “iklim” ile “hava durumu” ara­sın­daki farkı vur­gu­la­mak. Hava durumu, bizim gün­lük veya haf­ta­lık ola­rak dene­yim­le­di­ği­miz, kısa vadeli hava olay­la­rına veri­len isim. “Bugün hava yağ­murlu.” ya da “Bu hafta çok sıcak ola­cak.” dedi­ği­mizde iklim­den değil, hava duru­mun­dan söz ede­riz. İklim, hem daha kap­samlı bir söz­cük, hem de daha uzun vadeli bir söz­cük. İklim, hava duru­muna göre daha kap­samlı bir kav­ram, çünkü her hava durumu, ikli­min bir par­ça­sı­dır; ancak her iklim­sel deği­şim, hava duru­mu­nun bir par­çası olmak zorunda değil­dir. Ayrıca iklim daha uzun vadeli bir kav­ram, çünkü iklim­sel deği­şim­leri göz­le­mek için gün­lük deği­şim­lere bak­mak yeterli değil. Kimi zaman aylara ve yıl­lara, kimi zamansa yüz bin­lerce yıla yayı­lan süreç­leri ince­le­mek gere­ki­yor. Küre­sel bir boyutta, uzun vadeli bir iklim ana­lizi yap­tı­ğı­mızda gör­dü­ğü­müz bir ger­çek var: İklim, dur­mak­sı­zın deği­şi­yor. Kor­ku­tucu olan ise, bu deği­şi­min teh­li­keli bir hızda ve yönde olması… Geze­ge­ni­miz aşırı hızlı bir şekilde ısı­nı­yor, yani sıcak­lığı artı­yor. Bu nedenle günü­müz­deki Küre­sel İklim Değişikliği’nin yapısı, “Küre­sel Isınma” yönünde… Eğer ki aksi yönde olsaydı, “Küre­sel Soğuma” diye­cek­tik mesela. Yani meş­hur “Küre­sel Isınma” lafı, söz konusu iklim deği­şik­li­ği­nin yönünü belir­li­yor.

Burada şuna tek­rar vurgu yap­mak isti­yo­rum: İnsan­lar genel­likle “Al işte, yazın hava ne kadar serin! Hani küre­sel ola­rak ısı­nı­yor­duk?” gibi fikir­ler ileri sürü­yor­lar. İşte bu insan­lar, hava durumu ile iklimi bir­bi­rine karış­tı­rı­yor­lar. Spe­si­fik bir günde olan­lar, iklim için doğ­ru­dan anlamlı olma­ya­bi­lir. Bunun yerine, daha geniş zaman ara­lık­la­rına bak­mak gere­kir. Mesela, aşa­ğıda ver­di­ğim gör­seli bir ince­le­yin. Küre­sel sıcak­lık orta­la­ma­ları, dur­mak­sı­zın artı­yor. Her yıl, “rekor sıcak­lık yılı” olu­yor. Eğer gerekli önlem­leri almaz­sak, 2018 de, 2020 de, 2025 de emin olun rekor­lar kıra­cak. Yal­nız sorun, biz sıcak­lık rekor­la­rını sayıp diz döver­ken, Dünya’nın den­gesi dur­mak­sı­zın alt üst olu­yor. Buna kulak ver­me­miz şart!

Bu hare­ketli gör­selde, 1850-2016 yıl­ları ara­sın­daki sıcak­lık deği­şi­mini görü­yo­ruz. Mer­kez­den dışarı doğru yayı­lan çiz­gi­ler, sene­nin her ayın­daki orta­lama sıcak­lığı gös­ter­mek­te­dir. Mer­keze daha yakın olan çiz­gi­ler daha soğuk sıcak­lık orta­la­ma­la­rını, daha dışa­rıda olan­lar ise daha sıcak sıcak­lık orta­la­ma­la­rını gös­ter­mek­te­dir. Dik­ka­ti­nizi çeke­rim, başta sıcak­lık­lar artı­yor, aza­lı­yor, dal­ga­la­nı­yor. Ancak ne zaman ki 19. yüz­yı­lın son­la­rına ve 20. yüz­yıla geli­yo­ruz, sıcak­lıkta müt­hiş bir artış baş­lı­yor ve bu artış gide­rek hız kaza­nı­yor. Özel­likle de 1980’li yıl­lar­dan sonra kont­rol­den tama­men çıkı­yor. Böyle giderse, çok yakın gele­cekte küre­sel sıcak­lık orta­la­ması, bun­dan sadece 30 yıl önce­si­nin 1.5-2 derece üze­rinde ola­cak­tır! Bu, hiç nor­mal bir hız değil. Bu kadar büyük sıcak­lık orta­la­ması deği­şim­le­ri­nin asır­lara yayı­lan bir sürede ger­çek­leş­me­sini bek­le­riz, 30 yılda değil!

“Küresel iklim değişikliğinin sorumlusu sera gazları.”

CP: İklim deği­şik­liği neden ger­çek­le­şi­yor? Dahası insan­lı­ğın bu deği­şime etkisi nedir?

ÇMB: İklim deği­şi­yor. “E ne var bunda, tabii deği­şe­cek.“diyen çok ola­cak­tır. İkli­min deği­şimi hiç­bir zaman dur­ma­mış­tır. Buna “doğal yol­larla olan iklim deği­şik­liği” denir. Bunun sebebi tek­to­nik ve vol­ka­nik faali­yet­ler, biyo­lo­jik var­lık­la­rın faali­yet­leri, Güneş’ten gelen rad­yo­ak­tif ışı­mada mey­dana gelen deği­şim­ler gibi unsur­lar­dır. İşte bu unsur­lar­dan birine odak­lan­mak gere­ki­yor, çünkü aslen onda aşırı bir deği­şim söz konusu: Biyo­lo­jik var­lık­la­rın faali­yet­leri. Özel­likle de tek bir biyo­lo­jik var­lı­ğın faali­yet­leri… Homo sapi­ens, yani “modern insan” türü­nün… Bizim faali­yet­le­ri­miz kilit nokta, çünkü yapı­lan ince­le­me­lerde diğer fak­tör­le­rin deği­şi­mi­nin dik­kate değer olma­dığı görüldü. Biz­ler, özel­likle Endüst­ri­yel Dev­rim son­ra­sında doğaya aşırı büyük mik­tarda etki etmeye baş­la­dık.

İklim­bi­lim­ci­ler, son 120 yıla yayıl­mış sıcak­lık ve bu sıcak­lığa etki eden tüm fak­tör­lere ait veri­leri ana­liz ede­rek, her bir fak­tö­rün sıcak­lığı nasıl değiş­tir­di­ğini belir­le­ye­bi­li­yor­lar. Bu fak­tör­ler insa­nın etkisi olan fak­tör­ler ve insa­nın etkisi olma­yan fak­tör­ler ola­rak ikiye ayrı­lı­yor. İnsa­nın doğaya etkisi genel­likle 4 ana baş­lıkta top­la­nı­yor: Orman­la­rın tah­ri­batı ve tarım alan­ları, Ozon taba­kası kir­li­liği, Aero­sol gaz­la­rı­nın salı­nımı (örne­ğin kömür yakımı sonucu salı­nan sül­fat­lar veya eski deodo­rant­lar­dan salı­nan klo­rof­lo­ro­kar­bon gaz­ları), Sera etki­sine neden olan kar­bon­di­ok­sit (CO2) ve metan (CH4) gibi gaz­la­rın salımı… Bun­lar genelde fab­ri­ka­lar­dan, ara­ba­lar­dan, uçak­lar­dan, tren­ler­den, tarım alan­la­rında yaşa­yan büyük besi hay­van­la­rın­dan ve sant­ral­ler­den salı­nan gaz­lar… Yani Endüst­ri­yel Devrim’in hız kat­tığı her şey bu gaz­lara neden olu­yor.

İnsa­nın etkisi olma­yan doğal olay­lar ise 3 baş­lıkta top­la­nı­yor: Yörünge olay­ları (Dünya’nın yörün­ge­sini etki­le­yen, pre­ses­yon hare­keti gibi deği­şim­ler), Güneş olay­ları (Güneş faali­yet­le­ri­nin art­ması gibi), Vol­ka­nik olay­lar (vol­kan pat­la­ma­ları gibi)

Aşa­ğı­daki gör­sele bir bakın. Gör­selde siyah çizgi, küre­sel sıcak­lık­la­rın deği­şi­mine yöne­lik yap­tı­ğı­mız doğ­ru­dan göz­lem. Yani sıcak­lı­ğın deği­şimi o şekilde olmakta… Yeşil alan, eğer ki insa­nın sebep olduğu fak­tör­leri göz ardı ede­cek olur­sak, sıcak­lı­ğın nasıl değiş­mesi gerek­ti­ğini gös­te­ri­yor. Göre­bi­le­ce­ği­niz gibi, eğer ki sadece o alan­dan gelen etki­lere baka­cak olur­sak, 1970’lerin sonun­dan sonra bir soğuma eği­limi gör­me­miz gere­kirdi. Hal­buki böyle bir şeyi gör­mü­yo­ruz (siyah çizgi tam tersi yöne gidi­yor). Ancak ne zaman ki doğal etmen­ler üze­rine, insa­nın neden olduğu etki­leri de ekli­yo­ruz, işte o zaman gör­sel­deki mavi alanı elde edi­yo­ruz. Mavi alan, direkt göz­lem­le­ri­mizi gös­te­ren siyah çiz­giye cuk otu­ru­yor! Yani Küre­sel İklim Değişikliği’ne ger­çek­ten de aslen insan­lar neden olu­yor­lar. Bunun lamı cimi bulun­mu­yor.

Peki insana ait etki­ler­den en çok han­gisi etki edi­yor? Az önce sözünü etti­ğim 4 fak­törü ayrış­tı­ra­rak direkt göz­lem­le­ri­mize ne kadar uydu­ğuna bir baka­lım:

İnsa­nın neden olduğu fak­tör­ler­den han­gi­le­ri­nin, küre­sel sıcak­lık orta­la­ma­ları üze­rine ne kadar etki etti­ğine dair bir gör­sel. Yeşil: sera gazı etkisi. Açık mavi: ozon kir­li­liği etkisi. Sarı: orman ve tarım alan­ları tah­ri­ba­tı­nın etkisi. Koyu mavi: Aero­sol­le­rin etkisi. Aero­sol­le­rin küre­sel sıcak­lık­ları düşür­dü­ğüne dik­kat edin. Bu ilginç bir ger­çek­tir; ancak bir yan etkisi, bu gaz­la­rın asit yağ­mur­la­rını ciddi bir şekilde art­tır­ma­sı­dır. Bu nedenle deodo­rant­lar gibi ürün­lerde klo­rof­lo­ro­kar­bon­lar geç­ti­ği­miz asrın son­la­rında yasak­lan­mış­tır. (Kay­nak: Blo­om­berg)

Sanı­yo­rum gra­fik gayet net… İnsan­la­rın sal­dığı sera gaz­ları, Küre­sel İklim Değişikliği’nin ana sorum­lusu. Peki sera gaz­ları nasıl bu etkiye sebep olu­yor? Çok basit.Soğuk bir kış günü, üze­ri­nize bir bat­ta­niye attı­ğı­nızı düşü­nün. Ne olur? Isı­nır­sı­nız, değil mi? Aslında bat­ta­niye sıcak değil­dir! Vücu­du­nu­zun etrafa yay­dığı ısı­nın üze­rini örte­rek, bat­ta­niye ile sizin ara­nız­daki hava­nın ısın­ma­sını sağ­lar. Yoksa bat­ta­niye size ısı ver­mez (elekt­rikli bat­ta­niye falan değilse). Isıyı hap­se­de­rek, vücut ısı­nı­zın odaya saçıl­ma­sına engel olur. Peki, bir bat­ta­niye daha aldı­nız üze­ri­nize… Sonra bir tane daha… Sonra bir tane daha… Ne ola­cak? Artık oda­nın soğuk­luğu sizin için anlam­sız ola­cak, çünkü aşırı ısı­nı­yor vücu­du­nuz. Kat kat bat­ta­niye, ısı­nın hiç­bir yere dağıl­ma­sına izin ver­mi­yor, sürekli bat­ta­niye ile vücu­du­nuz ara­sında hap­so­lan havayı ısı­tı­yor. Bu da sizi ter­let­meye baş­lı­yor. Eğer yete­rince bek­ler­se­niz, sırf bu nedenle ve buna bağlı aşırı ter­leme gibi neden­lerle öle­bi­lir­si­niz bile!

İşte bizim sera gaz­ları ile Dünya’ya yap­tı­ğı­mız da tam ola­rak bu. Bu gaz­ları atmos­fere sal­dıkça, geze­gen üze­rine dur­mak­sı­zın “bat­ta­niye örtü­yo­ruz”. Bu gaz­lar ile yer­yüzü ara­sında sıkı­şan hava, yani atmos­fe­ri­miz, dur­mak­sı­zın ısı­nı­yor. İşte yuka­rı­daki sıcak­lık deği­şi­mi­nin nedeni de tam ola­rak bu. Daha çok sera gazı, daha çok bat­ta­niye demek. Daha çok bat­ta­niye, daha fazla ve daha hızlı ısınma demek. İşte Küre­sel Isınma’nın en büyük teh­li­kesi de bu. Dünya’mız ve bu geze­gen üze­rin­deki can­lı­lar, bu kadar hızlı sıcak­lık artı­şına uyum sağ­la­ya­ma­ya­bi­lir­ler.

“Belirsiz hava olaylarının nedeni atmosferik enerji.”

CP: Peki bu deği­şi­min etkisi nedir? Ne olur yani küre­sel ısınma olsa?

ÇMB: Eğer ki Küre­sel İklim Değişikliği’nin ne oldu­ğunu anla­dıy­sak, bu soruya da cevap vere­bi­li­riz demek­tir. Küre­sel atmos­fe­rik hava sıcak­lığı orta­la­ması artınca, atmos­ferde 2 basit şey olu­yor: Atmos­fe­rin nem tutma kapa­si­tesi artı­yor ve atmos­fe­rik enerji mik­tar­ları artı­yor. Sıcak hava hem daha fazla nem (su) tuta­bi­lir, hem de daha yük­sek ener­jiye sahip­tir. Yerel bir alanda bu olsa, çok büyük sıkıntı olmazdı belki. Ancak Dünya’nın atmos­fe­ri­nin tamamı böyle ısı­nınca, kor­kunç bir şey olu­yor: Atmos­ferde biri­ken su artı­yor ve bu su, çok daha şid­detli bir şekilde yağı­yor. Ülke­mizde bu aşırı şid­detli yağış­lar ola­rak göz­le­ni­yor. Tro­pik iklim­lerde ise her geçen yıl daha da güç­le­nen ve daha sık ger­çek­le­şen kasır­ga­lar görü­yo­ruz.

Isın­maya bağlı ola­rak atmos­fe­rik ener­ji­nin art­ma­sı­nın bir diğer sorunu, belir­siz hava olay­ları olu­yor. Durup duru­ken deği­şen hava sıcak­lık­ları, sıcak­la­rın aşırı sıcak geç­mesi, soğuk­la­rın aşırı soğuk geç­mesi, mev­sim­le­rin bir­bi­rine karı­şı­yor gibi gözük­mesi hep bun­dan kay­nak­la­nı­yor. Yani iklim deği­şik­liği, hava duru­mun­daki ekst­rem olay­lar ile ken­dini gös­te­ri­yor. Buna kulak ver­mez­sek daha beter­le­rini yaşa­ya­ca­ğız tüm geze­gen ola­rak.

Küre­sel ola­rak ısı­nan geze­ge­nin bir diğer sıkın­tısı, yay­gın ola­rak bilin­diği gibi, kara­sal buzul­la­rın eri­mesi. Bili­yor­su­nuz, Antark­tika ve Grön­land gibi yer­ler buz küt­le­sin­den iba­ret değil­dir. Bu devasa kara par­ça­la­rı­nın üze­rinde aşırı mik­tarda buz bulu­nur. Ancak orta­lama sıcak­lık­lar artınca, bu buz­lar da gide­rek artan bir şekilde eri­yor. Bu buz­lar­dan gelen sular, okya­nus­lara karı­şı­yor ve okya­nus­lar ile deniz­le­rin sevi­ye­sini art­tı­rı­yor. Bu da, kıyı şerit­le­ri­nin gide­rek suya gömül­me­sine neden olu­yor. Örne­ğin eğer ki Dünya’daki tüm buzul­lar eri­ye­cek olursa (ki altını çize­yim, böy­le­sine yıkıcı bir erime şu etapta, yakın vadede pek olası bir senaryo ola­rak gözük­mü­yor), İstan­bul şöyle gözü­kürdü:

Eğer ki Dünya’daki bütün buzul­lar erirse, deniz sevi­yesi 60 met­reye kadar yük­se­le­cek. Bu durumda, İstanbul’un maviyle gös­te­ri­len alan­ları su altında kala­cak. Bu, devasa bir top­rak kaybı, nasıl izin veri­riz? Ancak böy­le­sine kap­samlı bir erime olayı yakın vadede bek­len­mi­yor. (Kay­nak: geology.org)

Tabii ki atmos­fer­deki sera gaz­la­rı­nın, özel­likle de kar­bon­di­ok­sit gibi asi­dik etkiye sahip bir gazın birik­me­si­nin çok kri­tik başka bir etkisi daha var: Okya­nus­lar. Sorun, sadece su sevi­ye­si­nin art­ması değil. Okya­nus­lar, bu artan kar­bon­di­ok­sit gazını tutan bir etkiye sahip. Ancak okya­nus­lar­daki CO2 oran­ları artınca, asi­dite oran­ları da artı­yor. Yani sular, asit­le­ni­yor. Buna bağlı ola­rak mer­can kaya­lık­ları ölü­yor. Mer­can kaya­lık­ları, besin zin­ci­ri­nin en altın­daki bin­lerce türe ev sahip­liği yapan biyo­lo­jik alan­lar. Bu can­lı­lar yaşam alanı bula­ma­yınca ölmeye baş­lı­yor­lar. Onlarla bir­likte, onları avla­yan avcı­lar da ölü­yor. Böy­lece besin zin­ci­ri­nin alt üst olması ris­kiyle kar­şı­la­şı­yo­ruz. Bu işin şakası yok. Sırf bu bile, insa­nın yakın gele­cekte yok olma­sıyla sonuç­la­na­bi­le­cek kadar katast­ro­fik ve öngö­rü­le­mez bir olay. Doğa­nın mil­yar­larca yılda evrim yoluyla kurul­muş den­ge­le­rini bu kadar kolay gör­mez­den gele­me­yiz.

Son etki ise, ekst­rem hava olay­ları. Dedi­ğim gibi, sıcak­lar daha sıcak, soğuk­lar daha soğuk olu­yor. Bun­dan sadece 20-30 sene önce yazın 35-40 derece olan hava sıcak­lık­ları “flaş haber” ola­rak veri­lirdi. Şimdi bun­lar nor­mal sıcak­lık­lar oldu, 40-45’ler bu şekilde veri­li­yor. Böyle giderse, 40-45 dere­ce­lere de alı­şa­ca­ğız. Bu nor­mal değil. Çünkü deği­şim o kadar hızlı yaşa­nı­yor ki, tür­le­rin, hele ki insan gibi artık yavaş evrim­le­şen bir türün buna adapte olması imkan­sız. Bu, tüm türü­müzü teh­dit edi­yor. Bizimle bir­likte, bin­lerce diğer türü de…

“İklim değişikliği şiddetli yağışların sebebi.”

CP: Geç­ti­ği­miz gün­lerde İstanbul’da yaşa­nan şid­detli dolu yağışı ara­ba­la­rın, evle­rin camını kır­mış, çok sayıda yer sular altında kal­mıştı. Dolu yağışı nasıl bu denli bir fela­kete yol aça­bi­li­yor? Eski­den de yağ­mur yağı­yordu ancak etki­leri bu denli güçlü olmu­yordu. Ne yap­tık da 20 daki­ka­lık bir yağış böy­lesi fela­ket­le­rin yaşan­ma­sına yol açtı?Yaşananlar sadece bir baş­lan­gıç mıydı?

ÇMB: İstanbul’da gör­dü­ğü­müz, Küre­sel İklim Değişikliği’nin neler yapa­bi­le­ce­ğine ufa­cık bir örnek. İlk yağ­mur yaşan­dı­ğında, Twit­ter üze­rin­den takip­çi­le­rimi uyar­mış­tım. Bu daha hiç­bir şey, daha çok beter­le­rini göre­ce­ğiz demiş­tim. Bazı insan­lar “Abartma, olur arada sırada böyle şey­ler, hemen İklim Değişikliği’ne bağ­la­ma­yın” falan demiş­lerdi. Daha ara­dan 1-2 hafta geç­me­den İstan­bul ve Ankara yine sular altına gömüldü. Ve yine diyo­rum: Daha bu hiç­bir şey değil! Çok daha beter­leri yolda. Sadece bizim için değil, tüm Dünya için. Ama biz de devasa mik­tarda etki­le­ne­ce­ğiz; çünkü her şey bir yana, alt­yapı eksi­ği­miz var. Sadece İklim Deği­şik­liği değil, dev dep­rem­ler gibi diğer doğa olay­ları da Türkiye’yi çok ciddi şekilde teh­dit eden olay­lar. “Olunca baka­rız” gibi bir man­tık var. Böyle olmaz. Bilime ve bilim insan­la­rına kulak ver­mek zorun­da­yız. Hava durumu ile iklim farklı şey­ler­dir dedik. İstan­bul ve Ankara’da yaşa­nan aşırı yağış­lar, belirli ara­lık­larla mey­dana gele­bi­len, doğal olay­lar. Zaten şunu anla­mak gere­ki­yor: Küre­sel İklim Deği­şik­liği, anor­mal veya doğa üstü bir şey değil. Yani bir­den­bire Ay’ı yok ede­cek, ne bile­yim, uzaylı isti­la­sına neden ola­cak bir şey değil. Az önce de izah etti­ğim gibi, var olan doğa olay­la­rı­nın şid­de­tini ve yıkı­cı­lı­ğını art­tı­ran bir süreç. Bu olay­la­rın bir kısmı, tür­leri yok ede­bi­le­cek kadar güçlü olay­lar. Dola­yı­sıyla şöyle demek en doğ­rusu ola­cak­tır: Eğer ki İklim Deği­şik­liği olma­saydı, belki yine bu tip yağış­lar görür­dük; ancak İklim Deği­şik­liği nede­niyle bu tip olay­ları çok daha şid­detli ve çok daha sık yaşı­yo­ruz ve yaşa­ya­ca­ğız. Bunun tar­tış­malı bir nok­tası yok. Eğer önlem­ler alın­mazsa, bu gör­dük­le­ri­miz, göre­cek­le­ri­miz yanında bir hiç diye­bi­li­rim.

“Karondioksitin artması küresel ısınmayı hızlandırıyor.”

CP: Atmos­fe­rik kar­bon­di­ok­sit oranı nedir? Dünya Mete­oro­loji Örgütü, bu ora­nın 2015’de 400 par­ça­cığa ulaş­tı­ğını ve iklim deği­şik­li­ğini kuşak­lar boyu süre­cek kri­tik bir aşa­maya taşı­dı­ğını söy­lü­yor. Bu ne anlama geli­yor?

ÇMB: Evet, dedi­ğim gibi kar­bon­di­ok­sit (CO2) ve metan (CH4) en teh­li­keli sera gaz­ları. Kar­bon­di­ok­sit, özel­likle aşırı salı­nımı dola­yı­sıyla en risk­lisi. Ama tek sera gaz­ları bun ikisi değil. Nit­röz Oksit (N2O), Dik­lo­ro­dif­lo­ro­me­tan (CFC12), Trik­lo­rof­lo­ro­me­tan (CFC11) ve 15 adet diğer bili­nen sera gazı var. Bu gaz­la­rın her biri­nin “sera etkisi” var; az önce anlat­tı­ğım “bat­ta­niye etkisi” gibi düşü­ne­bi­lir­si­niz. Buna bilimde “rad­ya­tif zor­lama” ya da “rad­ya­tif güç” adı veri­li­yor. Isıyı hap­setme gücü ola­rak düşü­ne­bi­lir­si­niz. Şu gra­fikte, bu gücün yıl­dan yıla deği­şi­mini görü­yo­ruz:

Sera gaz­la­rı­nın “bat­ta­niye etkisi” mik­tarı… Mavi olan kar­bon­di­ok­sit, yeşil olan metan, diğer renk­ler ise diğer sera gaz­ları. CO2’nun atmos­feri ısı­tıcı etki­si­nin yıl­dan yıla artı­şına dik­kat edi­niz. (Kay­nak: NOAA)

Bu artı­şın nedeni, atmos­fe­rik kar­bon­di­ok­sit oran­la­rın­daki artış. Yoksa kar­bon­di­ok­si­tin yapısı falan değiş­medi; gaz aynı gaz. Mik­tar ola­rak atmos­fer içe­ri­sinde gide­rek artı­yor. Ne kadar artı­yor? Hemen bir diğer gra­fik ile gös­te­re­lim:

Son 400.000 yıl­daki atmos­fe­rik kar­bon­di­ok­sit oran­la­rı­nın deği­şimi. Yatay çizgi, son 400.000 yılda atmos­fer­deki kar­bon­di­ok­sit ora­nı­nın 300 ppm’i hiç geç­me­di­ğini gös­te­ri­yor! Özel­likle 1950’den iti­ba­ren baş­la­yan artışı taki­ben, şu anda 400 ppm’i geç­miş vazi­yet­te­yiz. (Kay­nak: NASA)

Bu sözünü etti­ği­niz “ppm” nedir? İngi­liz­ce­deki “parts per mil­lion”, yani “mil­yon par­ça­cık içe­ri­sin­deki oran” ola­rak düşü­nü­le­bi­lir. Havada 1 mil­yon par­ça­cık aldı­ğı­mızı düşü­nün. Bun­lar­dan kaç tane­si­nin kar­bon­di­ok­sit mole­külü oldu­ğunu belirt­mek için bu “ppm” biri­mini kul­la­nı­rız. Yani şu anda hava­daki her 1 mil­yon par­ça­cık­tan 400 tanesi kar­bon­di­ok­sit. Son 400.000 yılda ise bu oran hiç­bir zaman 300’ün üze­rine çık­madı. Bu ne demek? Neden önemli? Çünkü kar­bon­di­ok­sit en teh­li­keli sera gazı. Bu ora­nın art­ması, Küre­sel Isınma’nın hız­lan­ması demek. Vazi­yet çok kötü yani. Bu da, 2011’den beri, aydan aya atmos­fe­rik kar­bon­di­ok­sit oran­la­rı­nın deği­şi­mini gös­te­ren bir diğer gra­fik:

Artan renk ton­ları, gide­rek daha yakın yıl­ları gös­te­ri­yor. Sol­dan sağa ise ayları görü­yo­ruz. Her geçen yıl ve her geçen ay, atmos­fe­rin CO2 oran­ları artı­yor. İlk ola­rak 2014’ün son ayları ile 2015’in ilk ayla­rında 400 ppm değe­rini geç­tik. 2016’nın orta­la­rın­dan iti­ba­ren ise bu geçiş kalıcı hale geldi. Yani eğer ki bir şey yap­maz­sak, asla geriye döne­me­ye­ce­ğiz. (Kay­nak: Cli­mate Cent­ral)

400 ppm değeri de şu yüz­den önemli. Yapı­lan model­le­me­ler, Dünya için “güvenli” olan kar­bon­di­ok­sit sevi­ye­si­nin 350 ppm düze­yinde oldu­ğunu gös­te­ri­yor. 400 ppm, “riskli” bölge. Ve biz, muh­te­me­len geri dönü­le­mez bir şekilde “riskli” sınırı da geç­tik ve hızla artışa devam edi­yo­ruz. Bir nevi “kont­rol nok­tası” idi bizim için 400 ppm. Artık “sıra­dan ger­çek­lik” halini aldı. Bu ger­çek­ten kor­ku­tucu. Sürekli “riskli” böl­gede yaşı­yor oldu­ğu­muzu bil­mek, insan­lık için rahat­sız­lık verici olmalı…

“Sera gazı salımını hızla azaltmalıyız.”

CP: İklim deği­şik­li­ğini önle­mek için çok mu geç kal­dık? İklim deği­şik­li­ğini önle­mek veya geri­let­mek adına birey­sel ya da top­lum­sal ola­rak neler yap­ma­lı­yız?

ÇMB: Eğer sihirli bir değ­nek kul­la­na­rak yarın kar­bon­di­ok­sit salı­mı­mızı sıfıra düşür­sek bile, şu ana kadar içinde bulun­du­ğu­muz süre­cin etki­leri daha onlarca yıl boyunca hiç­bir şey olma­mış gibi devam ede­cek. Dola­yı­sıyla bu öyle “Bugün önlem aldım, yarın düzeldi” diye­bi­le­ce­ği­miz bir olay değil. Dünya’nın yarım mil­yon yıl­lık süre­cini son 60 yılda alt üst etmek­ten söz edi­yo­ruz. Geri dönüşü kolay olan bir şey değil.

Ancak geri dönüş imkân­sız da değil. İlk yap­ma­mız gere­ken şey, sera gazı salı­mını hızla azalt­mak. 22 Nisan 2016’da 195 ülke tara­fın­dan imza­la­nan Paris Ant­laş­ması bir baş­lan­gıç; ancak bir çözüm değil. Bu ant­laş­ma­nın en temel nite­liği, imzacı ülke­le­rin sera gazı salım­la­rını kont­rol altına ala­cak, man­tıklı ve işlev­sel deği­şim­ler yapa­cak­la­rına dair söz ver­miş olma­ları. Ama ABD’nin gerici baş­kanı Donald Trump’ın lider­li­ğinde, ABD gibi bu sera gaz­la­rı­nın en büyük salı­cısı olan bir ülke bu ant­laş­ma­dan çekildi. Bun­lar, dün­yaca kabul edi­le­mez hata­lar. Tüm Dünya’nın bir­le­şe­rek bu tip akıl almaz karar­lara bel kırıcı bir ambargo uygu­la­ması gere­kir. Ama söz konusu ABD olunca, bu tip şey­leri kolay kolay göre­mi­yo­ruz tabii. Şu gra­fik, ülke­le­rin her yıl sal­dığı CO2 mik­ta­rını giga­ton (1 mil­yar ton) cin­sin­den veri­yor:

“Ülke­le­rin yıl­lık ola­rak sal­dığı kar­bon­di­ok­sit mik­tarı. ABD ve Çin, Dünya’nın en büyük kir­le­ti­ci­leri konu­munda. Ülke­miz, sarı alan ile tem­sil edi­len 5 ülke ara­sında. Bu alanda bulu­nan Avust­ralya, Kanada, Mek­sika, Kore ve Türkiye’nin top­la­mı­nın koyu kır­mızı ile gös­te­ri­len Çin’in yarısı kadar oldu­ğuna dik­ka­ti­nizi çeke­rim. (Kay­nak: World Eco­no­mic Forum)”

Ülke­miz­deki sera gazı salım­ları da her geçen yıl artı­yor:

Türkiye’nin yıl­dan yıla CO2 salımı… (Kay­nak: Google)

Bu tip ülke­ler üstü ant­laş­ma­la­rın öte­sinde, halk ola­rak bilinç­len­dirme çalış­ma­ları aşırı önemli. Lider­ler­den ısrarla Küre­sel Isınma müca­de­lesi talep etme­miz gere­ki­yor. Bilime önem ve önce­lik ver­me­yen hiç­bir lideri başa getir­me­me­miz gere­ki­yor. Gerici düşün­ce­ler ve bilim düş­man­lı­ğıyla her an, her yerde müca­dele etme­miz gere­ki­yor. Bun­lar, halk ola­rak yapa­bi­le­cek­le­ri­miz.

“Bireysel olarak da yapacaklarımız çok.”

Birey ola­rak yapa­bi­le­cek­le­ri­miz ise, belki biraz daha ot-ağır­lıklı bes­len­meye geç­mek ola­bi­lir. Meta­nın bir numa­ralı salı­cısı besi hay­van­ları. Öyle ki, Dünya’daki besi hay­van­la­rı­nın (şaka yap­mı­yo­rum) yel­lenme yoluyla sal­dık­ları metan mik­tarı, Dünya’daki bütün araba, uçak ve tren­le­rin sal­dığı metan mik­tarı ile aynı. Daha otçul, hatta müm­künse veje­tar­yen veya vegan bes­lenme,  birey­sel kar­bon aya­ki­zi­mizi (birey­sel ola­rak sal­dı­ğı­mız veya salı­mına katkı sağ­la­dı­ğı­mız kar­bon mik­ta­rını) azal­ta­bi­lir. Bir diğer yapa­bi­le­ce­ği­miz şey, boy­kot uygu­la­mak ola­bi­lir. Kar­bon salım­ları konu­sunda gerekli adım­ları atma­yan firma ve kurum­lar­dan ürün alma­ya­bi­li­riz. Sos­yal sorum­lu­luk pro­je­leri baş­la­ta­bi­li­riz. Ülke­miz­deki bilim olu­şum­la­rına maddi manevi her türlü des­teği ver­meye çalı­şa­bi­li­riz. Etra­fı­mızı bilinç­len­di­re­bi­li­riz.

Yani yapa­cak şey çok. Ama soru şu: Bun­ları yapa­cak mıyız? Yoksa göz göre göre hem türü­müzü, hem Dünya’daki yaşa­mın ezici bir çoğun­lu­ğunu riske ata­cak mıyız?

(Kay­nak: Evrensel.net)

(239)

Yorumlar