Home Kültür Sanat Edebiyat Hayatta ve Edebiyatta Yüzleşme
Hayatta ve Edebiyatta Yüzleşme

Hayatta ve Edebiyatta Yüzleşme

612
0

Mel­tem Gürle ken­dini okura aça­rak his­set­tir­diği içten­likle bir­çok kalıbı da kırı­yor aslında. Ken­din­den bah­setme, öznel değil nes­nel yaz, geniş zaman kul­lan gibi kural­larla nef­ret etti­ril­di­ği­miz yazı yaz­ma­nın aslında öyle bir şey olma­dı­ğını gös­te­ri­yor…

Banu Yıldıran Genç

Lise yıl­la­rımda her ayın birini büyük bir sabır­sız­lıkla bek­ler­dim. Yeni bir ay, koşa koşa Beşik­taş iske­le­si­nin yanın­daki gaze­te­ci­den alı­na­cak Adam Sanat demekti benim için. Kapağı bile pek ince­le­me­den oku­du­ğum ilk yazar Fethi Naci’ydi, Eleş­tiri Gün­lüğü. Onun o çok da derine inme­yen eleş­ti­ri­le­rine, yeri gel­di­ğinde yazara kız­ma­la­rına, bazen bir kitabı anlat­maya çocuk­lu­ğun­daki bir anıyla baş­la­ma­la­rına bayı­lı­yor­dum. Sonra hayat nasıl oldu da benim Adam Yayınları’nda çalış­mamı sağ­ladı, ben nasıl hay­ran­lıkla oku­du­ğum o yazar­larla tanış­tım, onlu yaş­la­rı­mın sonuyla yir­mili yaş­la­rı­mın başı nasıl rüya gibi geçti, hâlâ düşü­nür düşü­nür şaşa­rım.

Eleş­tiri Günlüğü’nü okur­ken duy­du­ğum heye­canı, hazzı genç­li­ğime verip bir daha duy­mam san­dı­ğım yıl­larda sos­yal med­yada arada bir kar­şıma çıkan bir yazarı oku­maya baş­la­dım sonra. Anla­dım ki heye­can konu­sunda yanıl­mı­şım, genç­likle ala­kası yok­muş. Sık sık iti­raf ettiği gibi, yazar olma niyeti olma­yan, bir şekilde “kan­dı­rı­la­rak” ken­dini Bir­Gün gaze­te­sinde bulan aka­de­mis­yen Mel­tem Gürle, benim yazı­la­rını hevesle bek­le­di­ğim yeni yaza­rım oldu. Yıl­lar­dır takip edip oku­du­ğum yazı­ları bu yıl kitap ola­rak yayım­ladı, yayım­lan­dığı gün­den beri oku­yor, tek­rar oku­yor, biraz ara verip bazı bölüm­le­rini yeni­den oku­yo­rum. Kır­mızı Kazak’ın arka kapak yazı­sını kim yaz­dıysa bunun başı­mıza gele­ce­ğini bil­miş belli ki: “… ara vere­cek­si­niz, döne­cek­si­niz, yeni­den durup yeni­den baş­la­ya­cak­sı­nız. Otu­ra­cak­sı­nız, kal­ka­cak­sı­nız, araya başka kitap­lar gire­cek. Eli­niz­deki kita­bın kop­yası eski­ye­cek ama oku­duk­la­rı­nız değil.”

Mel­tem Gürle’nin yazı­ları der­len­miş, topar­lan­mış, çok gün­cel ve siyasi olan­lar elen­miş, yazı­lış tarih­le­rine göre değil konu­la­rına göre grup­lan­dı­rıl­mış. Yazı­la­rın sıra­la­nı­şını da, topar­lan­dığı konu baş­lık­la­rını da çok sev­dim. İlk bölüm Lauren Bacall ve Las­tik Pabuç­lar, çocuk­luğa odak­la­nı­yor. Özel­likle İskan­di­nav ve Latin Ame­ri­kalı yazar­ları okur­ken hay­ran oldu­ğum çocuk­luğu anım­sama ve anlat­ma­nın son derece içten örnek­leri var bu bölümde. Kayıp Zama­nın İzinde’den bir alın­tıyla Çokomel’i, Para­sız Yatılı’ya bağ­la­nan bir sonla sınıfta ötede bek­le­şen çocuk­ları, okula Nâzım Hik­met götü­rül­me­si­nin yasak olduğu gün­ler­den dem vur­ma­sıyla 90’larda okul­lar­daki arama gün­le­rini anım­sa­tan dene­me­ler. Çocuk­luğu anım­sa­mak yüz­leş­meye giden en önemli yol belki de. Bizi biz yapan anları, detay­ları, koku­ları hatır­la­ya­bil­sek daha iyi tanı­ya­ca­ğız ken­di­mizi. Anı­ları yok say­dı­ğı­mız için ne ken­di­mizle ne tari­hi­mizle yüz­le­şe­bi­li­yo­ruz gibi geli­yor bana.

Mel­tem Gürle ken­dini okura aça­rak his­set­tir­diği içten­likle bir­çok kalıbı da kırı­yor aslında. Ken­din­den bah­setme, öznel değil nes­nel yaz, geniş zaman kul­lan gibi kural­larla nef­ret etti­ril­di­ği­miz yazı yaz­ma­nın aslında öyle bir şey olma­dı­ğını gös­te­ri­yor ve kitabı oku­yan­larda da yazma isteği uyan­dı­rı­yor ki bence bu ede­bi­ya­tın bir başka büyüsü. Bu nedenle İnce­lik­ler Yüzün­den yazı­sı­nın sonunda ağlı­yor, kay­bet­tik­le­ri­mizi düşü­nü­yor ve anlatma ihti­yacı his­se­di­yor­sak, bu büyü­nün tut­tu­ğunu gös­te­ri­yor.

Gün­cel yazı­la­rın bir kısmı elen­miş olsa da bir şeh­rin ruhunu kay­be­di­şini adım adım oku­yo­ruz Kır­mızı Kazak’ta. Bu şehirde yolunu kay­be­den­lere, umu­dunu yiti­ren­lere, şu an yatıp kal­kıp bu mem­le­ket­ten git­meyi düşü­nen­lere hep anla­ta­cak bir hikâ­yesi, söy­le­ye­cek bir sözü, ken­di­siyle bera­ber bize de sora­cak bir sorusu var Mel­tem Gürle’nin. Ve bu kitapta birer anı gibi baş­la­yan, öykü gibi son­la­nan dene­me­ler ken­di­mi­zin dışında ede­bi­yatla da yüz­leş­me­mizi sağ­la­ya­cak çünkü yara­tıcı yazar­lığı genel­likle kur­guyla sınır­la­yan bir anla­yışı yerle bir ede­cek denli özgün bir ara tür yara­tı­yor Gürle.

Dene­me­leri okur­ken böyle derin­lerde hafif­ten bir kıs­kanç­lık duy­du­ğumu iti­raf ettim bazı arka­daş­la­rıma. Bir kere eleş­tiri kuram­ları, moder­nizm, post­mo­der­nizm, Berna Moran filan oku­ya­ca­ğını hayal ede­rek Türk Dili ve Ede­bi­yatı bölü­müne git­me­ye­cek denli akıllı biriy­miş en azın­dan Mel­tem Gürle dedim, kendi saf­lı­ğıma yine kıza­rak. Ne güzel üni­ver­si­tede ne güzel bölüm oku­muş, üstüne de ne güzel bir öğret­men olmuş, dedim sonra. Sık sık ede­bi­yatla kur­duğu iliş­kiyi ve hayatla kur­duğu bağı düşün­düm. Bah­set­tiği roman­lar­dan, yazar­lar­dan yap­tığı alın­tı­ları nasıl hatır­la­dı­ğını merak edip hay­ran kal­dım. Alış­kın oldu­ğu­muz o aka­de­mis­yen dilin­den, tav­rın­dan uzak dura­rak, okurla ne denli eşit bir ilişki kur­du­ğunu görüp en çok bu yüz­den sev­di­ğimi anla­dım. Yıl­lar­dır kitap yazı­ları yazı­yor olsam da asıl yaz­mak iste­di­ği­min böyle dene­me­ler oldu­ğunu keş­fet­tim. Ben böyle ken­dimle yüz­le­şe­du­rur­ken hayat yine bir sürp­riz yaptı ve Oggito’da ne ister­sem yaza­bi­le­ce­ğim bir yerim oldu.

Böy­le­likle Mel­tem Gürle’nin yeri gel­di­ğinde ağla­tan yeri gel­di­ğinde gül­dü­ren ama insana hep iyi gelen dene­me­leri işte o bah­set­ti­ğim büyüyü bana da yaptı. Şurada, gözü­nü­zün önünde, hayat­taki en büyük piş­man­lı­ğımı da utan­dı­ğım bu küçük kıs­kanç­lı­ğımı da anlat­tı­ğım bir yüz­leş­meyi yaz­dırdı.

(612)

Yorumlar