“Edebiyat Olan Her Yerde Umut Vardır”
14 Ağustos 2017 Edebiyat Kültür Sanat Kitap

“Edebiyat Olan Her Yerde Umut Vardır”


Twitter'da Paylaş
0

Onat Kutlar, mektuplarında öykü tadında düşlere, kurgulara da yer veriyor. Uzak coğrafyaların izini sürüyor sayfalarda.
Hülya Soyşekerci
Onat Kutlar; incelikli bir şair, nitelikli bir öykücü ve başarılı bir sinemacı olmasının yanı sıra, toplumsal kırılma noktalarındaki insani dramlar karşısında onurlu bir direniş sergileyen duyarlı bir aydın olarak da belleklerde yaşamayı sürdürüyor. Onun, Yeter ki Kararmasın… adıyla yayımlanan mektuplarında ülkemiz aydınının yazıyla direnişine tanık oluyor; 1982-1984 yıllarında yazılan bu mektuplarda 12 Eylül sonrası toplumsal karanlığa karşı umudu ve inancı ayakta tutan, kaynağını sağlam bir felsefeden alan içsel direnişi; duygulanarak, düşünerek ve düşlerle geleceğe uzanarak okuyoruz her sayfada. Kitabın birçok yerinde sanat ve edebiyat eserlerine, yazar ve şairlere selam gönderiliyor; eserlerden alıntılar yapılıyor. Onat Kutlar, içten selamlarını, dünya tarihinde zorbalığa, baskıya, zulme, darbelere karşı sanatın, yazının o derin ve güçlü sesiyle direnen, sanatın ölümsüzlüğüne sarılan Neruda, Lorca, Eluard gibi özgürlük tutkunlarına gönderiyor. Şiirin sonsuz gücünün zorbaları nasıl sildiğini gösteriyor tarih sayfalarından. Adını Nâzım’ın bir dizesinden alan bu kitabın anahtar sözcükleri; umut, onur, insan, yaşam ve özgürlük. Onat Kutlar, her mektupta umudu biraz daha çoğaltmayı, yüreklerdeki ışığı canlı tutmayı başarıyor. Yazar, mektupların çoğunu o karanlık dönemde mahkûm olup özgürlüğü kısıtlanmış aydın ve sanatçı dostlarına hitaben kaleme almış. Derin bir kültür, sanat ve edebiyat bilgisiyle, özgün ve özgür yorumlarla dolu olan bu yazılar, mektup biçiminde yazılmış birer deneme niteliğinde. Onat Kutlar, dönemin toplumsal olaylarını, aydınların tutsak edilmelerini, kimilerininse değişip zamana uymalarını işleyerek o yıllara tarihsel bir not düşüyor. Yazar, olgu ve durumlara eleştirel perspektiften bakıyor; eleştirilerini çoğu zaman simgesel dil üzerinden incelikle, şairce gerçekleştiriyor; bazen ironinin çarpıcı etkisinden yararlanıyor. Alçak sesli ama etkili eleştiriler getiriyor yaşanan döneme. Mektuplarda darbe dönemlerinin ağırlığı, sürgünler, kaçışlar, hapisler, işkence ve idamlar yerel ve evrensel düzlemde ele alınıyor. Alacakaranlık dönemlerde duyarlı bir aydının sığınağı yazıdır; sanatın insana umutlar, düşler sunan evrenidir. Yazıyla direnir aydın; düşünceleri tutsak edilemez zorbalarca. Mektuplarda görüyoruz ki, Onat Kutlar yaşanan her acıyı yüreğinin tam ortasında hissetmektedir. Dostları tutukludur, sürgündür, kayıptır. İçeridekiler kadar dışarıdakiler de suskundur. Her toplumsal olaya direnişçi sesleriyle katılan devrimci gençler kaybolmuştur. İşkenceler, idamlar kol gezer ülkede. Yaşamı ölüm gerçeği kuşatır; küller yağar maviliklere. Bu dönemlerde içeride ya da dışarıda, okudukları ışık olur insana. Yaşam deneyimlerinden umutlara, düşlere ve yepyeni bir geleceğin kurgularına ulaşır insan; “yeter ki kararmasın” yüreği, yeter ki tükenmesin umudu. Onat Kutlar, mektuplarında öykü tadında düşlere, kurgulara da yer veriyor. Uzak coğrafyaların izini sürüyor sayfalarda. Her mektup umudun sesi, özgürlüğün yankısıyla sona eriyor. Bazı mektuplar düşle gerçeğin karmaşasından büyülü gerçekliğe ve Marquez’in dünyasına uzanıyor. İçeride onurla direnen dostlarına seslenen Onat Kutlar, tarihten örneklerle insanlığın kültür birikiminin gücünü ve yok edilemezliğini gösteriyor. Franko dönemi İspanya’sına; Şili’deki darbe günlerine uzanarak ülkemizde yaşanan o zor günlerle paralellik kuruyor. Allende’nin, Neruda’nın direnişinin ardındaki gizemi, Lorca’nın idama gülümseyerek gidişini hüzünle anlatıyor, yasemin dallarıyla simgelenen umudun her şeye karşın yüreklerde çiçek açmasını dillendiriyor. Onat Kutlar toplumsal durum ve olguları daha etkili biçimde ifade etme, daha incelikli tarzda yazma amacıyla simgelere başvuruyor; simgesel dilin evrensel anlam olanaklarını çoğaltıyor. Çürüyen yosunların kokusunun yasemin kokusunu bastırmasını okurken, bunların toplumsal alandaki göstergelerine açılıyor; toplumsal çürümenin tüm güzellikleri nasıl yok ettiğini düşünüyoruz ince, şiirsel bir dilin dokunaklı anlamlarıyla. Yazar, dönemin koşullarında değişenleri Gregor Samsa misali böceklere benzetiyor; masumiyet ve vicdanını teslim etmiş olanlardan birine seslendiği mektubunda Kafkaesk öğelerle, ince bir ironiyi simgesel biçimde ifade ederek iktidar odaklarına kapıkulu olma süreçlerini gösteriyor. Darbe sonrası dönem yeni sosyoekonomik sistemini, yeni insanını, yeni değerlerini tesis etmeye başlamıştır; Onat Kutlar bu durumdan duyduğu rahatsızlığı sıklıkla dile getirir. Yaşamda eksik bir şey vardır; o da özgürlüktür. Tutukluları bekleyen kadınlar; analar, eşler, sevgililer de vardır mektuplarında. Özgürlük ve umudu yediveren güller gibi anlatır yazar; beklenen bahar gelecektir. Onat Kutlar, bir idam mahkûmunun hücresine kadar girer, orada ölümle yaşamın tanıklığına ortak eder bizleri. Bunu düşsel bir kurgu içinde verir. İşkencelerin, tutukevlerinin üzerinden geçen müzik, idam mahkûmunun hücresine gelince susar. Yazar, duyarlılıkla dinler mahkûmun ayak seslerini; bu adımlar yürek atışı gibidir; yaşamla ölüm iç içedir orada. Bu mektupların aradan otuz yıldan fazla bir süre geçmiş olmasına rağmen günümüzde etkisini sürdürdüğünü görüyor; tümünün, insanlığın sonsuz özgürlük arayışında yüreklere, vicdanlara ışık olmaya devam edeceğine inanıyorum. Çünkü Albert Camus’nün de belirttiği gibi “edebiyat olan her yerde umut vardır.”

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR