Home Bilgi Bankası Tarih Hitler için savaşan Yahudiler: “Almanlara yardım etmedik. Ortak düşmanımıza karşı savaştık”
Hitler için savaşan Yahudiler: “Almanlara yardım etmedik. Ortak düşmanımıza karşı savaştık”

Hitler için savaşan Yahudiler: “Almanlara yardım etmedik. Ortak düşmanımıza karşı savaştık”

281
0

“Ben Almanlar için bir şey yapmadım. Onlar benim ülkemden kilometrelerce uzakta bir yere aitler, ben kendi ülkem için savaştım.”

Nazilerle savaştılar, onları iyileştirdiler, arkadaş oldular. Peki Finlandiya Yahudileri bu ittifak hakkında bugün ne düşünüyor?

1941 Eylül ayında bir doktor subay çok kahramanca bir iş başarıyor ve Alman üst komuta tarafından Demir Haç madalyasıyla ödüllendiriliyor. Binbaşı ve bölge doktoru Leo Skurnik kendi güvenliğini hiçe sayarak Sovyet bombardımanı altında Finlandiya-Rusya sınırında bir sahra hastanesinin tahliyesini yöneterek altı yüzden fazla insanın hayatının kurtarıyor.

Skurnik, İkinci Dünya Savaşı sırasında Demir Haç’la ödüllendirilen tek askerdir. Dört milyondan fazla insan madalyayla ödüllendirilir fakat Skurnik’i diğerlerinden ayrı kılan şey onun Yahudi olmasıdır. Üstelik Almanların tarafında savaşan tek Yahudi o değildir. Finlandiya, Almanya’yla ortak düşmanları olan Sovyet Rusya’ya karşı savaşmak için Haziran 1941’de savaşa girer.

Hitler ve ortadan kaldırmaya ant içtiği bu ırk arasındaki ittifak, İkinci Dünya Savaşı’nın en ilginç taraflarından biridir. Fakat günümüzde birçok Finlandiyalı bunu bilmez.

1982 yılında New York’tan Helsinki’ye taşınan John Simon, “Bunu öğrendiğimde tam yirmi beş yıldır Finlandiya’da yaşıyordum. Burada bu olaydan pek bahsedilmez” diyor.

Bu gerçekten pek bahsedilmemesinin nedeni, Yahudi olmanın ne demek olduğu ve baskın milletler tarafından kabul edilme mücadelesi gibi meselelerin de özünü oluşturuyor aslında. Birçoğu hâlâ hayatta olan Yahudi gaziler, yaptıklarının utanılacak bir şey olmadığı konusunda eminler. Fakat onlarla muhabbet ederek geçirilen bir akşam sonrası savaşın psikolojilerinde nasıl derin yaralar bıraktığı fark ediliyor.

Aron Livson’ın askerlikteki ilk tecrübesi 1939 yılında yaşıyor. O zamanlar Vıborg şehrindeki bir tuhafiyecinin oğlu olan yirmi üç yaşındaki Livson, Sovyetler Birliği Finlandiya’yı işgal ettiğinde orduya alınıyor. Diğer birçok Yahudi gibi o da elinden gelen her şeyi yapmaya hazır ve vatanı için gerekirse canını bile vermeye kararlı olduğunu söylüyor.

Finlandiya’da yaşayan Yahudilerin neredeyse hepsinin soyu savaş yüzünden bu bölgeye gelen Rus askerlerinden geliyor. (Bölge Rus yönetimi altındayken Yahudiler on yaşındayken orduya alınır ve yirmi beş yaşına kadar orduda hizmet verirlerdi.) Başlarda Finlandiya halkının geri kalanı ve aynı zamanda 1917’de bağımsızlıklarını kazanana kadar Ruslar tarafından yönetilen kesim onlardan şüphe duyuyor. Sonra 1939 yılında ülkede Kış Savaşı olarak bilinen savaş başlıyor ve Yahudiler için ülkeye ne kadar bağlı olduklarını gösterecek bir fırsat doğuyor.

Savaşın ardından Finlandiya ve Rusya arasında tedirgin bir barış dönemi başlıyor. Fakat Hitler komünist ülke işgalini başlatıyor ve Finlandiya’da Kış Savaşı’nda kaybedilen toprakları geri alma düşüncesiyle Almanya tarafında savaşa giriyor.

Livson, Hitler’in Yahudi ırkına karşı yaptığı konuşmaları duymuş, Yahudi evlerinin, işyerlerinin, okulların ve sinagogların saldıra uğradığını biliyor. Fakat orduya Rusya’ya karşı savaşma emri gelince o da itaatsizlik yapmıyor ve düşünmeden savaşa katılıyor. “Ben de herkes gibi görevimi yapmak zorundaydım. Biz Finlandiya ordusundaki Yahudiler değildik ki, biz de Finlandiya halkıydık, Finlandiya askerleriydik. Ülkemiz için savaştık” diyor.

Gaziler, vatani görevlerini yapmanın ve ülkeye olan bağlılıklarını ispatlamanın yanı sıra aslında başka bir sebepten dolayı da savaşmaktan memnun olduklarını söylüyorlar: Aslında Finlandiya ve Almanya savaşları ayrıydı. Biri savunmaydı, diğeri ise işgal. Livson da bunu şöyle açıklıyor, “Ben Almanlar için bir şey yapmadım. Onlar benim ülkemden kilometrelerce uzakta bir yere aitler, ben kendi ülkemi savunmak için savaştım.”

Rusya sınırında Fin ve Alman orduları çatışırken, Yahudiler de iki düşmanla mücadele ediyor: Biri karşılarında duran, diğeri ise kendi taraflarında. Kimlikleri ortaya çıkacak diye büyük bir korku duyuyorlar ama Yahudi oldukları öğrenildiğinde Alman askerleri buna büyük bir tepki veremiyor. Yahudilerle birlikte savaştıklarına şaşırıyorlar ama onlara bir şey yapacak yetkileri de olmuyor.

1942 yılının Ağustos ayında Son Çözüm’ün mimarı Heinrich Himmler Finlandiya’ya geliyor ve başbakana “Yahudi Sorunu”nu soruyor. Başbakan Jukka Rangell ise, “Bizde Yahudi Sorunu yok” diye cevaplıyor ve Hitler’in Yahudi karşıtı kurallarını uygulamayı reddediyor.

Savaş sırasında Yahudi askerler soykırımdan habersizler. Gaz odaları, kamplar gibi katliamları duymuyorlar. Fakat savaştan sonra yaşananlar ortaya çıkıyor. Savaş gaziler 1946’da Tel Aviv’de bir araya geliyorlar ve Finlandiyalılar Hitler’e yardım ettikleri için hain muamelesi görüyor. Bu düşünce günümüzde de devam ediyor ve Finlandiyalı Yahudiler bu konudan rahatsız. Kent Nadbornik, “Biz onlara yardım etmedik. Ortak bir düşmanımız vardı ve ona karşı savaştık” diyor.

Ne yaşanmış olursa olsun Yahudiler zorlu bir görevin içindeydiler. Yıllar boyunca Finlandiya’da yaşayan diğer vatandaşlara vatana ne kadar bağlı olduklarını göstermek istiyorlar. Bunun için bir fırsat doğunca da kendi ırklarına ihanet ettikleri düşünülüyor. Finlandiyalı Yahudiler kendi gelecekleri için savaştılar ama şurası kesin ki, eğer Hitler bu savaşı kazansaydı Yahudi askerlerin bir geleceği olmayacaktı. Peki ne yapmaları gerekiyordu? Bu soruyu henüz kimse cevaplayamadı.

Çeviren: Deniz Saldıran

(Telegraph)

(281)

tags:

Yorum yaz