Home Kültür Sanat Edebiyat Dedektif Erika Foster ile Tanıştınız mı?
Dedektif Erika Foster ile Tanıştınız mı?

Dedektif Erika Foster ile Tanıştınız mı?

267
0
Serap Çakır

Buz­daki Kız’ı kim öldürdü?

Genç bir kadı­nın cina­ye­tini aydın­latma görevi dedek­tif Erika Foster’a veri­li­yor. Çetin dava­la­rın üste­sin­den gelen genç dedek­tif, bu kez ken­dini bir­den fazla cina­ye­tin bir­bi­rine eklem­len­diği olay­la­rın içinde bulu­yor…

Lee Kin­ney adında genç bir adam lapa lapa yağan kara rağ­men işine doğru git­mek için evden çıkar. Don­du­rucu soğukta bir ara yolunu şaşı­rır ve ken­dini bir kadı­nın buzun altında kal­mış cese­dine bakar­ken bulur. Panik­ler, buz kırı­lır içine düşer, daha da panik­ler… Polis ekibi gelir…

Buzun altında göz­leri açık hiç kıpır­da­ma­dan duran kadı­nın adı And­rea Doug­las-Brown. Saat­ler önce biri ya da biri­leri tara­fın­dan canına kıyıldı. Biraz koştu, ayağı tökez­ledi, düştü. Bir ara­ba­nın içine sok­tu­lar ve sonra cesedi buzun altında bulundu.

İngi­liz yazar Robert Bryndza’nın ilk poli­siye geri­lim romanı Buz­daki Kız. Daha önce roman­tik komedi tadında yaz­dığı kitap­la­rıyla bili­ni­yor. Merve Solmaz’ın çevi­ri­siyle Yabancı Yayın­ları tara­fın­dan geç­ti­ği­miz gün­lerde dili­mize kazan­dı­rıldı. Bryndza, tek bir karak­ter üze­rin­den git­mek­tense bir­kaç karak­teri derin­le­me­sine ortaya koy­duğu bir hikâye yaz­mış Buz­daki Kız’da. Erika Foster’ın yanı sıra yan karak­ter­le­rin hikâ­ye­le­rine, duy­gu­la­rına bakma imkânı sunu­yor. Ama elbette odak nokta acı­ma­sız bir cina­yete kur­ban giden And­rea ve Dedek­tif Erika. Poli­siye geri­lim roman­la­rında bir kur­ban ve bir kah­ra­mana aşi­na­yız. Kur­ba­nın ve kah­ra­ma­nın kadın olu­şu­nun bir kere altını çizip bek­le­yin. Buz­daki Kız’ı diğer­le­rin­den ayı­ran ciddi ayrın­tı­lar var. Anla­ta­ca­ğım.

Cina­yete kur­ban giden And­rea, çok zen­gin bir aile­nin, Lord Douglas-Brown’ın kızı. Andrea’nın David isminde bir erkek kar­deşi ve Linda isminde bir de ablası var. Üç kar­deş sınır­sız imkân­lara sahip ola­rak büyü­müş­ler ve tah­min etti­ği­niz üzere, ne ister­lerse ne diler­lerse olmuş. En azın­dan biz bir müd­det işle­rin böyle iler­le­di­ğini düşü­nü­yo­ruz… Lord Doug­las-Brown, zama­nında Irak Savaşı’nda hükü­met söz­cü­le­rin­den biri olmuş ve şim­di­lerde bakan­lar kuru­lunda görevli. Dola­yı­sıyla, soruş­turma üst düzey bir yet­ki­li­nin kızı­nın cina­yete kur­ban gidi­şiyle bası­nın da bir hayli ilgi­sini çeki­yor. Konu­nun bir başka yönü de nüfuslu bir aileyi, üste­lik siya­set ve tica­reti bir arada yürü­ten bir aileyi soruş­tur­maya dâhil etme­nin zor­lu­ğunda. Kimi bil­gi­leri ver­mek iste­mi­yor, kimi soru­lara kızı­yor, kimi sonuç­ları ise kabul etmek bile iste­mi­yor­lar. Sak­la­nan kat­man kat­man bil­gi­nin ara­sın­dan genç bir kızın kati­line ulaş­mayı sağ­la­ya­cak ipuç­la­rını bula­bil­mek o nedenle de bir hayli güç. Tabi böyle bir ipucu varsa…

Basın önce Andrea’nın terör örgüt­le­rince kaçı­rı­lıp kaçı­rıl­ma­dığı üze­rinde duru­yor. Kızın ölüm habe­rini alınca ise en çok üze­rinde dur­duk­ları bunun bir terör cina­yeti olup olma­dığı. Gün­ler geç­tikçe ve basın Andrea’nın özel haya­tını ortaya saçıp, olayı biraz da maga­zine dönüş­tür­dükçe Erika Fos­ter ve eki­bi­nin üze­rin­deki baskı da art­maya baş­lı­yor. Polis bir yan­dan katil için ipucu top­la­maya çalı­şır­ken, bir yan­dan basınla ve Andrea’nın nüfuslu aile­si­nin bas­kı­sıyla da uğraş­mak zorunda kalı­yor. Ünlü bir aile­nin başına ne gelirse onla­rın da başına geli­yor. Çar­şaf çar­şaf kirli çama­şır­lar…

buzdaki-kiz-on-kapak

Bu kez dedek­tif bir kadın 

Gele­lim yazar Robert Bryndza’nın yarat­tığı Erika Fos­ter karak­te­rine. Genel­likle dedek­tif­le­rin erkek olu­şuna aşi­na­yız. Ama bu kez kar­şı­mızda bir kadın dedek­tif var ve işinde de çok başa­rılı. Ancak Erika’nın en büyük prob­lemi yakın zamanda eki­bin lideri ola­rak yönet­tiği bir ope­ras­yonda kocası dâhil beş kişi­nin yaşa­mını yitir­diği olayı atla­ta­ma­mış olması. Sürekli ken­dini suç­lu­yor ve bu durum kimi zaman onda muha­keme yete­ne­ğini sor­gu­la­ma­sına neden olu­yor. Bir de şu var: İyi bir dedek­ti­fin en önemli özel­liği detaycı olması galiba. Erika da öyle bir kadın. Detay­lara dik­kat eden, tek­rar tek­rar başa dön­mek­ten bunal­ma­yan, kararlı, ısrarcı, inatçı biri. Ama en önem­lisi önse­zi­le­rine güve­ni­yor oluşu. Kita­bın sonunda ortaya çıkan sürp­riz sonu o da oku­yucu kadar tah­min ede­mi­yor evet ama önüne çıkan katil zan­lısı aday­la­rını hızlı bir şekilde ele­yip ger­çek katil ya da katil­le­rin peşine düş­mek konu­sunda gözü kara­lı­ğını her daim koru­yor.

Kim­lik­ler ölü­mün acı­sını neden hafif­le­tir?

Buz­daki Kız’da 23 yaşında cina­yete kur­ban yal­nızca And­rea Doug­las-Brown değil, bunun yanında bir dizi hayat kadı­nı­nın ölümü de bir süre sonra hikâ­yeye ekle­ni­yor. Bir yan­dan da top­lu­mun kadına bakış açı­sında dün­ya­nın nere­sinde olursa olur­sun bir iki­yüz­lü­lük oldu­ğunu görü­yor­su­nuz hayıf­la­na­rak. Ölen zen­gin, çekici, güzel ve masum görü­nüşlü bir kadınsa başka, bir fahi­şeyse başka algı­la­nı­yor ne yazık ki. Oysa sonu cina­yetle biten hangi hayat soruş­tu­rul­mayı ve üze­rinde durul­mayı hak etmez ki? Dola­yı­sıyla kim­lik­ler ölü­mün acı­sına, ehem­mi­ye­tine de bir anlamda yön veri­yor. Tüm dün­yada ne yazık ki henüz kırı­la­ma­mış algı­lar­dan birisi bu.

Bu arada İngi­liz yazar Robert Bryndza’nın Slovakya’da yaşı­yor olma­sı­nın esin­ti­le­rini de görü­yo­ruz kitapta. Slovakya’dan İngiltere’ye çalış­mak için gelen ama göç­men olduk­tan sonra bir türlü hayata tutu­na­ma­mış kadın­lara selam gön­der­miş Bryndza. Roma­nın kah­ra­manı Erika Fos­ter da İngiltere’ye yıl­lar önce gelen bir Slo­vak. Orta Avrupa’nın zama­nında hır­pa­lan­mış, par­ça­la­nıp kendi sınır­la­rını belir­le­miş ülke­le­rin­den birin­den yani. Geçi­ne­me­yip bir başka ülkeye göç eden mil­yon­larca insan­dan biri. Zen­gin fakir ayrımı, kadın erkek farkı kita­bın temel dert­le­rin­den biri olmasa da alt metinde yaza­rın anlat­mak iste­dik­leri açıkça ortaya çıkı­yor: Başka bir ülkede hayata tutun­mak hiç de kolay değil! Bu yönüyle Buz­daki Kız, farklı bir tat da bıra­kı­yor oku­yu­cu­nun dama­ğında.

Katil kim?

Ve gele­lim Andrea’yı kimin öldür­dü­ğüne. Pek çok seçe­nek var aslında ama ben size ne sonunu söy­le­yip işi kes­tir­me­den hal­let­meyi ter­cih ede­rim…

Elbette şaka yapı­yo­rum. Katil ya da katil­le­rin kim oldu­ğunu size söy­le­mek gibi bir der­dim yok. Belki babası, belki annesi, ablası ya da kar­deşi ola­bi­lir katil. Belki nişan­lısı Giles Osborne’dur. Andrea’yı kıs­kan­mış ve bir anda işler rayın­dan çık­mış­tır. Belki de eski sev­gi­li­le­rin­den biri­si­dir katil. Andrea’yı takıntı haline getir­miş ve ayrı­lığı bir gurur mese­le­sine dönüş­tür­müş­tür. Hiç tanı­ma­dığı biri Andrea’yı öldür­müş ola­bi­lir mi peki? Siz bil­mi­yor­su­nuz ama ben bili­yo­rum.

Robert Bryndza’nın Buz­daki Kız’ı, İngiltere’de 2016’nın Şubat ayında yayım­landı. O tarih­ten bu yana nere­deyse 1 mil­yon satış raka­mına ulaştı ve Türkçe dâhil 21 farklı dile çev­rildi. Bunda hika­ye­nin sürük­le­yi­ci­liği önemli bir etken.

Art­hur Conan Doyle’un Bri­tan­yalı Sher­lock Holmes’u, Agahta Christie’nin Her­cule Poirot’u ki beye­fendi Bel­çi­ka­lı­dır, Geor­ges Simenon’un Jules Maigret’i ve benim en sev­di­ğim karak­ter Ray­mond Chandler’ın Phi­lip Marlowe’u. Belki bu lis­teye yaşlı kadın dedek­tif Jane Marple’ı da ekle­ye­bi­li­riz. Peki, Erika Fos­ter, diğer mes­lek­taş­ları gibi okur­ları tara­fın­dan sevi­len ve unu­tul­maz karak­ter­ler­den biri ola­cak mı? Onu hep bir­likte önü­müz­deki yıl­larda bek­le­yip göre­ce­ğiz. Ancak, yazar Bryndza’nın Erika Foster’ı daha pek çok mace­raya sürük­le­ye­ce­ğini siz­lere söy­le­ye­bi­li­rim. İyi oku­ma­lar.

(267)

Yorumlar