Home Kültür Sanat Müzik Hüseyin Sermet: “Bir sanatçı ancak ‘Barış’ kavramına hizmet edebilir.”
Hüseyin Sermet: “Bir sanatçı ancak ‘Barış’ kavramına hizmet edebilir.”

Hüseyin Sermet: “Bir sanatçı ancak ‘Barış’ kavramına hizmet edebilir.”

21
0

İş Sanat merkezi, yeni sezona 1 Kasım’da Türkiye’nin yetiştirdiği en iyi piyanistlerden Hüseyin Sermet’in solist olacağı Borusan Filarmoni konseriyle giriyor. Radikal’in sorularını yanıtlayan Sermet, “Türkiye’nin en büyük sorunu maalesef kendimin de mensup olduğum ‘Beyaz Türk’ adlı zümrenin dünya gerçeklerinden tamamen kopmuş şekilde yaşaması ve olayları taktıkları at gözlüğünden dolayı istikrarlı şekilde yanlış okumaları,” diyor.

Eğitim için gittiğiniz Fransa’da uzun yıllardır yaşamaktasınız. Sizi Fransa’ya bağlayan etkenler nelerdir?

Fransa’ya bağlayan etkenlerin biri oğlumun eğitim süreci! Ama onun dışındaki en önemli sebep Türkiye’nin sisteminin baştan aşağı yanlış kurulmuş olması ve bunun olduğu gibi A’dan Z’ye değişmesi gerektiği! Şayet Türkiye’de sistem vasatlığa prim vermeseydi ve olması gerektiği şekilde olsaydı hiç çekinmeden Türkiye’ye dönerdim. Y.Ö.K. başta olmak üzere çok acil ve ciddi reformlara ihtiyaç var.

Fransız müziğinin icrasındaki başarınızı orada gördüğünüz eğitimin yanı sıra çocukluğunuzdan beri caz müziğe olan yatkınlığınızla ilişkilendiriyor musunuz?

İlk olarak kronolojiyi doğru kurmakta yarar var. Caz’ın gelişiminde etkili olmuş husus Fransız “izlenimci” akımdır ve Duke Ellington’dan başlayarak Bill Evans’la taçlanan bir süreç bu. Akabinde Herbie Hancock vs bir modal akım oldu 70’li yılların sonundan itibaren. Ama bu noktada şöyle söylemek daha doğru olacak kanaatindeyim; cazla olan ilişkim Fransız izlenimci akımını iyi bilmek ve öğrenmek sayesinde gediğine oturmuştur.

İcracı kimliğinizin yanı sıra besteci kimliğiniz olduğunu da biliyoruz. İkisini de başarıyla sürdürmenize rağmen, kendinizi hangi alana daha yakın hissediyorsunuz?

En zor sualiniz! Zira içimdeki küçük şeytan piyanoyu bir kenara koy ve besteye yoğunlaş diyor. Öte yandan, belli seviyeye gelip piyanoyu ikinci plana koymak fikri çok itici. Hakikati söylemem gerekirse daha ne yapacağıma karar veremediğimden dolayı biraz oluruna bırakmış durumdayım.

Uzun yıllardır Paris’te yaşıyorsunuz ama ülkenizle bağınızı hiç koparmadınız. Paris’ten bakınca Türkiye’deki sosyo-kültürel yapıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye inanılmaz canlı ve ilginç bir ülke ve benim kültür olarak bu kadar zengin bir topraktan kopmam mevzu bahis olamaz. Hele besteci kimliğimle. Türkiye’nin en büyük sorunu kendini “entelektüel”, ”aydın”, ”ilerici” vs. diye tanımlayan ve maalesef kendimin de mensup olduğum nâm-ı diğer “Beyaz Türk” adlı zümrenin dünya gerçeklerinden tamamen kopmuş, hüdayı nabit bir şekilde yaşaması ve olayları taktıkları, taşıdıkları at gözlüğünden dolayı istikrarlı şekilde yanlış okumaları. Acı olan şey, hem kendilerini bilgili, kültürlü zannetmeleri, hem de bilinçaltı cehaletlerini hissetmeleri! Bu korkunç karışım onları devamlı yanlış yönlendiriyor ve devamlı olarak her olaya karşı çıkarak var olduklarını ilk kendilerine ispat etmeye çalışıyorlar. Bunun ezikliğiyle de sağa sola sataşıp agresif tavırlar içine giriyorlar. Ne diyelim? Allah vermemişse kul ne eylesin? İnşallah bu çevre günün birinde nispeten akıllanır ve gerek siyasî, gerekse sanatsal konularda daha demokratik ve verimli istişarelerde bulunabiliriz.

Başarılı performanslarınızla ülkemizi yurt dışında en iyi şekilde temsil etmenizin yanı sıra dünyada yaşanan sorunlara, savaş ve kıyımlara karşı bir sosyal sorumluluk projesi yürütüyorsunuz. Gösterdiğiniz bu duyarlılık bir sanatçı olarak sizi ayrı bir noktaya da taşıyor aslında. Tüm dünyada sürdürülebilir bir barış ortamı için kurduğunuz Barış İçin Birleşmiş Sanatçılar Derneği’nden bahseder misiniz?

Bu basit bir cevap gerektiriyor. Bir sanatçı siyasi görüşleri ne olursa olsun, düzgün ve hakiki bir sanatçıysa, yani yontularak inkişaf eden insansa ki bu gönül gözünün açılmasıyla şekillenir, içinde “sevgi” taşır. Türkçe bu kavramlar açısından çok zengin: can, cânan, aşk, meşk, âşık, mâşuk ve sevgi. Şayet bunlardan asgarî olarak gönlünüzde mevcutsa ancak ve ancak “Barış” kavramına hizmet edebilirsiniz. Aksi nâmümkün.

Bu dernekte hangi ülkelerden sanatçılar yer alıyor? Derneğin nasıl bir misyonu var?

Bu bağlamda ABD -Rusya-Türkiye-Yunanistan-Kıbrıs Türk ve Rum kesimleri-Ermenistan-Mısır-İsrail-İran gibi siyasî, iktisadî ilişkilerin, çeşitli nedenlerden dolayı zor olduğu ülkelerin sanatçılarından müteşekkil ADAP derneğinin eş başkanıyım ve bu benim için büyük bir gurur vesilesi. Aynı zamanda şunu belirtmek borçtur; maalesef kurumlar bizleri davet etmede çekingen davranıyorlar ve bu bizler için biraz hayal kırıklığı teşkil ediyor.

Yıllardır büyük bir emekle oluşturduğunuz birikim ve tecrübeleri düzenlediğiniz masterclass’larda gençlerle cömertçe paylaşıyorsunuz. Son olarak genç sanatçı adaylarına tavsiyeleriniz nelerdir?

Çok basit ama uygulanması o derece cesaret isteyen bir tavsiye. Şayet bir insan sanatçıysa özgürdür ama bu uçukluk bâbında değil. Yani özgüveni vardır ve içindeki sesi devamlı dinler! O ses ona ne yapması gerektiğini fısıldar ve doğrusu budur. Aksi takdirde sanatçı kisvesi altında sanattan geçinen memur olunur ki bunlardan, Türkiye dahil, dünyanın bütün memleketlerinde ziyadesiyle var.

Söyleşinin tamamını Radikal Kültür sayfalarında okuyabilirsiniz:

(21)

Yorum yaz