“Baba Bak Deniz!”: Nedim Gürsel'in Yeni Romanı Üzerine
5 Mart 2020 Edebiyat Kitap

“Baba Bak Deniz!”: Nedim Gürsel'in Yeni Romanı Üzerine


Twitter'da Paylaş
0

Yer yer kurgulanmış öykülerin de yer aldığı Baba Bak Deniz’i okurken öyküler sanki gerçek hayattanmış gibi okuyup geçiyorsunuz, bu özellik de kitabın yazınsal başarısına katkıda bulunuyor.

Nedim Gürsel’in yeni kitabı Baba Bak Deniz’i okuduktan sonra yazmayı düşündüklerimi konuşmak ve yazdıktan sonra ne hissettiğini anlayabilmek için onunla buluşmaya giderken Saint Jacques Bulvarı’ndaki (Paris) bir apartmanın kapısının üzerinde bana bakıp gülümseyen bir kız büstü gördüm. Sanki Nedim’in küçük kızı, babasının ona yazmış olduğu kitabından fırlamış bana göz kırpıyordu.

Bu duygularla gittim Nedim Gürsel'le buluşmaya.

Ankara’da 70’li yıllarda yayınlanmış olan Oluşum dergisinin sahibesi rahmetli Nisa Kadıbeşegil’in evinde vermiş olduğu bir yemekte tanıştığımız Nedim Gürsel ile dostluğumuz kırk beş yılı ya bulmuştur ya da geçmiştir. Onun biyografisini, yaşamının en derin izlerine kadar yazabilirim diye düşünürüm hep. Her düşündüğümde de beni vaz geçen replikler gelir aklıma ve ağzımın kenarına takılan bir gülümseme ile vaz geçerim yazmaktan. Zaman zaman düşünmekten bile vaz geçtiğim anlatıları olmuştur.

Nedim, gençlik günlerinde hep çocuğu olmasını ve onun Nedim’i çok sevmesini istediğini söylerdi. 

Yatılı okumuş, babasını çok erken kaybetmiş, hep yazıları ile çok meşgul olduğu için ilişkilerinde pek başarılı olamamışlığından kaynaklanan bir sevgi açlığı, yazarı gençlik yıllarından beri sarıp sarmalamıştır.

Nedim’in çocuğu oldu olmasına, ama Nedim baba olabildi mi? Küçük kızı ile ilgili bir kitap yazmış olmasının ve baba kız ilişkisini en ince ayrıntısına kadar ikinci çocuğu üzerinden anlatmasının nedeni bence budur.

Dürüst olmak gerekirse Nedim’in bu kadar cesur olabileceğini, kendisini bu denli ele vererek eleştirebileceğini hiç düşünmezdim. 

Çok az görebildiği küçük kızı ile beraberken bile sevgisini alabilmek için onu alabildiğine şımartmak yerine “babacılık” oynamayı yeğlediğini farklı örneklerle belirtiyor olması, onun “sevgi” ile arasındaki paradoksal ilişkiyi apaçık ortaya koyuyor.

Baba Bak Deniz’i okurken ciddi bir edebi metin ile karşı karşıyaydım, ama içinde hem gezi yazıları vardı hem ustası olduğu öyküler serpiştirilmişti hem de daha önce yazmış olduğu, özellikle romanlarını açıklayan paragraflar vardı. Bu yazdığı bir biyografi miydi? Tam olarak değil. 

Belki de Nedim Gürsel bu kitabıyla edebiyatımıza yeni bir tür sunuyordur. Bu düşüncemi söylediğimde o hınzır gülüşüyle “Keşfetmişsin,” deyivermesine sevindim, çünkü uzun yıllardır belirlenmiş, kalıplaşmış edebi metinlerin dışına çıkmak, anlatıları öne çıkartmak için uğraşanlardan değil miyim?

Nedim Gürsel de bu yeni kitabında her türlü edebi metni kullanarak yepyeni bir “anlatı” biçimini denemiş. Kendi yaşamının içine kurmaca öyküleri gizleyerek okuru şaşırtmayı denemiş olsa da okur, metnin akıcılığı içinde şaşırmadan ve heyecanını kaybetmeden sürdürecek okumasını. Türkçeye olan hakimiyeti ilk aldığı ödülle (TDK Ödülü) belirlenmiş olan yazarın İstanbul’un günlük Türkçesine yerleşmiş Selanik ağzından sözcükleri kullanmış olması da metne ayrı bir tat katıyor.

Kitapta yer yer kızının da düşüncelerini kendi algısı ile anlatan Nedim Gürsel baba kız ilişkisini anlatıyormuş gibi görünüyor, ama aslında yalnızlığını ve ölüm korkusunu işliyor kitap boyunca. 

Bugüne kadar yaşadığı başarısızlıklarının altını kalın çizgiler ile çizerek bir edebiyatçının karanlık dünyasına çekip götürüyor bizi.

Ona, bu kitapla ilgili buluşmamızda Kafka’laşmışsın dediğimde, durup biraz düşündükten sonra, bunu hiç düşünmediğini söyledi, ama sonrasında bana hak vermekten de çekinmedi.

nedim gürselBaba Bak Deniz Nedim Gürsel’in kırkıncı kitabı. Bu kitap ile yazar anlatımındaki tüm ille edebiyat zorlamalarından, ya da başka bir deyimle kalıp ve kuralların içinde kalma derdinden kurtulmuş ve konuşur gibi anlatmayı yeğlemiş. Bence bu Nedim Gürsel için “kendini aşmışlık” deneyimidir.

Elbette yine yazarların yaşamlarına olan bağlılığını, onarın izlerini sürerek anlattığı yerler var kitapta ama gezi kitaplarındaki kadar gözümüze batırmamayı becermiş bu sefer. Yukarıda da söz ettiğim gibi, bu kitap edebiyatımızda yeni bir biçimin ilk denemelerinden birisidir diyebiliriz.

Yer yer kurgulanmış öykülerin de yer aldığı kitabı okurken öyküler sanki gerçek hayattanmış gibi okuyup geçiyorsunuz, bu özellik de kitabın yazınsal başarısına katkıda bulunuyor.

Allah’ın Kızları ve Türkçeye henüz çevrilmemiş olan Muhammed gibi kitapları, yazarın din ile arasındaki ilişkinin ne olduğu konusunun merak haline gelmesinin nedenidir. Nedim Gürsel’in bu konudaki duruşu da kitapta açıkça belirtilmiş.

Nedim Gürsel henüz çok küçük yaşta olan kızıyla olan ilişkisini anlattığı bu yeni eserinde, halihazırdaki Türkiye’nin içler acısı durumuna da parmak basmaktan geri kalmıyor ve sağlam cümleleri ile eleştirisini açıkça belirtiyor. Yani kitabın güncel siyaset ile de ilgisi var. Bugün olup bitenlerin, yarın çocuklarımıza bırakacağımız ülkeyle ilgili olduğunun altını çiziyor yazar.

Yalnızca kemikleşmiş Nedim Gürsel okurları için değil, özellikle psikoloji konusunda düşünenlerin de okumasını öneriyorum. İlginç ve karmaşık yapısı ile bir yazarın iç dünyasını apaçık ortaya koyan bu kitabı yazma cesaretini göstermiş olduğu için yazarını kutlarken okurun da farklı bir eserle karşı karşıya olduğunun bilinciyle kitaba yaklaşmasını tavsiye ediyorum.

Okuması çok kolay, ama hazmetmesi çok zor bir eser.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR