Home Kültür Sanat Edebiyat Kitap Damızlık Kızın Öyküsü Yalnızca Bir Distopya Değil
Damızlık Kızın Öyküsü Yalnızca Bir Distopya Değil

Damızlık Kızın Öyküsü Yalnızca Bir Distopya Değil

1.21K
0

Yalan ve şiddet yaşadığımız dünyayı, zamanları distopyaya yaklaştırıyor. Çünkü, okuduğumuz distopyalar bu ikisi üzerine kurulur.

Melike Uzun

Normal’den Distopik Dünyaya

Sinemaya aktarılan Damızlık Kızın Öyküsü’nün şimdilerde 10 bölümlük bir dizi olarak televizyona uyarlandığını Notos’un 60. sayısında okumuştuk. Kitabın ’92 AFA baskısından bu yana yeni baskısının yapılmadığı bu haberle birlikte gündeme gelmişti. Eser çok geçmeden Doğan Kitap tarafından, aynı çevirmenlerin kaleminden yayımlandı.

Margaret Atwood’un Damızlık Kızın Öyküsü bir distopya, ancak onu distopya olmaktan çıkarıp gerçeğe bir adım daha yaklaşmasını sağlayan birkaç özelliği var. Romanın ana zamanını oluşturan “şimdi”den önce kahramanın ailesiyle birlikte “normal” hayat sürdüğü anlatılıyor. Yazarın kurduğu distopik dünyanın adım adım değişiklerle meydana gelmiş olduğu düşüncesi ve tarih belirtilmemiş olsa da, bir tür günce biçiminde yazılmasından dolayı okuyucu kahramanla empati kurup onun gözünden distopyanın korkunçluğunu en yalın haliyle görebiliyor.

Geçmişte kalan “normal” hayat, anlatıcı kadın “Fredinki”nin zihninden zaman zaman geri dönüşlerle aktarılıyor. Bu geri dönüşler okuyucuyu şimdinin ağırlığına ikna ediyor. Fredinki, yeni kurulan düzende kocasının, kızının, annesinin yaşayıp yaşamadıklarını, nerde olduklarını bilmez, eğer yaşıyorlarsa onun yapacağı bir hata yüzünden ölebilecekleri korkusunu hep taşır. Ülkede sistem değiştiğinde üçü –Fredinki, kızı ve kocası– bir kaçış planı yapmış, korku içinde evlerini terk edip sınıra doğru yola çıkmışlar, ancak başarılı olamamışlardır. Fredinki, yeni sistemde kurulan hiyerarşinin bir parçası olarak çocuk doğurmak üzere komutanlara tahsis edilen “damızlık kız” olmuştur, kocasının ve kızının akıbetini öğrenemez.

Her katman için korkunç olan sistemin en üstünde bulunan, komutanlar ve eşleri, eğitici teyzeler için kısmen hareket serbestliği söz konusudur, normal dünyada da olduğu üzere var olanın en iyi ahlaka dayalı olduğunu savunup zaman zaman soyut ve somut biçimlerde kuralları delerler. Hiyerarşik katmanın bir altında bulunan, daima kırmızı giyen Damızlık Kızlar, ev işlerini sürdüren Marthalar için hayat zordur, ama asıl önemlisi her zaman ölümle yüz yüze olmalarıdır. En küçük hatada ya da sözün, bakışın kastedilenden uzağa düşmesinde Duvar’daki çengelde bir cesede dönüşebileceklerdir.

Yan Hikâyeler ve Şiddet

Romanın temel hikâyesinin içinde bir diziye kolayca aktarılmasını sağlayacak pek çok yan hikâye bulunuyor. Her yan hikâye ayrı ayrı etkileyici. Bunlardan biri Fredinki, (anlatıcı kadının gerçek adını roman boyunca öğrenemeyiz, Fredinki ona sonradan, komutana bağlı olarak verilen isimdir) kocası Luke ve kızlarının kaçarken yaşadıklarıdır. Ailenin, komşularına durumlarını sezdirmemesi gerekir. Bir süredir başları belaya girmesin diye konuşmaktan kaçınmakta, karşılaştıkları komşularıyla uzaktan selamlaşmaktadırlar. Bu durumda kaçarken evdeki kediyi ne yapacakları gündeme gelir. Küçük kız yanlarında götürmeyi önerir ama bu mümkün değildir. Yollardaki kontrollerde ülkeden ayrıldıkları, bütünüyle toparlandıkları hissi uyandırmamalıdırlar. Süresiz gittikleri için evde bırakamazlar, dışarı salarlarsa hayvan geri dönüp miyavladığında komşular evde olmadıklarını anlayacaklardır. Bu durumda tek çareleri kalır, Luke kediyi öldürmek üzere alıp garaja götürür.

Yalan ve şiddet yaşadığımız dünyayı, zamanları distopyaya yaklaştırıyor. Çünkü, okuduğumuz distopyalar bu ikisi üzerine kurulur. Damızlık Kızın Öyküsü’nde de şiddetten uzak yaşayan ailenin distopik dünyaya adım atmaları bir kediyi öldürmekle başlar. Bu başlangıç, şiddetin vuku buluşu, “normal” dünyadan distopik dünyaya geçişin işaretidir.

Romanın şifrelerinden, üzerine kurulduğu yapılardan biri de “Nolite te bastardes carborundorum” cümlesidir. Fredinki, bütünüyle boş odasının her gün bir ayrıntısını keşfetmeye çalışır. Bu keşif ayakta kalmak için kullandığı yöntemlerden biridir. Söz konusu cümle çok zor görünebilecek bir kıyıya yazılmıştır. Fredinki, uzunca bir süre düşündükten sonra anlamını tesadüfen öğrenir. Anlamı öğrendikten sonra cümleyi dilinden düşürmez.   Hikâyenin sonu bu cümlenin anlamı ve Fredinki’nin cümleyi sahiplenişi açısından düşünüldüğünde belirsizlikten kurtuluyor. Cümlenin ışığında, anlatıcının hikayesinden sonraki yaklaşık yüz elli yıllık zaman sıçramasında duyduğumuz ferahlık anlam kazanıyor, romanın fikri yön değiştirmiş ve güçlenmiş oluyor.

Kadın Anlatısı Olarak Distopya

Bu romanı diğer distopyalardan ayıran bir başka özellik  normal hayattan distopik hayata geçişin kadınların yaşamdan bütünüyle sürülüp tutsaklar haline getirilmesiyle başlaması. Geçiş zamanlarında anlatıcı kadının kocasının, marketteki çocuğun üstten bakan, hâkim, durumdan alttan alta memnun ifadelerine tanık oluruz. Bu özellik de Damızlık Kızın Öyküsü’nü gerçeğe bir adım daha yaklaştırıyor. Doğu – Batı tartışmalarının kadın iffeti, kadının sokağa çıkması ile eve kapanması üzerinden yapıldığı, muhafazakârlığın ilk olarak kadının statüsünü muhafaza ettiği, totaliter rejimlerin kadın bedenine müdahaleyle, kürtajın yasaklanmasıyla ilk sinyallerini verdiği düşünülürse bir distopyanın kadına tahakküm üzerine kurulması onun gerçekle bağını güçlendirmesi demektir.

Fredinki, duyguları ve duyularıyla o kadar canlıdır ki Atwood’un bu romanı, okuyucuyu, hikâye anlatmaya odaklı bir distopyadan çok daha fazla etkiler. Kimi okuyucular anlatımı tam da bu yüzden melankolik bulsa da Fredinki’nin dokunmaya, küçük yararsız nesnelere sahip olmaya olan ihtiyacı onu canlı ve etkileyici kılıyor, bize, romanı sonuna dek merakla okuma motivasyonu sağlıyor. Mağaralarda, yalnızca korunma amaçlı kullanılan dört duvar evlerde yaşanan zamanlardan bu yana kültürel olarak evrimleşmiş insan türü, özellikle de kadınlar için, nesnelerden uzak, bomboş bir odada yaşıyor olmak başlı başına bir melankoli ve kasvet nedeni olsa gerek. Kısacası Atwood’un anlatımı anlatılanla örtüşüyor, bu yüzden onun anlatımını melankolik ya da kasvetli bulmak pek haklı bir eleştiri sayılmaz.

Sonunda, sonuç olarak: “Nolite te bastardes carborundorum.”

*Damızlık Kızın Öyküsü, Margaret Atwood, Doğan Kitap, Çeviren: Sevinç Altınçekiç-Özcan Kabakçıoğlu, 2017

(1211)

Yorum yaz