Home Öykü Kısa Öykü Erkan Tuncay • Su Kaçıran
Erkan Tuncay • Su Kaçıran

Erkan Tuncay • Su Kaçıran

270
0

Arabada oturmuş Carver okuyorum. Yağmur yağıyor. Tamircinin önünde sıramı bekliyorum. Kapı açılıyor. Seni unutmadım, diyor usta. Lift boşalsın arabayı alacağız. Ben motor suyu sürekli eksilen Golf arabamda kitap okumayı sürdürüyorum.

Yazın bu atölyeye bir ayımı vermiştim. Sıcak yel esiyordu. Çatıdaki çinko tak tak diye ses çıkarıyordu. Sözümüz ikide bir kesiliyordu. Esiyor, sıcak esiyor, diyorduk. Şimdi çinko sular altında. Yağmur damlaları ses veriyor. Bu araba sayesinde motor bilgimi geliştirdim. Paramı alan, beni bir başkasına para vermek üzere gönderiyor.  Yılmadım. İki aydır bu atölyeye gidip geliyorum. Böylece piyasa yapıyorum.

Eşim oğlumla yolda kaldığımda hava iyiydi. Bizimki kötü. Ne güzel yolda giderken, motor buhar çıkarmaya başlıyor. Arabanın suyu yeniden boşalıyor. Sonra eşimin sinirleri. Al, başına çal, diyor. Çocuğu elinden sert çekiştirip bir dolmuş durduruyor. Binip gidiyorlar. Onları en son gördüğüm yer Merkez Cami’nin orası. Oysa tamircileri sık görüyorum.

Diyeceğim bu arabaya ilgim, düşkünlük gibi görünüyor. Araba bizden daha değerli, diyen eşim. Senin şu altına kaçıran araban, diye imalı konuşan oğlum. Yakınlarım. Dostlarım. Vazgeçemediğim. Hep iki arada yaşamaya kendimi zorladığım.

Kızdım, ilendim ona. Sigorta çekici sürücüleriyle ahbaplık kurdum. Şu an içinde oturduğum bu araç Carver’ın öykü atmosferine çok uyuyor. Benim dünyam için bir tutku. O kadar para verdim, niye bir türlü sorun çözülmüyor? Karın ağrım bu.

Tamirhanenin tuvaletindeyken babam aklıma geliyor. Motor kapağına bir iki delik açın, diyor. Ben tekne motoruna böyle yaptım. O da sürekli hortum patlatıyordu. Bizim buranın sıcağına gelmiyor bu ithal motorlar. Sen bunu tamirciye söyle. Söylemeyeceksen bak ben gelip söylerim.

Söylemeyeceğim, diye içimden geçiriyorum. O an konu buradan deniz serüvenlerine gelecek diye korkuyorum.

Klozetten içki kokusu geliyor. İşim bittiğinde yağmurda yıkanmış bir doğayı izleyerek beni terk etmeyen annemin yanına gideceğim diye düş kuruyorum.

Carver’a yeniden dönüyorum. Araçtaki yerimi seviyorum. Araba sıcak. Belli belirsiz bir sis yayılıp atölyenin önünü, arabamı kaplıyor. Yağmur devam ediyor. Böyle sisli öykülerden, böyle bir atölye önü çıkar, diyorum. Bir an hiç sıram gelmese de kitabı bitirsem, diye düşünüyorum. Sonra bu düşünceyi de kovuyorum. Babamın sesi zihnimde yerini alacakken dizel motor sesi işitiyorum. Bu motorlar hep böyle tok çalışır. Benimki benzinli. Camı bir adam tıklatıyor. Sisler içinden çıkan adamın, ellerinde sigara çakmakları. Bakışı,  şu çakmaklardan al, diyor. Hikâyesi yok yüzünün. Şaşıyorum buna. Oysa yüzde bir derinlik ararım ben. Ya da gözlerde olsun yeter. El kol hareketleriyle sigara içmediğimi anlatıyorum. Yine bekliyor. Gizemli biriymişim gibi bakıyor. Gözleri bir şey anlatmaya çalışsa kesin çakmak alacağım. O da yok! Yüzümü yeniden kitaba dönüyorum. Bir yandan da adam camın dibinden ayrılmayacak diye korkuyorum. Sola dönüp bakıyorum. Sis biraz açılmaya başlıyor. Adam yok!

Öyküler içinde ilerliyorum. Carver öyküleri bu havaya iyi gidiyor. Bir şey var insanı içine çeken. Okudukça insanın elini kolunu bağlayan. Sonra böyle olduğu için sanki boş ver, siktir et diyen bir hal. Herhalde elimdeki öykülerin bu yanını seviyorum. Kendini akışa bırakmak. Yağmur oluklardan akıyor. Önümde park etmiş eski model Mercedes’in üstüne. Yeniden sesler içinden bir ses. Börekçiiii. Tuza banılan simit de satıyor. İnce geniş halkalar halinde simit. Ben arabadan çıkıp katkılı ekmek alıyorum. Buralarda biberli ekmek diyoruz biz ona. Camekânlı arabanın içine uzanıyor el.  Öteki elde şemsiye. Beni de koruyor. Alıp atölye çay ocağına doğru koşturuyorum. Paçalarım ıslanıyor.  Yanmış mazot kokusu. Bu kokuyu iyi bilirim. Dizel kalfası olan ağabeyim çocukluk düşlerimize az taşımadı bu kokuyu. Aşçı kadın mutsuz gene. Derdini doğrar gibi doğruyor ıspanakları. Ispanaklı yumurta, tamirci çocukların öğlen yemeği. İçerideki camlar buğulanmış. O buğuyu soludukça çoğalan bir yemek kokusu sarmış ortalığı.

Suriyeli usta arabamın boş lifte alınmasını sağlıyor. “Eş met ıkra?”* diye soruyor. “Hikeye,” diyorum. “El heyet hikeye,”** diyor. “Sahih,”*** diyorum.

Onu doğrulayınca gözleri parlıyor. Atölyede şık elbiseleriyle çalışan bu usta, arabayı elindeki düğmeye basarak havaya kaldırıyor. Arabam havalanıyor. O zaman ağzımdaki katıklı ekmek lokmasını daha sert geviyorum. Eşim, çocuğum, Carver, yolda kalmışlıklarım… Hepsi birden havalanıyor.

*Ne okuyorsun?

**Hayat, hikâyedir.

***Doğru.

(270)

Yorum yaz