20. Asrın Şafağında Yeni Kadın: Pakize
23 Aralık 2019 Edebiyat Kitap

20. Asrın Şafağında Yeni Kadın: Pakize


Twitter'da Paylaş
0

Behice Ziya Kollar'ın Pakize adlı romanını, kadının toplumsal ve siyasal özgürleşme mücadelesini edebî alana yansıtma, romanı kadın sesinin kamusal bir aracı haline getirme çabası olarak okuyoruz.

Son yıllarda başlatılan bir proje kapsamında Türk edebiyatında bugüne dek varla yok arası gri bölgede kalan, 1831-1928 arasında yazılmış tefrika romanlar Latinize edilerek dijital ortama aktarılıyor. Söz konusu dizinin sekizinci kitabı olarak yayınlanan Behice Ziya Kollar’a ait Pakize adlı roman, Koç Üniversitesi Yayınları tarafından edebiyat dünyasıyla buluşturuldu.

Pakize romanı, kadın bir romancı tarafından yazılması sebebiyle hem 19. yüzyıl Türk romanı hem de kadın yazını açısından oldukça önemli bir yapıt. Türk edebiyatında romanın tarihi, batıyla mukayese edildiğinde oldukça yenidir. 19. yüzyılda başlayan tercüme faaliyetleri ile ilk defa karşılaştığımız roman türünün gelişimi, uzun yılları kapsamıştır. Şemseddin Sami ile başlayan yerli roman geleneği, edebî rengini Namık Kemal’in İntibah’ı ile alır. Gerçek anlamda Türk romanı ise Halit Ziya ile başlar. Türkçe romanın bu denli geç bir tarihte ortaya çıkması belli imkânsızlıklardan dolayıdır. Bu imkânsızlıklardan belki de en önemlisi Tanpınar’a göre kadın ve erkeğin birlikte yaşamaması ve bundan dolayı da toplumun hayat tecrübelerinin eksik oluşudur.

Osmanlı-Türk toplumunda kadın erkek ilişkilerinin imkânsızlığını, ilk romanlardan itibaren edebî alanda da gözlemliyoruz. Roman türünün ilk örneklerinde erkek yazarların kadına yönelik yabancılıklarını romanda yarattıkları kadın karakterlerde de görüyoruz: Erkek yazarlar kadın karakterleri toplumda karşılaşabildikleri kadınlar üzerinden kurgulamışlardır. Bundan ötürü ilk romanlarda kadınlar cariye, fahişe ya da anne rollerindedir. Pakize romanı bu bağlamda romanda kadın olgusunun değişimi açısından oldukça önemli bir kaynak. Romanın bir kadın tarafından yazılması da kadınların edebî faaliyetlerdeki alıcı konumlarından kurtulmaya başladıklarına işaret ediyor. 

Roman, Pakize adında bir genç kadının iç dünyasını ve yaşadıklarını merkeze alıyor. Aynı zamanda romanın anlatıcısı olan Pakize; annesini erken yaşta kaybetmiş, babası tarafından yetiştirilmiş, babasının teşvikiyle eğitim almış okuyan ve yazan bir kadındır. Okuduğu bir makalenin yazarına duyduğu hayranlık, zaman içinde saplantılı ve de platonik bir aşka dönüşür. Aşkını muhatabına açmayı kadınlık gururuna yediremez. Âşık olduğu adamın evlenmesiyle birlikte Pakize tifoya yakalanır aylarca tedavi görür. İyileşmesiyle birlikte de babasının arzu ettiği bir adamla evlenir.

Pakize İngilizce ve Fransızca bilen, yabancı gazeteleri takip eden, romanların yanında fikir kitapları okuyan eğitimli bir kadın olarak kurgulanması ile romandaki kadın imgesinin değişmeye başladığının haberini veriyor. Bu yönüyle kadın,  kendi hayatına yön vermeye çalışan, kendisini bu yönde yetiştiren, özgürleşme çabasında bir özne olarak yer buluyor romanda. Pakize ile birlikte toplumun belirli bir kesimiyle sınırlı olsa da kadının ev içi konumunun da değişmeye başladığını görüyoruz: Pakize babasının onca telkinlerine rağmen kendisine önerilen eş adaylarına reddediyor, sevebileceği ve kendine layık bir insanla evlenmek istiyor. Buraya kadar Pakize’nin özgür olduğu hissiyatını iliklerimize kadar hissederken Pakize’nin tutum ve kararları bize bu özgürleşmenin mahiyetini sorgulama cüreti veriyor. Pakize erkeğin dünyasından bağımsız, kendine ait bir dünya kurmak yerine romanın sonunda istemediği biriyle dahi olsa yine de evlenmeyi tercih ederek kadına biçilen tarihsel yazgıyı kabulleniyor. Böylelikle esasen kadının gerçek bir özgürlüğe sahip olmadığını, kadın özgürlüğünün belli sınırlarla çevrildiğini ve ancak belli bir noktaya kadar özgür olunabileceğini gösteriyor.

Pakize’nin ve diğer yan karakterlerin annelerini yitirmiş olmaları, kadının sosyal ve kültürel alandaki yalnızlığının sembolü olarak yorumlanabilir. Tanzimat romanındaki yetim erkeğe karşı kadın yazınında sıkça rastlanılan öksüz kadın, kadının modernleşmeyle birlikte özgürlüğüne ulaşma yolunda korunmasız ve yalnız oluşunu sembolize ediyor. Ancak Pakize diğer annesiz kadınlardan belli yönleriyle ayrılıyor. Kadın yazınının diğer kadın kahramanları genellikle babalarının yanlış evlilikler yapmalarından kaynaklı – kötü üvey anne eliyle – ev içinde de bir yalnızlığa mahkûm edilirken Pakize’yi üvey annesiyle oldukça iyi ilişkiler içerisinde görüyoruz. Bu yönüyle Behice Ziya’nın annesizliği yaygın figür oluşu dolayısıyla kanona uymak maksadıyla kullandığı izlenimi oluşuyor.

Pakize’nin aşkla kurduğu ilişkinin dönemin geleneksel anlayışına uygun olması yine kadın yazının o dönemki genel bir eğilimi. Pakize’nin tutkulu aşkını platonik düzeyde yaşamayı tercih edip ve bunu en arkadaşlarından bile gizlemesi, aşka son derece sağduyulu bir yaklaşım içerisinde olduğunu gösteriyor. Evlilik öncesi bir aşk fikrinin toplumsal yapıda kadını oldukça zor durumda bırakacağından dolayı Pakize aşka dair oldukça ihtiyatlı bir tutum takınıyor roman boyunca. Bunun dışında Pakize’nin kadının ancak bir defa âşık olabileceği fikrini saplantılı bir şekilde savunması ve aksini iffetsizlikle özdeş kılması yine geleneksel normlara verilen bir selam gibi durmakta. Oysa dönemin kadın yazarlarından Fatma Aliye Fazıla romanında kadının birden çok defa sevebileceği fikrini ısrarla vurgular.

Romanda, kadının ekonomik özgürlüğü, çalışma yaşamına katılması gibi fikirlere rastlayamıyoruz. Bu yönüyle Pakize, kadının geleneksel sınırlarına riayetkâr tavırlar sergileyen, bir kadın olarak hemcinslerinin sorunlarını dile getirmeyen, toplumsal cinsiyet kalıplarına itiraz etmeyen bir tip olarak dikkat çekiyor. Bu durumu iki sebeple izah etmek mümkün. Birincisi: O dönemki Osmanlı kadın hareketinin, kadının toplumsal ve siyasal hayata katılmasına dair henüz ciddi bir talebi yok. Behice Ziya’nın kahramanını dönemin ruhuyla kurguladığı söylenebilir. İkinci olarak ise ilk dönem kadın yazarların yarattıkları edebî karakterler ile kendileri arasında biyografik bir bağ kurulmasından çekinerek ataerkil sisteme yönelik radikal eleştirilerden imtina etmeleridir. Behice Ziya’nın böylesi bir endişe içinde karakterlerini kurgulaması, dönemin toplumsal ve siyasal şartlarında oldukça doğal ve muhtemeldir.

Pakize sıkı bir matbuat okuru ve okuduğu yayınlara dair gözlem ve eleştirilerini aktaran bir karakter olmasına rağmen kadın neşriyatını takip ettiğini göremiyoruz. Oysa romanın yayın yılı olan 1895, Osmanlı sahasında kadın mücadelesinin matbuat yoluyla kamusal alana taşınma gayretlerinin yoğunlaştığı bir yıl. Bu dönemde kadın sorunlarını gündemleştirmek maksadıyla kadınların yayımladığı gazete ve dergiler söz konusu. Kadın bir yazarın kurguladığı kadın bir karakterin dönemin yerli ve yabancı bütün gazetelerini sıkı bir şekilde takip etmesine rağmen kadın yayınlara yönelik duyarsız kalışını izah etmek oldukça zor.

Sonuç olarak Pakize romanı, Tanzimat sonrası kadın yazınının karakteristik özelliklerini taşıyan bir roman. Kadının bir özne olarak merkeze alınması, kadının iç dünyasının kadın anlatıcıların gözünden aktarılması, kadının yalnızlaşmasını sembolize eden annesiz kadın karakterlerin varlığı, muayyen bir realitenin sınırlarına riayet edilerek dahi olsa kadının özgürleşmesi ve bağımsızlaşması gibi hususları taşıması bakımından Pakize romanının, döneminin kadın yazınının ortak hassasiyetlerine yer verdiğini görüyoruz. Bu açıdan kadın yazının, kadının toplumsal ve siyasal özgürleşme mücadelesini edebî alana yansıtma, romanı kadın sesinin kamusal bir aracı haline getirme çabası olarak okuyoruz Pakize’yi.

Bununla beraber Pakize romanında kadın yazarların batılılaşma, kadın sorunu, örf ve âdetler gibi konularda saplandıkları ikircikli tavrı da görmekteyiz. Ataerkil yapının hışmına uğramaktan ürken kadın yazarların geleneksel düzeni eleştirirken modern olana karşı temkinli davranma tutumu, Pakize’yle ete kemiğe bürünüyor. Yine Tanzimat aydınlarının kadın sorununu işlerken tartışmaya dahi açmaktan imtina ettikleri "toplumsal cinsiyet" olgusunun kadın yazarlarca da radikal bir eleştiriye tabi tutulmaması Pakize romanının da belirgin bir özelliği. Pakize, roman boyunca kadına biçilen kamusal rollere dair kayda değer bir eleştiri getirmemekle kadın yazınının erkek egemen söylemi yeniden üretmesinin de klasik bir temsilcisi gibi durmakta. Ancak her şeye rağmen Pakize romanı, kuruluş devri kadın romancılığı açısında oldukça önemli veriler sunacak bir roman. Tefrika romanlar projesi kapsamında yayınlanacak diğer metinlerle birlikte Türk romanının tarihsel seyrinde yeni bir kapı açıp açmayacağını bekleyip göreceğiz. 


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR