Home Kültür Sanat Edebiyat Kitap Damızlık Kızın Öyküsü Yalnızca Bir Distopya Değil
Damızlık Kızın Öyküsü Yalnızca Bir Distopya Değil

Damızlık Kızın Öyküsü Yalnızca Bir Distopya Değil

880
0

Yalan ve şid­det yaşa­dı­ğı­mız dün­ya­yı, zaman­la­rı dis­top­ya­ya yak­laş­tı­rı­yor. Çün­kü, oku­du­ğu­muz dis­top­ya­lar bu iki­si üze­ri­ne kuru­lur.

Melike Uzun

Normal’den Dis­to­pik Dün­ya­ya

Sine­ma­ya akta­rı­lan Damız­lık Kızın Öykü­sü’nün şim­di­ler­de 10 bölüm­lük bir dizi ola­rak tele­viz­yo­na uyar­lan­dı­ğı­nı Notos’un 60. sayı­sın­da oku­muş­tuk. Kita­bın ’92 AFA bas­kı­sın­dan bu yana yeni bas­kı­sı­nın yapıl­ma­dı­ğı bu haber­le bir­lik­te gün­de­me gel­miş­ti. Eser çok geç­me­den Doğan Kitap tara­fın­dan, aynı çevir­men­le­rin kale­min­den yayım­lan­dı.

Mar­ga­ret Atwood’un Damız­lık Kızın Öykü­sü bir dis­top­ya, ancak onu dis­top­ya olmak­tan çıka­rıp ger­çe­ğe bir adım daha yak­laş­ma­sı­nı sağ­la­yan bir­kaç özel­li­ği var. Roma­nın ana zama­nı­nı oluş­tu­ran “şimdi”den önce kah­ra­ma­nın aile­siy­le bir­lik­te “nor­mal” hayat sür­dü­ğü anla­tı­lı­yor. Yaza­rın kur­du­ğu dis­to­pik dün­ya­nın adım adım deği­şik­ler­le mey­da­na gel­miş oldu­ğu düşün­ce­si ve tarih belir­til­me­miş olsa da, bir tür gün­ce biçi­min­de yazıl­ma­sın­dan dola­yı oku­yu­cu kah­ra­man­la empa­ti kurup onun gözün­den dis­top­ya­nın kor­kunç­lu­ğu­nu en yalın haliy­le göre­bi­li­yor.

Geç­miş­te kalan “nor­mal” hayat, anla­tı­cı kadın “Fredinki”nin zih­nin­den zaman zaman geri dönüş­ler­le akta­rı­lı­yor. Bu geri dönüş­ler oku­yu­cu­yu şim­di­nin ağır­lı­ğı­na ikna edi­yor. Fre­din­ki, yeni kuru­lan düzen­de koca­sı­nın, kızı­nın, anne­si­nin yaşa­yıp yaşa­ma­dık­la­rı­nı, ner­de olduk­la­rı­nı bil­mez, eğer yaşı­yor­lar­sa onun yapa­ca­ğı bir hata yüzün­den öle­bi­le­cek­le­ri kor­ku­su­nu hep taşır. Ülke­de sis­tem değiş­ti­ğin­de üçü –Fre­din­ki, kızı ve koca­sı– bir kaçış pla­nı yap­mış, kor­ku için­de evle­ri­ni terk edip sını­ra doğ­ru yola çık­mış­lar, ancak başa­rı­lı ola­ma­mış­lar­dır. Fre­din­ki, yeni sis­tem­de kuru­lan hiye­rar­şi­nin bir par­ça­sı ola­rak çocuk doğur­mak üze­re komu­tan­la­ra tah­sis edi­len “damız­lık kız” olmuş­tur, koca­sı­nın ve kızı­nın akı­be­ti­ni öğre­ne­mez.

Her kat­man için kor­kunç olan sis­te­min en üstün­de bulu­nan, komu­tan­lar ve eşle­ri, eği­ti­ci tey­ze­ler için kıs­men hare­ket ser­best­li­ği söz konu­su­dur, nor­mal dün­ya­da da oldu­ğu üze­re var ola­nın en iyi ahla­ka daya­lı oldu­ğu­nu savu­nup zaman zaman soyut ve somut biçim­ler­de kural­la­rı deler­ler. Hiye­rar­şik kat­ma­nın bir altın­da bulu­nan, daima kır­mı­zı giyen Damız­lık Kız­lar, ev işle­ri­ni sür­dü­ren Mart­ha­lar için hayat zor­dur, ama asıl önem­li­si her zaman ölüm­le yüz yüze olma­la­rı­dır. En küçük hata­da ya da sözün, bakı­şın kas­te­di­len­den uza­ğa düş­me­sin­de Duvar’daki çen­gel­de bir cese­de dönü­şe­bi­le­cek­ler­dir.

Yan Hikâ­ye­ler ve Şid­det

Roma­nın temel hikâ­ye­si­nin için­de bir dizi­ye kolay­ca akta­rıl­ma­sı­nı sağ­la­ya­cak pek çok yan hikâ­ye bulu­nu­yor. Her yan hikâ­ye ayrı ayrı etki­le­yi­ci. Bun­lar­dan biri Fre­din­ki, (anla­tı­cı kadı­nın ger­çek adı­nı roman boyun­ca öğre­ne­me­yiz, Fre­din­ki ona son­ra­dan, komu­ta­na bağ­lı ola­rak veri­len isim­dir) koca­sı Luke ve kız­la­rı­nın kaçar­ken yaşa­dık­la­rı­dır. Aile­nin, kom­şu­la­rı­na durum­la­rı­nı sez­dir­me­me­si gere­kir. Bir süre­dir baş­la­rı bela­ya gir­me­sin diye konuş­mak­tan kaçın­mak­ta, kar­şı­laş­tık­la­rı kom­şu­la­rıy­la uzak­tan selam­laş­mak­ta­dır­lar. Bu durum­da kaçar­ken evde­ki kedi­yi ne yapa­cak­la­rı gün­de­me gelir. Küçük kız yan­la­rın­da götür­me­yi öne­rir ama bu müm­kün değil­dir. Yol­lar­da­ki kont­rol­ler­de ülke­den ayrıl­dık­la­rı, bütü­nüy­le topar­lan­dık­la­rı his­si uyan­dır­ma­ma­lı­dır­lar. Süre­siz git­tik­le­ri için evde bıra­ka­maz­lar, dışa­rı salar­lar­sa hay­van geri dönüp miyav­la­dı­ğın­da kom­şu­lar evde olma­dık­la­rı­nı anla­ya­cak­lar­dır. Bu durum­da tek çare­le­ri kalır, Luke kedi­yi öldür­mek üze­re alıp gara­ja götü­rür.

Yalan ve şid­det yaşa­dı­ğı­mız dün­ya­yı, zaman­la­rı dis­top­ya­ya yak­laş­tı­rı­yor. Çün­kü, oku­du­ğu­muz dis­top­ya­lar bu iki­si üze­ri­ne kuru­lur. Damız­lık Kızın Öykü­sü’nde de şid­det­ten uzak yaşa­yan aile­nin dis­to­pik dün­ya­ya adım atma­la­rı bir kedi­yi öldür­mek­le baş­lar. Bu baş­lan­gıç, şid­de­tin vuku bulu­şu, “nor­mal” dün­ya­dan dis­to­pik dün­ya­ya geçi­şin işa­re­ti­dir.

Roma­nın şif­re­le­rin­den, üze­ri­ne kurul­du­ğu yapı­lar­dan biri de “Noli­te te bas­tar­des car­bo­run­do­rum” cüm­le­si­dir. Fre­din­ki, bütü­nüy­le boş oda­sı­nın her gün bir ayrın­tı­sı­nı keş­fet­me­ye çalı­şır. Bu keşif ayak­ta kal­mak için kul­lan­dı­ğı yön­tem­ler­den biri­dir. Söz konu­su cüm­le çok zor görü­ne­bi­lecek bir kıyı­ya yazıl­mış­tır. Fre­din­ki, uzun­ca bir süre düşün­dük­ten son­ra anla­mı­nı tesa­dü­fen öğre­nir. Anla­mı öğren­dik­ten son­ra cüm­le­yi dilin­den düşür­mez.   Hikâ­ye­nin sonu bu cüm­le­nin anla­mı ve Fredinki’nin cüm­le­yi sahip­le­ni­şi açı­sın­dan düşü­nül­dü­ğün­de belir­siz­lik­ten kur­tu­lu­yor. Cüm­le­nin ışı­ğın­da, anla­tı­cı­nın hika­ye­sin­den son­ra­ki yak­la­şık yüz elli yıl­lık zaman sıç­ra­ma­sın­da duy­du­ğu­muz ferah­lık anlam kaza­nı­yor, roma­nın fik­ri yön değiş­tir­miş ve güç­len­miş olu­yor.

Kadın Anla­tı­sı Ola­rak Dis­top­ya

Bu roma­nı diğer dis­top­ya­lar­dan ayı­ran bir baş­ka özel­lik  nor­mal hayat­tan dis­to­pik haya­ta geçi­şin kadın­la­rın yaşam­dan bütü­nüy­le sürü­lüp tut­sak­lar hali­ne geti­ril­me­siy­le baş­la­ma­sı. Geçiş zaman­la­rın­da anla­tı­cı kadı­nın koca­sı­nın, mar­ket­te­ki çocu­ğun üst­ten bakan, hâkim, durum­dan alt­tan alta mem­nun ifa­de­le­ri­ne tanık olu­ruz. Bu özel­lik de Damız­lık Kızın Öykü­sü’nü ger­çe­ğe bir adım daha yak­laş­tı­rı­yor. Doğu - Batı tar­tış­ma­la­rı­nın kadın iffe­ti, kadı­nın soka­ğa çık­ma­sı ile eve kapan­ma­sı üze­rin­den yapıl­dı­ğı, muha­fa­za­kâr­lı­ğın ilk ola­rak kadı­nın sta­tü­sü­nü muha­fa­za etti­ği, tota­li­ter rejim­le­rin kadın bede­ni­ne müda­ha­ley­le, kür­ta­jın yasak­lan­ma­sıy­la ilk sin­yal­le­ri­ni ver­di­ği düşü­nü­lür­se bir dis­top­ya­nın kadı­na tahak­küm üze­ri­ne kurul­ma­sı onun ger­çek­le bağı­nı güç­len­dir­me­si demek­tir.

Fre­din­ki, duy­gu­la­rı ve duyu­la­rıy­la o kadar can­lı­dır ki Atwood’un bu roma­nı, oku­yu­cu­yu, hikâ­ye anlat­ma­ya odak­lı bir dis­top­ya­dan çok daha faz­la etki­ler. Kimi oku­yu­cu­lar anla­tı­mı tam da bu yüz­den melan­ko­lik bul­sa da Fredinki’nin dokun­ma­ya, küçük yarar­sız nes­ne­le­re sahip olma­ya olan ihti­ya­cı onu can­lı ve etki­le­yi­ci kılı­yor, bize, roma­nı sonu­na dek merak­la oku­ma moti­vas­yo­nu sağ­lı­yor. Mağa­ra­lar­da, yal­nız­ca korun­ma amaç­lı kul­la­nı­lan dört duvar evler­de yaşa­nan zaman­lar­dan bu yana kül­tü­rel ola­rak evrim­leş­miş insan türü, özel­lik­le de kadın­lar için, nes­ne­ler­den uzak, bom­boş bir oda­da yaşı­yor olmak baş­lı başı­na bir melan­ko­li ve kas­vet nede­ni olsa gerek. Kısa­ca­sı Atwood’un anla­tı­mı anla­tı­lan­la örtü­şü­yor, bu yüz­den onun anla­tı­mı­nı melan­ko­lik ya da kas­vet­li bul­mak pek hak­lı bir eleş­ti­ri sayıl­maz.

Sonun­da, sonuç ola­rak: “Noli­te te bas­tar­des car­bo­run­do­rum.”

*Damız­lık Kızın Öykü­sü, Mar­ga­ret Atwo­od, Doğan Kitap, Çevi­ren: Sevinç Altın­çe­kiç-Özcan Kabak­çı­oğ­lu, 2017

(880)

Yorumlar