Home Öykü Kısa Kısa Öykü Deniz Moralıgil • Kısa Kısa Öyküler
Deniz Moralıgil • Kısa Kısa Öyküler

Deniz Moralıgil • Kısa Kısa Öyküler

270
0

Bahşiş

Adam kafe­ter­ya­dan ayrıl­dı­ğında masa­sında zarif el yazı­sıyla dolu, minik bir peçete yığını bıraktı. Gar­son bu not­ları giz­lice önlü­ğü­nün cebine attı, evin­deki eski bir kutu­nun içinde birik­ti­ri­yor.

Peçe­te­ler dolusu karak­ter, uydurma ya da ger­çek bir sürü anı ve bir yer­lere var­ma­yan diya­log­larla dolu bir kutusu vardı artık genç ada­mın.

 

Bir Daha Hiç Ayrılmadık

Annem biraz deliydi, Acı pay­laş­tıkça aza­lır, derdi. Ne demek iste­di­ğini ne ben ne babam anlar­dık. Ses­leri yük­sel­di­ğinde masa­nın, yata­ğın altına kaçar yahut dola­bın içinde sak­la­nır­dım. Kay­na­mış suyun can yak­tı­ğını öğren­di­ğimde altı yaşın­day­dım. Gün­lerce ağla­dım. Annem beni bacak­la­rı­nın ara­sına sıkış­tı­rıp avuç­la­rımı aça­rak öfkeyle  bağı­rırdı: Kor­kak!

Cesa­re­timi top­la­mam on bir senemi aldı. Ban­yoda, jileti alıp yaşam öykümü bilek­le­rime yaz­dım. Haf­ta­lar sonra eve dön­dü­ğümde annem yanıma uzandı, Yıl­larca bek­le­dim seni, der­ken yüzünde daha önce hiç gör­me­di­ğim bir gülüm­seme vardı. Sım­sıkı sarıl­dım ona.

 

Zehirli Neşriyat

Oku­duğu kitap oto­büste kitap oku­yan bir kadın hak­kın­daydı. Ani­den ken­di­si­nin de oto­büste kitap oku­yan bir kadın oldu­ğu­nun ayır­dına vardı. Daha on dakika önce oto­büste değil­dim, cüm­lesi geçti aklın­dan. Kitapta anla­tı­lan­dan farklı bir hayatı oldu­ğunu bili­yordu, ne var ki, haya­tı­nın bir daha eskisi gibi olma­ya­ca­ğını henüz bil­mi­yordu.

 

Pavlov

Akşam­la­rı­mız artık şöyle…

Asan­sör üçüncü kata gel­diği anda, kapı­nın arka­sın­daki Kanka’nın sevinçli hav­la­ma­ları beni kar­şı­lı­yor. Anah­tar­ları üst kilitte iki, alt kilitte üç kez sağa çevir­dim mi içe­ri­de­yim.

Giy­si­le­rimi değiş­tir­dik­ten sonra suyunu taze­le­yip mama­sını veri­yor ve kendi akşam yeme­ğimi hazır­lı­yo­rum. Yemek fas­lın­dan sonra kısa bir sokak turu ve işte oturma oda­sın­da­yız. Ben tele­viz­yon izler­ken o da dün­ya­nın en önemli işini yapı­yor­muş­ça­sına oyun­cak­la­rın­dan bir tane­sini diş­le­meye koyu­lur. Saat on sula­rında yere kadar inen pen­cere kena­rın­daki kol­tuğa otu­rur, şeh­rin ışık­la­rına dalar gide­rim. Kanka sal­ya­lan­mış ağzı, pır­pır eden kuy­ruğu, cama dayan­mış pati­le­riyle uzun uzun boş­luğu sey­re­der. Kapı­dan içe­riye giri­şim­den pen­cere içinde içi­mi­zin geçi­şine kadar olan zamanı biri izlese dav­ra­nış­la­rı­mı­zın ben­zer­li­ğine baka­rak iki­mizi tuhaf bir dene­yin içine düş­müş iki denek sana­bi­lir. Oysa iki ayrı türde canlı olma­mı­zın dışında ara­mız­daki fark büyük. Gide­nin bir daha asla dön­me­ye­ce­ğini bil­diği için biri­mi­zin kalbi diğe­ri­nin­kin­den daha çok kırık.

 

Yirmi Yedinci Kış

Bura­daki ilk yılımda ağaç yap­rak­la­rı­nın yeşil­den sarı ve kah­ve­ren­gi­nin ton­la­rına dön­düğü gün­lerde, bah­çe­deki kuru yap­rak­ları süpü­rür­ken daha çocuk sayı­la­cak bede­nim öne eğil­miş, Her şey ölü­yor, demiş­tim sana. Yine yeşe­rir­ler, deme­den önce upu­zun sus­muş­tun.

Sonra kar örttü geriye kalan her şeyi. Yerin, göğün rengi bir­bi­rine karıştı. Par­mak­la­rım dondu soğuk­tan. Soba­nın yanında bir akşam, evi özle­dim, dedim sana. Burası senin evin, dedin. Haklı çık­tın. Gel zaman, git zaman… burası evim oldu.

Şimdi yirmi yedi yıl­dan sonra bu, yal­nız başıma geçi­re­ce­ğim ilk kış ve ne tuhaf­tır ilk kez, önceki yıl­la­rın aksine, son­ba­ha­rın biti­yor olması umu­rumda bile değil.

(270)

Yorumlar