Home Kültür Sanat Edebiyat Roman Hüseyin Kıran: "Bir dili öğrenmek belli bir insan olma biçimini öğrenmektir."
Hüseyin Kıran: "Bir dili öğrenmek belli bir insan olma biçimini öğrenmektir."

Hüseyin Kıran: "Bir dili öğrenmek belli bir insan olma biçimini öğrenmektir."

891
0

Artık el konu­la­cak bir özne-birey pozis­yonu kaldı mı, emin deği­lim ger­çek­ten. İnsan, tas­fiye oldu keli­me­nin belli bir anla­mıyla. Yani denet­len­me­sine ihti­yaç kal­madı pek.

Serap Çakır

Su gibi akıp giden bir soh­bet oldu Hüse­yin Kıran’la. Dağ Yolunda Karan­lık Biri­ki­yor kitabı vesi­le­siyle, onun neler oku­du­ğunu, neler yap­tı­ğını ve yeni yazı­la­rı­nın ne durumda oldu­ğunu da konuş­tuk. İşte yanıt­ları… 

Serap Çakır: Hüse­yin önce romanda seç­ti­ğin dili konu­şa­lım mı? Bir şey dene­miş­sin, kıvamı yoğun, zor ama bir o kadar da etkili. Çok riskli. Eski eser­le­ri­nin önünde ama çetin bir dil. Nasıl karar ver­din buna, kolay olma­mış­tır diye düşü­nü­yo­rum.

Hüse­yin Kıran: Bir met­nin dilini ter­cih etmek­ten ziyade met­nin kendi dilini ter­cih etti­ğini, yani dilini getir­di­ğini düşü­nü­rüm ben. Epeyce de belir­gin bir sorun ola­rak orta­daydı benim için. İkti­da­rın nasıl köklü bir durum oldu­ğunu ve ama belki de bun­dan çok, onun insan­daki kay­nak­la­rını çalış­mak iste­dim. İlk baş­la­dı­ğımda da bir tür ikti­da­rın yapıl­ması ya da kurul­ması romanı değildi kafam­daki. Daha çok ikti­da­rın sökül­mesi, bir bire­yin ikti­da­rın dışına, anla­ya­ca­ğın doğa ala­nına ve niha­ye­tinde inor­ga­nik olana kadar taki­biydi fik­rim. Fakat işte öyle işle­medi. Efen­di­le­rine bir mek­tup yaz­makla ilgili bir bölüm yazınca El Yakup, olay­lar benim kont­ro­lüm­den çık­mış oldu. Dili belir­le­yen de bu oldu aslında. Söküm dili yerine ikti­darı kuran dil işle­meye baş­ladı. Belki de ikin­cisi birin­ci­sin­den daha güçlü olduğu için­dir. Ya da şöyle mi demeli, ikin­cisi çok daha yer­leş­miş olduğu için­dir. Şu an işle­yen ve ege­men olan bu olduğu için­dir. Böyle işte.

: Kız­maz­san, roma­nın ilk bölümü bit­ti­ğinde, his­set­ti­ğim şeyi söy­le­ye­ce­ğim. “Kaf­ka­esk bir dün­yaya giri­yo­ruz, hadi baka­lım,” dedim. Ne diyor­sun bunun için?

HK: Bunu duyu­yo­rum arada. Ben Kafka’yı ustam sayan­lar­da­nım­dır. Güce­ne­cek deği­lim böyle şey­lere. Ama Kafka bire­yin ken­di­si­nin baş ede­me­diği bir bürok­rasi tara­fın­dan hap­se­di­le­ce­ğini öngö­re­rek yaz­mıştı. Bence işi­nin ana kay­na­ğını bu duygu ya da fikir oluş­tu­ru­yor. Benim içinde bulun­du­ğum koşul­larda ise işler daha kar­ma­şık bence. Artık el konu­la­cak bir özne-birey pozis­yonu kaldı mı, emin deği­lim ger­çek­ten. İnsan, tas­fiye oldu keli­me­nin belli bir anla­mıyla. Yani denet­len­me­sine ihti­yaç kal­madı pek. Dene­timi içine aldı, dene­ti­min meka­niz­ma­la­rını üst­lendi. Aklında bede­ninde içerdi ikti­da­rın ken­disi üze­rinde baskı ve denet­leme kur­mak için geliş­tir­diği her şeyi. Ken­disi bürok­rasi oldu, hapis­hane oldu, alış­ve­riş mer­kezi ola­rak ya da ara­na­rak giri­len başka her­hangi bir yer ola­rak, has­tane ola­rak, kara­kol ola­rak, ne bile­yim, bu gibi bütün kurum­la­rın bireyi tas­fiye ede­rek insan tek­le­ri­nin içine yer­leş­ti­ğini düşü­nü­yo­rum ben. Kafka’nın ede­bi­ya­tına büyük bir saygı duya­rak söy­lü­yo­rum ki, olay Kafka’dan bam­başka yer­lere geldi bence.

: Roma­nın temelde oto­ri­teyle ciddi bir derdi var. Dalga geçi­yor res­men ama bakı­yor­sun ger­çekte yaşa­dık­la­rı­mız ger­çek ola­ma­ya­cak kadar ger­çek. Oysa Yakup yola bir oto­rite olmak için çık­ma­mıştı. Sen ne der­sin?

HK: Yakup yaka­la­nı­yor. Efen­di­le­rine mek­tup-rapor yaz­maya kal­kış­masa belki işler bura­lara gel­me­ye­cekti. Ama büyük ikti­dar maki­ne­sini çalış­tı­ra­cak düğ­meye bası­yor işte. Ondan son­rası akıl yürüt­me­lerle yük­se­lip giden bir süreç. Fakat şu da var ki eğer ken­dini bu alana açma­saydı, efen­di­le­riyle konuş­maya baş­la­ma­saydı ki bir yer­den sonra ken­disi de efendi ve gide­rek saf ikti­dara doğru yük­se­li­yor, bun­lar olma­ya­bi­lirdi.

Bir dili neden öğrenmek istemeyiz?

: Dil en iyi ile­ti­şim aracı gibi duru­yor ama çok ciddi bir bas­kıyla oto­ri­teye de dönü­şü­yor. İşte Kürt­çe­nin hali ortada. Hâlâ bu dili kul­la­nan insan­la­rın var­lı­ğını kabul etme­yen­le­rin olduğu da düşü­nü­lürse. Yakup da hiç öğren­meye çalış­mı­yor o yabancı dili. Öğren­meye gay­ret etse ne deği­şirdi?

HK: İlginç bir soru. Sanı­rım Yakup bu dili öğren­meye değer bul­madı. Niha­ye­tinde bir dili öğren­mek belli bir insan olma biçi­mini öğren­mek­tir. Kita­bın kendi man­tığı açı­sın­dan bakı­lınca neden öğren­sin ki? Dağ halk­la­rını bul­ması gere­ki­yor. Bir görevi var. Şu meş­hur mek­tup tevdi edi­le­cek. İle­ti­şi­min en basit düze­yinde, resim­lerle bile anla­şa­mı­yor. Dil işle­me­diği için de o alan kapalı kalı­yor. Yakup bence ken­dini ve göre­vini o kadar abarttı ki başka insan­lara, efendi olma­yan her­kese karşı kapa­lıydı artık. Dola­yı­sıyla düşü­nü­yo­rum da, öğren­mesi anlamlı olmazdı kitap bağ­lamı için­deki Yakup’un.

: Bir insa­nın, sadece tek bir insa­nın ikti­dar olmak, üste­lik tek başına bile olsa ikti­dar olmak gibi bir hırsı varsa, olay­la­rın nere­lere vara­ca­ğını acı bir şekilde görü­yo­ruz. Nedir bu insa­noğ­lu­nun ikti­dar hırsı yahu?

HK: Bu öyle kolayca üste­sin­den gele­bi­le­ce­ği­miz şey­ler­den değil. İkti­dar olma­nın teme­linde bir tür arzu yatı­yor diye­bi­li­riz sanı­rım. O arzu da şu olsa gerek; ikti­dar­day­san, korun­muş olu­yor­sun. İkti­da­rın altın­da­ki­lere karşı ken­dini savun­mak için yuka­rıda bulun­mak. Ve iliş­ki­ler düze­yinde dil düze­yinde basit çıkar­lar düze­yinde çok ero­tik bir şey bu. Yaşamda kal­mak ken­disi ero­tik­tir diye­yim. Mesele güç­tür. Güçlü olmak ter­siyle düşü­nür­sen güç­süz olma­mak, bun­dan kaçın­mak işte. Biraz düşün derim bu yak­la­şımı.

Son­ra­dan anla­dık ki insa­nın asıl tahak­kümü bun­dan önce hay­van­lar üze­rin­dey­miş. Bit­ki­ler üze­rin­dey­miş. Kuru­tu­yo­ruz kök­le­rini. Ve doğa­nın bütün kuv­vet­leri üze­rin­dey­miş ikti­da­rı­mız.

: Modern top­lu­mun doğayla kav­gası da ayrı bir konu. Top­rağı ekip biç­mek bir yana ver­di­ği­miz onca zarar. Hele de hay­van­larla kur­du­ğu­muz o kor­kunç, tek taraflı ikti­dar biçimi. Dağ Yolunda Karan­lık Biri­ki­yor’da da var bunun izleri.

HK: İşler çığı­rın­dan çıktı bu konuda ger­çek­ten de. Küçü­cük dere­leri alıp satı­yor­lar ülke­mizde. Bu konuyla ilgili uzun bir makale oku­muş­tum. Tica­reti var­mış. Dereye küçük bir elekt­rik tri­bünü koy­ması gere­ki­yor iyi kötü bir eko­no­mik elekt­rik üre­timi için. Oysa o kadar su yok ortada. Söz konusu olan baraj yap­mak gibi bir şey değil. Suyun kendi debi­sini kul­lan­mak. Bunun için de dereyi alıp bir boru­nun içine soku­yor­lar. Yete­rince hız kazan­dığı yere de tri­bünü koyu­yor­lar. Yukarı doğru ne balık, ne ağaç, ne hay­van hiç­bi­ri­si­nin o suyla iliş­kisi kal­mı­yor. Dereyi kuru­tup bir boruya dol­du­ru­yo­ruz.

Bak bir de Amerika’da bir şir­ket var, Mon­santo adında. Telif hak­ları konu­sunda has­sas ya Ame­ri­kan yasa­ları. Bunu kul­la­na­rak, tohum­cu­lukla ilgili telif, üre­tim bil­gi­le­rini bahane ede­rek Ame­ri­kan çift­çi­le­ri­nin tar­la­la­rın­dan ertesi yıl için eke­cek mısır ayır­ma­la­rını yasak­la­tan bir kanun çıkar­tı­yor­lar. Bunun dene­ti­mini de Pin­ker­ton diye bir ajan­lık fir­ma­sına veri­yor­lar. Pinkerton’a bağlı çalı­şan ajan­lar tar­la­lara gide­rek hasat­tan hiç­bir tohum­lu­ğun ertesi sene için ekim­lik ola­rak ayrıl­ma­dı­ğın­dan emin olu­yor­lar. Anla­ya­ca­ğın, mısır eki­yor­san, Monsanto’dan tohum satın alma­lı­sın. Bu tohum­lar hib­rit. Eksen mısır bit­ki­sini ver­mi­yor ikinci seneye. Her sefe­rinde fir­ma­dan tohum alma­lı­sın. İşte bu kadar acı­ma­sız bu işler artık. Bu fir­mayı geçen sene Alman­la­rın Bayer fir­ması satın aldı

Sonuç­ları insan­lar çıka­ra­cak­lar­dır. Benim söy­le­mem gere­kir mi? İnsa­nın insana tahak­kümü bize yan­lış geli­yordu. Son­ra­dan anla­dık ki insa­nın asıl tahak­kümü bun­dan önce hay­van­lar üze­rin­dey­miş. Bit­ki­ler üze­rin­dey­miş. Kuru­tu­yo­ruz kök­le­rini. Ve doğa­nın bütün kuv­vet­leri üze­rin­dey­miş ikti­da­rı­mız. Ben bütün bun­ları artık deh­şet verici bulu­yo­rum. Söz konusu olan mı? Elbette ticari kâr­dır. Her­kesi ve her şeyi sömü­re­rek gere­kirse yok ede­rek ne paha­sına olursa olsun ikti­darda olmak, kâr etmek. Bunun için­deki çekir­dek duy­gu­nun ne oldu­ğunu biraz önce söy­le­miş­tim zaten.

: Birey doğayla kavga ettiği kadar ikti­darla etmi­yor, sor­gu­la­mı­yor, neden bu kanun var, bu yasak neden konuldu diye bile sor­ma­dan uyum gös­te­ri­yor. Ve işte Yakup gibi kural­sız kanun­suz kalınca… Birey ikti­dara neden boyun eğer?

HK: E bu da ero­tik­tir. Bu kav­ramı da kul­la­nı­yo­rum, cin­sel bir içe­riği yok bunun. Hayatta kalma eylem­le­ri­mi­zin bütü­nüne bu biçimde bakı­la­bi­lir bence. Uyu­mak ero­tik­tir. Su içmek ero­tik­tir. Konuş­mak ero­tik­tir. Böyle düşün­mek gerek bu kav­ramla kar­şı­laş­tı­ğı­mızda, cin­sel bir şey­miş gibi değil de. Boyun eğe­rek ikti­da­rın kuv­vet­le­rin­den sakın­mış olur­sun. Bu kuv­vet­le­rin etek­le­ri­nin altına gir­miş olur­sun. Zaten ikti­dar bunu kod­lar. Baş kal­dır­maz­san sana doku­nul­ma­ya­cak­tır. Söy­le­neni yap, işe gidip gel; vergi alın­ması gere­ki­yor. İkti­dara yönel­miş siya­set alan­la­rında bulunma. Derin­le­me­sine anlat­ma­ya­yım şimdi. Tek riskli alan, ikti­dara muha­le­fet etmek ola­rak kaldı, öyle görü­nü­yor. O da bun­dan uzakta kuru­yor kendi çadı­rını. Bir de kolay olma­sı­nın yanında şu var: ikti­dar arkaik din ahlak gibi kav­ram­larla çok uğra­şa­rak eği­tim­siz kit­le­ler üze­rinde zaten kolay­lıkla içine gire­bi­le­ceği bir kül­tü­rel havuz bes­li­yor. Sert akın­tı­la­rın yerine ılık ikti­dar havuzu. Top­lu­mun doğal orta­lama kül­tü­rüne de uygun vb.

: Yakup’un serü­ve­nini oku­yunca, insan denen var­lık hük­me­de­rek var olu­yor diye düşü­nüp umut­suz­luğa kapıl­dım.

HK: Bu şu an ege­men olan akar. Ben enle­me­sine iliş­ki­ler kura­bi­le­ce­ği­mizi düşü­nen­ler­de­nim. Kadın­la­rın, erkek­le­rin, çocuk­la­rın, yaş­lı­la­rın, geçişli cin­sel kim­lik­li­le­rin, hay­van­la­rın, doğa ele­man­la­rı­nın hep­siyle yatay tat­min ve doy­gun­luğa dayalı iliş­ki­ler kura­bi­lir­mi­şiz gibi geli­yor bana. Yani öyle kola­yına olur demi­yo­rum. Bunun kül­tü­rünü inşa etmek gere­ki­yor çünkü. İşle­yen kül­tür bu değil. Ancak men­zil içinde bu. Başka tür­den var­lık­lar başka tür­den büyük­lük­lere sahip var­lık­lar, far­kın­da­lık var­lık­ları ola­bi­li­riz. Müm­kün bence.

Sadece edebiyat! Delice…

: Bir iki soru da kişi­sel olsun mu izninle? Neler yapı­yor­sun son zaman­larda?

HK: Çok kişi­sel olan kıs­mını geçe­yim ama genel ifa­de­lerle yanıt da vere­yim. Uğraş­tı­ğım baş­kaca şey­leri haya­tım­dan çıkar­dım ve sadece ede­bi­yat oku­yup yaza­rak yaşa­mımı sür­dü­re­bi­lir miyim gibi delice bir fikre hiz­met edi­yo­rum. Çalı­şı­yo­rum. Yeni roman ver­mek için ger­çek­ten çalı­şı­yo­rum.

: Sev­di­ğin, son gün­lerde oku­mak­tan keyif aldı­ğın kitap­lar neler, daha doğ­rusu var mı?

HK: Spi­no­za­la­rım var. Ede­bi­yat ilginç şey­ler yapı­yor bazen. Kamil Erdem gibi, Zey­nep Kaçar gibi yeni isim­lerle kar­şı­laş­tım. Tho­mas Bern­hard metin­le­riyle uzun süre mut­lu­lukla çalış­tım. Dele­uze oku­ma­la­rım bit­mek üzere. Bin Yayla’nın çev­ril­me­sini bek­li­yo­rum diye­yim. Fel­sefe mese­le­le­rinde eksik­le­rim sürü­yor. Bu eksende devam edi­yo­rum.

: Hüse­yin Kıran, gün­düz mü gece mi okur?

HK: Oku­mak için zaman zemin ara­mam. Her durumda oku­ya­bi­li­rim. Ancak asıl verimle yaşa­dı­ğım zaman­la­rın gece oldu­ğunu söy­le­mem gerek.

: Ne zaman­lar yazar?

HK: Uzun süre çalışma masam bile yoktu benim. Halen de kul­lan­dı­ğım küçü­cük bir masa dışında, yazma kon­fo­runa sahip deği­lim. Yoğun­laş­mak için gere­ken şey yürü­mek benim için. Müm­künse kla­sik müzik eşli­ğinde mah­kûm tabi­riyle volta ata­rak düşü­nü­rüm. Yaz­mayı roman­tize etme­mek gerek. Çalış­kan olmak yeterli. Sadece kalem ve kâğıtla insan yaza­bi­lir.

: Yaz­dı­ğın, not aldı­ğın son cüm­leyi hatır­lı­yor musun?

HK: Aklıma sadece yeni roma­nı­mın ilk cüm­lesi geli­yor. “Yer­yü­zünde hiç­bir şeyin yeri yok­tur.”

: Çok teşek­kür ede­rim. İnşal­lah sıkıl­ma­dın…

HK: Ben teşek­kür ede­rim. Sıkıl­sam his­se­der­din. Ger­çek­ten mutlu oldum.

(891)

Yorumlar