Home Öykü Kısa Öykü Demet Danki Erken • Bisiklet
Demet Danki Erken • Bisiklet

Demet Danki Erken • Bisiklet

24
1

– Süleyman. Geliyorlar.

– Hani, neredeler?

– İşte orada, bak. Kesin onlardır. Pazar pazar hangi siyah Mercedes gelir ki buraya?

– Onlar mıdır lan? Yaşadık valla. Hadi koş, musluğun başına.

Kıvrımlı toprak yol boyunca yokuş yukarı giden araba yaklaşıyordu. Tekerlekler hareket ediyor, altlarındaki toprak eziliyordu. Araba büyük, demir kapının önünde durdu. Sağda, solda başka araç yoktu. İçinden inen adam, kadın ve beş yaşlarındaki kız çocuğu, kapıya doğru yürümeye başladılar.

Adam, kadına doğru yöneldi, kısık sesle konuştu.

– Aysel, yine bağırıp çağırıp çocuğu korkutma.

– Hı?

– Çok bağırıp kendini kaybetme, diyorum. Kız korkuyor.

– Tamam, tamam.

Aysel, kızının elini sıkı sıkı tutuyordu. Adam siyah parmaklıklı kapıyı yavaşça açtı. Gıcırtı sesi dört bir yana dağıldı. Küçük kız kafasını kaldırdı. Gökyüzünde gri bulutlar kümelenmişti. Güneş, ışınlarını cılızca yayıyordu. Öğleden sonraydı.

İki iri çocuk onlara doğru koşmaya başladı.

– Mehmet Amca, Mehmet Amca.

Mehmet, ifadesiz bir yüzle onlara baktı.

– Efendim? Aa çocuklar, siz miydiniz?

– Amca, nasılsın amca? Teyze sen nasılsın?

Mehmet, paltosunun yakasının içine iyice saklanarak,

– İyiyiz çocuklar, sağ olun. Bu pazar da buradayız.

– Sulayalım mı amca?

– Tabii, sulayın.

Mehmet, çocuklarla konuşurken Aysel kızını sürüyerek yürümeye devam ediyordu. Aniden durdu, kızın elini bıraktı. Deniz’in minik eli havada kaldı. Annesinin koşmaya başladığı tarafa bakmadan öne eğildi, kırmızı botlarıyla toprakta oyuklar açmaya başladı.

Mehmet de mezarın başına varmıştı.

– Gelin çocuklar, sulayın bakalım.

– Mehmet Amca, siz yokken hiç yalnız bırakmıyoruz bilesin. Ne zaman gelsek suluyoruz. Baksana çiçekleri kocaman oldu.

Mehmet, sesi titreyerek cevap verdi.

– Sağ olun çocuklar, eksik olmayın.

Aysel, mezarın üstünde fışkıran mor, pembe, sarı çiçekleri tek tek okşuyor, onlarla mırıl mırıl konuşuyordu. Birden çocuklara döndü.

– Dua da ediyor musunuz? Duasız bırakmayın oğlumu.

Süleyman elinde çapa, hemen atıldı.

– Duasız olur mu teyzem? Duasız olur mu ya? Her geldiğimde Yasin okuyorum Umut için.

– Okuyun çocuklar, hep okuyun olur mu?

Aysel birden bağırarak ağlamaya başladı. Süleyman, mezarı sulayan Fevzi’ye kaş göz işareti yaptı. Fevzi suyu mezara boca etti, ibriği yere bıraktı. Deniz’in yanına koştu. Kızın ayaklarının önü, arkası, sağı, solu oyuk oyuktu.

– Gel bakalım küçük, biraz dolaşalım seninle.

– Baba gidebilir miyim?

Mehmet, elinde yeşil, küçük bir dua kitabı, dudakları kıpırdar vaziyette, o tarafa dönmeden başını yukarı aşağı salladı.

Fevzi’yle el ele yürümeye başladılar. Fevzi’nin eli ılık ve kirliydi.

– Bak ne güzel çiçekler var şurada, görüyor musun?

– Evet.

– En çok hangi çiçeği seviyorsun bakalım?

– Gül.

– Tahmin etmiştim. Gel bak, seni güllerle kaplı bir yere götüreceğim. Hatta oradan sana istediğin gülü koparabilirim.

– Koparırsan, orada yatanın canı acımaz mı ?

– Canı mı? Yok, acımaz. Mutlu olur hem. Senin gibi tatlı bir kızı sevindirdi diye.

– İsterim o zaman, kırmızı renk olsun, olur mu?

– Olmaz mı, bak, hemen şurası dediğim yer.

Geldikleri mezarın üstü farklı renklerdeki güllerle bezeliydi. Fevzi, kaba parmaklarıyla kırmızı bir gül kopardı. Dikenlerini hemencecik yolup, koklarmış gibi burnuna tuttu, kıza verdi.

– Ne güzel kokuyor. Hadi kokla.

– Evet abi, çok güzel kokuyor.

Kız ilk kez gülümsedi. Yanağındaki gamze tomurcuklandı. Fevzi, gülü onun lacivert kabanının ilmeğinden geçirdi, göğsüne yakın yerleştirdi. Kız, gözlerini Fevzi’nin gözlerine dikti.

– Abi bir şey soracağım.

– Sor bakalım.

– Sen hep burada mı yaşıyorsun? Ne zaman gelsek buradasın.

Fevzi, sarı sarı gülümsedi.

– Yok, bizim ev buraya yakın. Burası iş yerim. Kızın kocaman açılan gözlerini görünce ekledi.

– Yani, para kazanıyorum. Yaza kadar istediğim parayı biriktirebilirsem bisiklet alacağım.

– Bisiklet mi?

– Evet, mavi bir bisiklet.

Deniz, tam ağzını açıp konuşmak üzereyken arka taraftan Hüseyin’in sesi duyuldu.

– Fevzi, buraya gelin.

Fevzi ışıldayan gözlerle Deniz’e baktı, elini tuttu.

– Gidiyorsunuz galiba, hadi gel.

Deniz yüzünü tekrar gökyüzüne döndürdü. Koyu griydi. Elini Fevzi’nin eline yapıştırdı. Hüseyinlere doğru küçük adımlarla yürüyordu. Fevzi hafiften elini çekiştirdi.

– Hadisene, seni bekliyorlar.

Kız başını öne eğdi, adımlarını hızlandırmaya başladı.

Aysel ve Mehmet onları bekliyorlardı. İkisinin de gözleri kızarıktı. Yanlarına geldiklerinde, Aysel Deniz’in elini tutup Fevzi’nin elinden sertçe çekti. Son kez arkasına, mezara baktı, kapıya doğru hızlı hızlı yürümeye başladı. Deniz, kapıya gelene kadar sürekli arkasına, Fevzi’nin tarafa bakmaya çalıştı. Her bakışta , annesinin el çekişiyle tekrar öne, yürüdükleri yola dönüyordu. Mehmet, Süleyman’la Fevzi’ye titreyen gözlerle baktı.

– Sağ olun, çocuklar. Yalnız kalmasın olur mu?

– Ne demek amcacığım. Gözümüz gibi bakıyoruz Umut’a. Her gün yanına uğruyoruz.

Mehmet, düşük omuzları önde, arabaya yürümeye başladı. Fevzi ve Hüseyin, Umut’un yanında durdular, onlar arabaya binene kadar canla başla el salladılar. Araba küçücük görününce Süleyman gülümseyerek Fevzi’ye baktı.

– Fevzi, lan, kaptık yine yüz kağıdı. Al, ellisi senin.

Fevzi elli lirayı yüzünün önüne getirip uzun uzun baktı. Yağmur damlaları ıslatmaya başlayınca pantolonunun cebine koydu. İbriklerini ve çapayı aldılar, bekçi kulübesine doğru koşmaya başladılar. Yağmur iyice hızlandı, oyuklar su ile doldu, taştı.

Siyah Mercedes toprak yoldan aşağı iniyordu. Az ötede duran asfalt yola, orada giden taşıtlara karışmak üzereydi. Yağmur şıpırtısı dışında arabanın içi sessizdi. Deniz, dışarı bakıyordu. Damlalar camın üzerinden usulca akıyordu. Birden aklına bir şey gelmiş gibi irkilip fısıldar gibi babasına seslendi.

– Baba.

– Efendim kızım.

– Bir daha geldiğimizde abimin mavi bisikletini de getirelim mi?

(24)

Comment(1)

Yorum yaz