Home Öykü Deniz Faruk Zeren • Kokarca
Deniz Faruk Zeren • Kokarca

Deniz Faruk Zeren • Kokarca

151
0

Adam kokuyordu!

Geniş, yüksek, yayvan bir kayanın üzerinde oturmuş, yüzünü güneşte yakarak, yıkayarak kokuyordu. Günlerdir, belki de aylardır yıkanmamıştı. Yıkanamamıştı. Buram buram, geniş geniş, kalın kalın, kat kat ter kokuyordu. Keskindi terinin kokusu. Yakıcıydı. Gömleğinin yakasında, koltuk altlarında kurumuş terinin beyaz beyaz, halka halka yayılmış tuzu kokuyordu. Üzerine yapışmış kirlerden elbiselerinin rengi değişmişti. Kalıp gibi, tahta gibi kaskatı kesilmişti üzerinde elbiseleri. Siyahla kahverengiyi karıştır, bir de yüzünün yanan kırmızılarını ekle, işte adamın rengi buna benziyordu. Ter kokuyordu adam. Daha geçen gün ancak, leylak kokulu bir parça sabunla ellerini yıkayabilmiş, sabunu suratına sürerek tıraş olmuştu da, sabun kokuyordu adam. Körelmiş tıraş bıçağının kestiği yerleri yeşile dönmüştü. Eski bir limon kolonyası adamın yeşil kesikleri. Ta içlerinden, en derinlerinden, çamaşırlarının eprimiş, tel tel ipe dönmüş yerlerinden, kollarının, bacaklarının kıvrımlarından, unutulmaya yüz tutmuş bir sevişmenin iç gıcıklayıcı kokusu geliyordu. Ama bu kokuyu yalnız kendisi duyabilirdi.

Toprak kokuyordu adam. Toprağın yedi kat dibi kokuyordu. Sere serpe uzanıp yeşil otlar üzerine uyurdu da, kır kokuyordu adam. Ot kokuyordu. Bok kokuyordu. Çiş kokuyordu. Taş kokuyordu. Taze sürmüş bir çiçeği koklamıştı da daha geçende, yaprak kokuyordu. Tohum kokuyordu. Gömleğinin içlerine düşüp, koynunda ezilip kalmış ölü tırtıl kokuyordu. Bir çukurda ateş yakıp önünde bağdaş kurup oturmuştu da ateş kokuyordu, duman kokuyordu, çam kokuyordu, meşe kokuyordu. Eskiden beri ateşte ne pişirmiş yemişse onu kokuyordu adam. Sol kulağı rahatsızdı adamın. Sarı sarı, ılık akıntıları süzülürdü arada bir kulak memesinden. Kulağında kuruyup kalmış akıntıları kokuyordu. Ağzının içinde, ta en gerilerinde, çürümüş, etine karışmış bir dişi vardı adamın. Çürümüş diş kokuyordu. İçine dolan her şey kokuyordu. Açtı adam. İliklerine kadar açtı. Günlerdir açtı. Belki haftalardır doymamıştı. Karnı sırtındaydı. Açlık kokuyordu adam. Ağzının içi, ağzının en derinleri, ta küçük dili, bıyıklarının telleri açlık kokuyordu. Yavan, kaskatı, sade açlık. Makine yağı kokuyordu adam. Saçlarının ta en diplerinden geliyordu bu koku. İşçiydi. Tırnaklarının altından, ellerinin üzerindeki çatlakların, avuçlarının içindeki nasırların altından geliyordu bu koku. Matbaalarda sabahlamıştı bir zaman. Kâğıt kokuyordu adam. Mürekkep kokuyordu. Çay kokuyordu. Sigara kokuyordu. Rakı da içmişti mutlaka dostlarının arasında. Rakı kokuyordu adam. Balık kokuyordu. Türkü de söylemişti mutlaka. Gülmüştü de. Ağlamıştı da. Bunlar da kokuyordu elbette. Türkü kokuyordu adam. Ağzında tadı kalmış usul bir öpücük kokuyordu. Kafasının içi günlük güneşlikti. Gözleri pas parlaktı. Hayallerle doluydu kafasının içi. Mutlaka gerçeklerle de. Hapislik de yatmıştı bir zaman, kaçak da gezinmişti.Duvar kokuyordu adam.

Demir kokuyordu. Güneş kokuyordu adamın kafasının içi. Işık kokuyordu. Geniş, serin kırlar kadar hayal kokuyordu. Hasret de kokuyordu elbette. Umut da. Mutlaka döşünde eski bir kurşun yarası da vardı. Barut da kokuyordu adam. Kan da. Kabuk tutmuş bir yara nasıl kokarsa öyle. Elbette kemerinin altında Fransız Onlusu da kokuyordu. Şiir kokuyordu adam. Dosdoğru şiir kokuyordu, ezberindekiler kadar az, yazılmışlar kadar çok. Dize dize, imge imge şiir kokuyordu adam. Şiir gibi kokuyordu. Geniş, yüksek bir kayanın üzerine oturmuş, yüzünü güneşte yıkayarak, yakarak kokuyordu adam. İnsan kokuyordu.

(151)

Yorum yaz