Home Kültür Sanat Edebiyat Dedektif Erika Foster ile Tanıştınız mı?
Dedektif Erika Foster ile Tanıştınız mı?

Dedektif Erika Foster ile Tanıştınız mı?

674
0
Serap Çakır

Buzdaki Kız’ı kim öldürdü?

Genç bir kadının cinayetini aydınlatma görevi dedektif Erika Foster’a veriliyor. Çetin davaların üstesinden gelen genç dedektif, bu kez kendini birden fazla cinayetin birbirine eklemlendiği olayların içinde buluyor…

Lee Kinney adında genç bir adam lapa lapa yağan kara rağmen işine doğru gitmek için evden çıkar. Dondurucu soğukta bir ara yolunu şaşırır ve kendini bir kadının buzun altında kalmış cesedine bakarken bulur. Panikler, buz kırılır içine düşer, daha da panikler… Polis ekibi gelir…

Buzun altında gözleri açık hiç kıpırdamadan duran kadının adı Andrea Douglas-Brown. Saatler önce biri ya da birileri tarafından canına kıyıldı. Biraz koştu, ayağı tökezledi, düştü. Bir arabanın içine soktular ve sonra cesedi buzun altında bulundu.

İngiliz yazar Robert Bryndza’nın ilk polisiye gerilim romanı Buzdaki Kız. Daha önce romantik komedi tadında yazdığı kitaplarıyla biliniyor. Merve Solmaz’ın çevirisiyle Yabancı Yayınları tarafından geçtiğimiz günlerde dilimize kazandırıldı. Bryndza, tek bir karakter üzerinden gitmektense birkaç karakteri derinlemesine ortaya koyduğu bir hikâye yazmış Buzdaki Kız’da. Erika Foster’ın yanı sıra yan karakterlerin hikâyelerine, duygularına bakma imkânı sunuyor. Ama elbette odak nokta acımasız bir cinayete kurban giden Andrea ve Dedektif Erika. Polisiye gerilim romanlarında bir kurban ve bir kahramana aşinayız. Kurbanın ve kahramanın kadın oluşunun bir kere altını çizip bekleyin. Buzdaki Kız’ı diğerlerinden ayıran ciddi ayrıntılar var. Anlatacağım.

Cinayete kurban giden Andrea, çok zengin bir ailenin, Lord Douglas-Brown’ın kızı. Andrea’nın David isminde bir erkek kardeşi ve Linda isminde bir de ablası var. Üç kardeş sınırsız imkânlara sahip olarak büyümüşler ve tahmin ettiğiniz üzere, ne isterlerse ne dilerlerse olmuş. En azından biz bir müddet işlerin böyle ilerlediğini düşünüyoruz… Lord Douglas-Brown, zamanında Irak Savaşı’nda hükümet sözcülerinden biri olmuş ve şimdilerde bakanlar kurulunda görevli. Dolayısıyla, soruşturma üst düzey bir yetkilinin kızının cinayete kurban gidişiyle basının da bir hayli ilgisini çekiyor. Konunun bir başka yönü de nüfuslu bir aileyi, üstelik siyaset ve ticareti bir arada yürüten bir aileyi soruşturmaya dâhil etmenin zorluğunda. Kimi bilgileri vermek istemiyor, kimi sorulara kızıyor, kimi sonuçları ise kabul etmek bile istemiyorlar. Saklanan katman katman bilginin arasından genç bir kızın katiline ulaşmayı sağlayacak ipuçlarını bulabilmek o nedenle de bir hayli güç. Tabi böyle bir ipucu varsa…

Basın önce Andrea’nın terör örgütlerince kaçırılıp kaçırılmadığı üzerinde duruyor. Kızın ölüm haberini alınca ise en çok üzerinde durdukları bunun bir terör cinayeti olup olmadığı. Günler geçtikçe ve basın Andrea’nın özel hayatını ortaya saçıp, olayı biraz da magazine dönüştürdükçe Erika Foster ve ekibinin üzerindeki baskı da artmaya başlıyor. Polis bir yandan katil için ipucu toplamaya çalışırken, bir yandan basınla ve Andrea’nın nüfuslu ailesinin baskısıyla da uğraşmak zorunda kalıyor. Ünlü bir ailenin başına ne gelirse onların da başına geliyor. Çarşaf çarşaf kirli çamaşırlar…

buzdaki-kiz-on-kapakBu kez dedektif bir kadın

Gelelim yazar Robert Bryndza’nın yarattığı Erika Foster karakterine. Genellikle dedektiflerin erkek oluşuna aşinayız. Ama bu kez karşımızda bir kadın dedektif var ve işinde de çok başarılı. Ancak Erika’nın en büyük problemi yakın zamanda ekibin lideri olarak yönettiği bir operasyonda kocası dâhil beş kişinin yaşamını yitirdiği olayı atlatamamış olması. Sürekli kendini suçluyor ve bu durum kimi zaman onda muhakeme yeteneğini sorgulamasına neden oluyor. Bir de şu var: İyi bir dedektifin en önemli özelliği detaycı olması galiba. Erika da öyle bir kadın. Detaylara dikkat eden, tekrar tekrar başa dönmekten bunalmayan, kararlı, ısrarcı, inatçı biri. Ama en önemlisi önsezilerine güveniyor oluşu. Kitabın sonunda ortaya çıkan sürpriz sonu o da okuyucu kadar tahmin edemiyor evet ama önüne çıkan katil zanlısı adaylarını hızlı bir şekilde eleyip gerçek katil ya da katillerin peşine düşmek konusunda gözü karalığını her daim koruyor.

Kimlikler ölümün acısını neden hafifletir?

Buzdaki Kız’da 23 yaşında cinayete kurban yalnızca Andrea Douglas-Brown değil, bunun yanında bir dizi hayat kadınının ölümü de bir süre sonra hikâyeye ekleniyor. Bir yandan da toplumun kadına bakış açısında dünyanın neresinde olursa olursun bir ikiyüzlülük olduğunu görüyorsunuz hayıflanarak. Ölen zengin, çekici, güzel ve masum görünüşlü bir kadınsa başka, bir fahişeyse başka algılanıyor ne yazık ki. Oysa sonu cinayetle biten hangi hayat soruşturulmayı ve üzerinde durulmayı hak etmez ki? Dolayısıyla kimlikler ölümün acısına, ehemmiyetine de bir anlamda yön veriyor. Tüm dünyada ne yazık ki henüz kırılamamış algılardan birisi bu.

Bu arada İngiliz yazar Robert Bryndza’nın Slovakya’da yaşıyor olmasının esintilerini de görüyoruz kitapta. Slovakya’dan İngiltere’ye çalışmak için gelen ama göçmen olduktan sonra bir türlü hayata tutunamamış kadınlara selam göndermiş Bryndza. Romanın kahramanı Erika Foster da İngiltere’ye yıllar önce gelen bir Slovak. Orta Avrupa’nın zamanında hırpalanmış, parçalanıp kendi sınırlarını belirlemiş ülkelerinden birinden yani. Geçinemeyip bir başka ülkeye göç eden milyonlarca insandan biri. Zengin fakir ayrımı, kadın erkek farkı kitabın temel dertlerinden biri olmasa da alt metinde yazarın anlatmak istedikleri açıkça ortaya çıkıyor: Başka bir ülkede hayata tutunmak hiç de kolay değil! Bu yönüyle Buzdaki Kız, farklı bir tat da bırakıyor okuyucunun damağında.

Katil kim?

Ve gelelim Andrea’yı kimin öldürdüğüne. Pek çok seçenek var aslında ama ben size ne sonunu söyleyip işi kestirmeden halletmeyi tercih ederim…

Elbette şaka yapıyorum. Katil ya da katillerin kim olduğunu size söylemek gibi bir derdim yok. Belki babası, belki annesi, ablası ya da kardeşi olabilir katil. Belki nişanlısı Giles Osborne’dur. Andrea’yı kıskanmış ve bir anda işler rayından çıkmıştır. Belki de eski sevgililerinden birisidir katil. Andrea’yı takıntı haline getirmiş ve ayrılığı bir gurur meselesine dönüştürmüştür. Hiç tanımadığı biri Andrea’yı öldürmüş olabilir mi peki? Siz bilmiyorsunuz ama ben biliyorum.

Robert Bryndza’nın Buzdaki Kız’ı, İngiltere’de 2016’nın Şubat ayında yayımlandı. O tarihten bu yana neredeyse 1 milyon satış rakamına ulaştı ve Türkçe dâhil 21 farklı dile çevrildi. Bunda hikayenin sürükleyiciliği önemli bir etken.

Arthur Conan Doyle’un Britanyalı Sherlock Holmes’u, Agahta Christie’nin Hercule Poirot’u ki beyefendi Belçikalıdır, Georges Simenon’un Jules Maigret’i ve benim en sevdiğim karakter Raymond Chandler’ın Philip Marlowe’u. Belki bu listeye yaşlı kadın dedektif Jane Marple’ı da ekleyebiliriz. Peki, Erika Foster, diğer meslektaşları gibi okurları tarafından sevilen ve unutulmaz karakterlerden biri olacak mı? Onu hep birlikte önümüzdeki yıllarda bekleyip göreceğiz. Ancak, yazar Bryndza’nın Erika Foster’ı daha pek çok maceraya sürükleyeceğini sizlere söyleyebilirim. İyi okumalar.

(674)

Yorum yaz