“Bing Bang” Bir Yaratılış mı?
2 Ağustos 2018 Bilim Teknoloji

“Bing Bang” Bir Yaratılış mı?


Twitter'da Paylaş
0

“Tanrı’nın ya da amacın olmadığı bir dünya acımasız ya da anlamsız görünebilir ama bu, Tanrı’nın bilime karıştırılmasını gerektiren bir neden değildir!”

Tanrı’nın varlığına dair tarihte öne sürülen üç temel tez vardır. Bunların ilki, ontolojik kanıt olarak bilinen ortaçağ filozofu Canterbury’li Aziz Anselmus’a dayanır. Anselmus’un asıl kuramı oldukça karmaşıktır ama ontolojik tezin temel ilkeleri şu şekilde tanımlanabilir:

Tanrı, mümkün olan en mükemmel varlık olmalıdır.

Var olmak, var olmamaktan daha mükemmeldir.

Eğer Tanrı var olmasaydı, mükemmel varoluştan yoksun kalırdı.

O halde Tanrı vardır…

Tanrı’nın varlığına dair ikinci tez, kozmolojik olandır. Kozmolojik tezin temel formu, var olan her şeyin bir ilk sebebi, kendisine sebep aranmayan bir sebebi olması gerektiğini öne sürer. Bu ilk sebep Tanrı olmalıdır, çünkü Tanrı’dan başka hiçbir şey sebep olmadan var olamaz. Kozmolojik tezin bu varyasyonu, Tanrı dışında her şeyin şartlara bağlı olduğunu, geri kalan her şeyin var olmamasının mümkün olduğunu öne sürer. Ama her şarta bağlı olan şey, kendisinin gerekli olduğu bir şarta muhtaçtır. Bu gereken şart da Tanrı olmalıdır.

Üçüncü tez ise tasarım tezidir. Evrenin sahip olduğu özellikleri açıklamanın en iyi yolunun, ‘bir tasarımcı tarafından yaratılmış olması gerektiği’ olduğunu savunur. Dünyanın özelliklerinin, yaşamı mümkün kılan fizik kanunlarının, yaşam çeşitliliğinin, organizmaların çevrelerine uyum sağlamasının, insanların bilinçli ve zeki varlıklar olmasının ancak üstün bir tasarımcının işi olması ile olası olduğunu savunur. Ne var ki, bu tezin savunucuları Charles Darwin’in evrim kuramından sonra oldukça azalmıştır.

big bang büyük patlama bilim

Aristotles’den beri insanlar Tanrı’nın varlığını tartışmış olsa bile, bu sadece içinden çıkılmaz bir paradoks yaratmıştır. 1930’lu yıllarda evrenin durağan olmadığı ve aslında genişlediğinin keşfi ise, felsefi ve dini tartışmaları tekrar canlandırmıştır; çünkü evrenimizin bir başlangıcı olduğu artık kesindir. Evrenin genişlediğinin ispatı, zaman içerisinde geriye doğru gidildiğinde evrenin tek bir noktadan başlamış olması gerektiği fikrini de beraberinde getirmiştir.

Yoktan bir başlangıç ise hemen yaratılış fikrini uyandırır, ve bu fikrin hisleri karıştırması da gayet doğaldır. Evren sıfır hacme ve sonsuz yoğunluğa sahip bir noktadan ortaya çıkmıştır ve bu öyle kolay idrak edilebilecek bir şey değildir. Milyarlarca galaksi ve yıldızın, tüm bu gök cisimlerinin yoktan var olduğu nasıl kabul edilebilir ki?

‘Yoktan var olma’ olgusunu hayal etmek olanaksız gibi görünse de konuyu biraz detaylıca ele alırsak en yalın haliyle bu sorgunun hatalı olduğunu anlayabiliriz. Bizler, var olduğumuz için evrenin yokluğundan bahsedebiliyoruz. Yokluk kavramı tek koşulda, varlık (var olma) kavramıyla ancak ortaya çıkar. Bu iki kavramın biri olmadan diğerinin olması olanaksızdır. Varlık yoksa, yokluk olmaz; yokluk veya öncesi diye bir şey de sorgulanamaz.

Bunu biraz basit bir örnekle anlatalım. Güzel ve çirkin kavramlarını, canlıların yapısal özelliklerine bakarak (göreceli de olsa) ayırt ediyoruz. Bir kavram diğerini yaratır, yani çirkin olmadan güzel olmaz. Peki, bu kavramların birini ortadan kaldırırsak diğerini sorgulamak saçmalık olmaz mı? Tümüyle tek tip yapısal özellikleri bulunan canlı türlerinin içinden hangisinin daha güzel olduğunu sormak mantıksızdır çünkü güzellik ya da çirkinlik kavramı algımızın dışındadır. “Hangisi daha güzel?” sorusuna verilecek yanıt yoktur. “Güzel ne demek?” diye karşı soru sorulması gerekir. Varlığın olmadığı anda yokluğun ve öncesinin sorgulanmasının mantıksızlığı da tam olarak budur. Felsefi bir açıklama gibi gözükebilir ama bu açıklama aynı zamanda fiziksel bir açıklamadır.

“Peki evren var olmadan önce ne vardı?” sorusu da Albert Einstein’ın evreni uzayzaman dediğimiz dört boyutlu bir yapıda birleştirmesi ile anlamsızlaşır çünkü zaman kavramı evrenden ayrılamaz ve bundan ötürü evren öncesi bir zaman düşünülemez. Zamanın varlığı da ancak uzayzamanın kendisi var olduktan sonra sorgulanması mümkün olur. Uzaydan bağımsız mutlak bir zaman düşünecek olursak Albert Einstein ve Genel Görelilik kuramını çöpe atmak durumunda kalırız.

big bang büyük patlama bilim

Nihayetinde, düşüncelere dalan pek çok insan belirgin bir ilk neden ihtiyacına ve böylece ilahi bir varlığa başvurmaya yönelebilir: Olan ve olacak her şeyi yaratan bir yaratıcı, ebedi ve her yerde olan biri ya da bir şey. Yine de bir yaratıcının ilan edilmesi “Yaratıcıyı kim yarattı?” sorusunun ucunu açık bırakır. Bütün dini öğretiler bu sorunun sorulmasının abes olduğunu işaret etse de nihayetinde ebediyen var olan bir yaratıcının varlığını savunmakla, yaratıcısı olmayan, ebediyen var olan bir evrenin varlığını savunmak arasında bir fark var mıdır?

Büyük Patlama’yı bir Yaratıcı’nın varlığını düşündüren bir hadise olarak görmeyi tercih edebileceğiniz gibi, Genel Görelilik matematiğinin, herhangi bir ilahi gücün müdahalesi olmaksızın, evrenin oluşumunu açıkladığını da düşünebilirsiniz. Büyük Patlama’nın fiziksel geçerliliği bu argümanlardan bağımsızdır. Evren, biz öyle de istesek, böyle de istesek olduğu gibidir. Bir yaratıcının var olması ya da olmaması bizim arzularımızdan bağımsızdır. Tanrı’nın ya da amacın olmadığı bir dünya acımasız ya da anlamsız görünebilir ama bu, Tanrı’nın bilime karıştırılmasını gerektiren bir neden değildir. Varoluşumuz, önemimiz, evrenin anlamı hakkında felsefi sonuçlara varmak istiyorsak, vardığımız sonuçların ampirik bilgiye dayanması gerekir. Filozoflar, teologlar ve kimi zaman da bilim insanları bu konu üzerinde tartışmayı sürdürse de açık olan tek bir gerçek vardır. Evren ve yaşadığımız dünya hakkında bugüne kadar tüm öğrendiklerimiz, geleneksel ya da dini öğretilerden değil, sadece bilimsel çalışmalardan edinilmiştir. Gerçekten açık bir zihne sahip olmak, sonuçlarını beğensek de beğenmesek de, hayal gücümüzü dahi, gerçekliği destekleyen kanıtlara uymaya zorlamak anlamına gelir.

İleri Okuma:

Bertrand Russell, Religion and Science, 1997, © Oxford University Press

Lawrence Krauss, A Universe from Nothing, 2013, © Atria Books

Noah D. Oppenheim, David S. Kidder, The Intellectual Devotional, 2006, © Rodale Books


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR