Home Kültür Sanat Sinema Hüzünlü Bir hayalet Öyküsü: A Ghost Story
Hüzünlü Bir hayalet Öyküsü: A Ghost Story

Hüzünlü Bir hayalet Öyküsü: A Ghost Story

99
0

A Ghost Story her şeyin binlerce defa düştüğü sinema perdesinde özgünlüğüyle seyirciyi içine çeken filmlerden.

Deniz Moralıgil

Yönetmen David Lowery, 2000 yılından beri kısa film senaryoları yazıyor, yönetiyor ve kurguluyor. Atmosfer yaratmakta ve oyuncu yönetiminde çok başarılı. A Ghost Story üçüncü uzun metrajlı filmi, 2013 senesinde çektiği Ain’t Them Bodies Saints (Ölümsüz Aşk) filmindeki iki başrol oyuncusu Rooney Mara ve Casey Affeck bu filminde de rol alıyor. Lowery, geçen senenin sürpriz filmlerinden Pete’s Dragon‘dan (Pete ve Ejderhası) elde ettiği gelirle bu filmi çekmeyi başarmış.

Sinema ilk yıllarından beri çok sayıda hayalet öyküsü anlattı, “Hayalet filmi” dendiğinde aklımıza iki dünya arasında kalmış varlıklara dair öyküleri korkutarak anlatan filmler gelir oldu. Bu filmlerin çoğunun ismi aynı anlattıkları öykülerdeki gibi hafızalardan silindi. The Sixth Sense, Ghost, The Others, The Innocents, Don’t Look Now, El Espinazo del Diablo gibi alışılmışın dışına çıkabilmiş filmler ise sinema izleyicisinin aklında yer tuttu.

Guillermo Del Torro, Santi adında unutulmaz bir çocuk hayalet yaratnış olduğu Şeytan’ın Belkemiği adlı filmini bir soruyla açmış ve hayaleti şöyle tanımlamıştı: “Nedir bir hayalet? Bir his mi, kendisini sürekli tekrarlamaya mahkûm bir trajedi mi? Bir anlık acı belki de. Zaman zaman canlı gibi görünen, ölü bir şey. Sanki bulanık bir fotoğraf gibi, sanki amberin içinde hapis kalmış bir böcek gibi… zamanın içinde asılı kalmış bir his mi?”

Lowery’nin filmi Virginia Woolf’un Perili Ev‘inin ilk cümlesi ile açılıyor: “Hangi saatte uyanırsanız uyanın, kapanan bir kapı olurdu.” Ancak öyküsünü hayalet filmlerinde görülmemiş bir duyarlıkla anlatıyor. Siyah zemindeki beyaz harfler sıradan bir korku öyküsü anlatılacağı izlenimini yaratsa da, film ilerledikçe bunun aslında yönetmenin izleyicisine hınzırca bir göz kırpışından başka bir şey olmadığı ortaya çıkıyor. Yönetmen öyküsünü türe ait hiçbir klişeye başvurmaksızın anlatmayı tercih etmiş, ancak bunu yaparken de hayalet görselliği için pahalı özel efektler kurgulamak yerine dünyanın en yaygın hayalet klişelerinden bir tanesini seçmiş. Filmin baş oyuncusu geçen sene gösterime giren Manchester by the Sea filmindeki rolü ile ünü yaygınlaşan Casey Affleck, filmin büyük bölümünde çarşafların altında gizleniyor. Böylelikle aktörün en önemli enstrümanlarından, yüzü ifadesi, gözleri ve sesi elinden alındığında film melodram tuzaklarına düşmeden ilerliyor.

Filmdeki karakterlerin isimleri yok, düğümlerin çözüldüğü andaki, varoluşa dair bir tirada dek pek konuşma dahi olmuyor. Böyle olunca filmde müziğin önemli bir rolü var. Erkek bir müzisyen, besteci, hassas, düşünceleriyle baş başa kalmayı seven ve bazen huysuzluk eden biri. Kadının ne iş yaptığı belli değil ancak erkekle huyları örtüşüyor. Kırsalın ortasında, tek katlı bir evde yaşıyorlar. Kadın evden taşınmak istiyorsa da adamın bu eve bilemediği biçimde sıkı bir bağlılığı var. Yine de razı geliyor ancak tam taşınacakları gün adam evin önünde geçirdiği bir trafik kazası sonucu ölüyor. Morgda üzerine örtülen beyaz örtüyle evine dönüyor, artık insanları ve diğer hayaletleri görebiliyor. Erkek tam olarak ait olamadığı iki dünya arasında eve ve yakın çevresine hapis kalıyor. Bir hayalet ne yaparsa onu yapıyor, zamanın akışına tanıklık ediyor. Bütün amacı bir süre sonra evden taşınan kadının, ayrılmasından hemen önce kendisi için yazıp bir kapının pervazına sakladığı notu çıkarabilmek. Zaman geçiyor, evin yeni sakinleri, sonra yeni insanlar geliyor. Öldüğünü bir türlü kabullenmek istemeyen erkeğin öfkesi baş gösteriyor. Evin yıkılışı, yerine devasa beton bloklarının yükselişi artık tanıdık bir tek izin kalmamış olduğu alanda geçmişe duyulan yoğun özlemle tanışıyor erkek. Filmin derdi korkutan bir hayalet öyküsü anlatmak değil, yer yer bilim kurguya dönüşerek, zamanda yolculukların, zaman boşluklarının, yıldızların insanların üzerine düşen gölgelerinin anlatıldığı; yarıda kalmış bir aşk hikayesini de barındıran; hüzünlü bir evin kimselerin bilmediği gizemli öyküsüne tanık olan bir geride kalan öyküsü.

Onu insan yapan her şey, vücudu, sözcükleri, müziği kendisinden alındığında erkeğin elinde eksik bir aşk, dinmeyecek özlemden başka bir şey kalmıyor ve vücutsuz bir yaraya dönüşüyor. Lowery’nin kısa filmden gelen tecrübesi en çok aynı mekân içinde zaman atlamalarının, çok az diyalog içermesine rağmen evin yeni sakinlerini ve dünyalarının izleyici tarafından vakit kaybetmeksizin algılamasında kuvvetli bir etken oluyor.

A Ghost Story her şeyin binlerce defa düştüğü sinema perdesinde özgünlüğüyle seyirciyi içine çeken filmlerden. Artık bilinmedik tarafı kalmayan bir hayalet öyküsünün büründüğü bu enteresan yapı izleyicinin zihninde yer tutacak cinsinden.

A GHOST STORY – 2017

Yönetmen & Senaryo & Kurgu: David Lowery

Oyuncular: Casey Affleck, Rooney Mara

Görüntü Yönetmeni: Andrew Droz Palermo

Müzik: Daniel Hart

(99)

Yorum yaz