Home Bilgi Bankası Tarih Hitler için savaşan Yahudiler: “Almanlara yardım etmedik. Ortak düşmanımıza karşı savaştık”
Hitler için savaşan Yahudiler: “Almanlara yardım etmedik. Ortak düşmanımıza karşı savaştık”

Hitler için savaşan Yahudiler: “Almanlara yardım etmedik. Ortak düşmanımıza karşı savaştık”

192
0

Ben Alman­lar için bir şey yap­ma­dım. Onlar benim ülkem­den kilo­met­re­lerce uzakta bir yere ait­ler, ben kendi ülkem için savaş­tım.”

Nazi­lerle savaş­tı­lar, onları iyi­leş­tir­di­ler, arka­daş oldu­lar. Peki Fin­lan­diya Yahu­di­leri bu itti­fak hak­kında bugün ne düşü­nü­yor?

1941 Eylül ayında bir dok­tor subay çok kah­ra­manca bir iş başa­rı­yor ve Alman üst komuta tara­fın­dan Demir Haç madal­ya­sıyla ödül­len­di­ri­li­yor. Bin­başı ve bölge dok­toru Leo Skur­nik kendi güven­li­ğini hiçe saya­rak Sov­yet bom­bar­dı­manı altında Fin­lan­diya-Rusya sını­rında bir sahra has­ta­ne­si­nin tah­li­ye­sini yöne­te­rek altı yüz­den fazla insa­nın haya­tı­nın kur­ta­rı­yor.

Skur­nik, İkinci Dünya Savaşı sıra­sında Demir Haç’la ödül­len­di­ri­len tek asker­dir. Dört mil­yon­dan fazla insan madal­yayla ödül­len­di­ri­lir fakat Skurnik’i diğer­le­rin­den ayrı kılan şey onun Yahudi olma­sı­dır. Üste­lik Alman­la­rın tara­fında sava­şan tek Yahudi o değil­dir. Fin­lan­diya, Almanya’yla ortak düş­man­ları olan Sov­yet Rusya’ya karşı savaş­mak için Hazi­ran 1941’de savaşa girer.

Hit­ler ve orta­dan kal­dır­maya ant içtiği bu ırk ara­sın­daki itti­fak, İkinci Dünya Savaşı’nın en ilginç taraf­la­rın­dan biri­dir. Fakat günü­müzde bir­çok Fin­lan­di­yalı bunu bil­mez.

1982 yılında New York’tan Helsinki’ye taşı­nan John Simon, “Bunu öğren­di­ğimde tam yirmi beş yıl­dır Finlandiya’da yaşı­yor­dum. Burada bu olay­dan pek bah­se­dil­mez” diyor.

Bu ger­çek­ten pek bah­se­dil­me­me­si­nin nedeni, Yahudi olma­nın ne demek olduğu ve bas­kın mil­let­ler tara­fın­dan kabul edilme müca­de­lesi gibi mese­le­le­rin de özünü oluş­tu­ru­yor aslında. Bir­çoğu hâlâ hayatta olan Yahudi gazi­ler, yap­tık­la­rı­nın uta­nı­la­cak bir şey olma­dığı konu­sunda emin­ler. Fakat onlarla muhab­bet ede­rek geçi­ri­len bir akşam son­rası sava­şın psi­ko­lo­ji­le­rinde nasıl derin yara­lar bırak­tığı fark edi­li­yor.

Aron Livson’ın asker­lik­teki ilk tec­rü­besi 1939 yılında yaşı­yor. O zaman­lar Vıborg şeh­rin­deki bir tuha­fi­ye­ci­nin oğlu olan yirmi üç yaşın­daki Liv­son, Sov­yet­ler Bir­liği Finlandiya’yı işgal etti­ğinde orduya alı­nı­yor. Diğer bir­çok Yahudi gibi o da elin­den gelen her şeyi yap­maya hazır ve vatanı için gere­kirse canını bile ver­meye kararlı oldu­ğunu söy­lü­yor.

Finlandiya’da yaşa­yan Yahu­di­le­rin nere­deyse hep­si­nin soyu savaş yüzün­den bu böl­geye gelen Rus asker­le­rin­den geli­yor. (Bölge Rus yöne­timi altın­day­ken Yahu­di­ler on yaşın­day­ken orduya alı­nır ve yirmi beş yaşına kadar orduda hiz­met verir­lerdi.) Baş­larda Fin­lan­diya hal­kı­nın geri kalanı ve aynı zamanda 1917’de bağım­sız­lık­la­rını kaza­nana kadar Rus­lar tara­fın­dan yöne­ti­len kesim onlar­dan şüphe duyu­yor. Sonra 1939 yılında ülkede Kış Savaşı ola­rak bili­nen savaş baş­lı­yor ve Yahu­di­ler için ülkeye ne kadar bağlı olduk­la­rını gös­te­re­cek bir fır­sat doğu­yor.

Sava­şın ardın­dan Fin­lan­diya ve Rusya ara­sında tedir­gin bir barış dönemi baş­lı­yor. Fakat Hit­ler komü­nist ülke işga­lini baş­la­tı­yor ve Finlandiya’da Kış Savaşı’nda kay­be­di­len top­rak­ları geri alma düşün­ce­siyle Almanya tara­fında savaşa giri­yor.

Liv­son, Hitler’in Yahudi ırkına karşı yap­tığı konuş­ma­ları duy­muş, Yahudi evle­ri­nin, işyer­le­ri­nin, okul­la­rın ve sina­gog­la­rın sal­dıra uğra­dı­ğını bili­yor. Fakat orduya Rusya’ya karşı savaşma emri gelince o da ita­at­siz­lik yap­mı­yor ve düşün­me­den savaşa katı­lı­yor. “Ben de her­kes gibi göre­vimi yap­mak zorun­day­dım. Biz Fin­lan­diya ordu­sun­daki Yahu­di­ler değil­dik ki, biz de Fin­lan­diya hal­kıy­dık, Fin­lan­diya asker­le­riy­dik. Ülke­miz için savaş­tık” diyor. 

Gazi­ler, vatani görev­le­rini yap­ma­nın ve ülkeye olan bağ­lı­lık­la­rını ispat­la­ma­nın yanı sıra aslında başka bir sebep­ten dolayı da savaş­mak­tan mem­nun olduk­la­rını söy­lü­yor­lar: Aslında Fin­lan­diya ve Almanya savaş­ları ayrıydı. Biri savun­maydı, diğeri ise işgal. Liv­son da bunu şöyle açık­lı­yor, “Ben Alman­lar için bir şey yap­ma­dım. Onlar benim ülkem­den kilo­met­re­lerce uzakta bir yere ait­ler, ben kendi ülkemi savun­mak için savaş­tım.”

Rusya sını­rında Fin ve Alman ordu­ları çatı­şır­ken, Yahu­di­ler de iki düş­manla müca­dele edi­yor: Biri kar­şı­la­rında duran, diğeri ise kendi taraf­la­rında. Kim­lik­leri ortaya çıka­cak diye büyük bir korku duyu­yor­lar ama Yahudi olduk­ları öğre­nil­di­ğinde Alman asker­leri buna büyük bir tepki vere­mi­yor. Yahu­di­lerle bir­likte savaş­tık­la­rına şaşı­rı­yor­lar ama onlara bir şey yapa­cak yet­ki­leri de olmu­yor.

1942 yılı­nın Ağus­tos ayında Son Çözüm’ün mimarı Hein­rich Himm­ler Finlandiya’ya geli­yor ve baş­ba­kana “Yahudi Sorunu”nu soru­yor. Baş­ba­kan Jukka Ran­gell ise, “Bizde Yahudi Sorunu yok” diye cevap­lı­yor ve Hitler’in Yahudi kar­şıtı kural­la­rını uygu­la­mayı red­de­di­yor.

Savaş sıra­sında Yahudi asker­ler soy­kı­rım­dan haber­siz­ler. Gaz oda­ları, kamp­lar gibi kat­li­am­ları duy­mu­yor­lar. Fakat savaş­tan sonra yaşa­nan­lar ortaya çıkı­yor. Savaş gazi­ler 1946’da Tel Aviv’de bir araya geli­yor­lar ve Fin­lan­di­ya­lı­lar Hitler’e yar­dım ettik­leri için hain muame­lesi görü­yor. Bu düşünce günü­müzde de devam edi­yor ve Fin­lan­di­yalı Yahu­di­ler bu konu­dan rahat­sız. Kent Nad­bor­nik, “Biz onlara yar­dım etme­dik. Ortak bir düş­ma­nı­mız vardı ve ona karşı savaş­tık” diyor. 

Ne yaşan­mış olursa olsun Yahu­di­ler zorlu bir göre­vin için­dey­di­ler. Yıl­lar boyunca Finlandiya’da yaşa­yan diğer vatan­daş­lara vatana ne kadar bağlı olduk­la­rını gös­ter­mek isti­yor­lar. Bunun için bir fır­sat doğunca da kendi ırk­la­rına iha­net ettik­leri düşü­nü­lü­yor. Fin­lan­di­yalı Yahu­di­ler kendi gele­cek­leri için savaş­tı­lar ama şurası kesin ki, eğer Hit­ler bu savaşı kazan­saydı Yahudi asker­le­rin bir gele­ceği olma­ya­caktı. Peki ne yap­ma­ları gere­ki­yordu? Bu soruyu henüz kimse cevap­la­ya­madı.

Çevi­ren: Deniz Sal­dı­ran

(Teleg­raph)

(192)

tags:

Yorumlar