Acıların Ülkesi
4 Kasım 2018 Kültür Sanat

Acıların Ülkesi


Twitter'da Paylaş
0

Özellikle ilk ortaya çıkış ve en tepe noktasına vardığı (yuvarlak bir değerlendirme ile 80’ler olarak ifade edilebiliriz) yıllar açısından bu tür müzik tam olarak “postmodern” bir çıkıştır.

Uzun zamandır üzerinde düşündüğümüz ancak yoğunlaşamadığımız bir konuydu “arabesk” kültürünün “postmodernizm” altında değerlendirilmesi. Şu aralar filmiyle tekrar gündemde olan Müslüm Gürses üzerinden bu konuya eğilme motivasyonumuz oluştu. Üzerinde derinlemesine çalışmalar yapılabilecek bir araştırma konusunda genel bir değerlendirme yapmanın zorluğu altında bu yazıyı kaleme alabildik. Yazı postmodernizmin genel çerçevesi altında ülkemizin bir dönemine damga vuran bu kültürün eşleştirilmesi gayesini gütmektedir.

Bu açıdan yola çıkarsak öncelikle postmodernizm denilince ne anlıyoruz oradan başlayabiliriz: Postmodernizm denince ilk aklımıza düşen tanım: “Söylenemeyenlerin, söylenmesidir.” Bu söylem klasik/yerleşik/rutin, yol/yöntem/araçlarla değil de, kendisine has, kendisine anlamlı biçimlerde yapılmaktadır. Bunun en temel gerekçesi “korku”dur. Korku, egemen olan, baskın olan gücün hegomanyasından kaynaklanmaktadır. Bu, sanatta, mimaride, bilimde, siyasette her alanda benzer durumdadır. Fikrin, mesajın etkisinin muğlâklığı, şekilsizliği, benzemezliliği bundandır. “Asıl” olanın anlaşılmaması için bir çeşit oynamamalardan ibarettir; şekille, sesle, kokuyla, tatla vb. oynamalar...

Temel olarak “anlam” dağıtılmış, farklılaştırılmıştır; ancak içerdiği temel mesaj değiştirilmemiştir. Anlamın bütün olarak tamamlanması/algılanması zaman almış, zamansa “korkulanın” etkilerini azaltmış, korku eşiğinin altında bir seviyeye çekmiştir.

Postmodernizme tepkiler öncelikle beğenmeme, anlamama, şaşırma, küçümseme gibi, yok edici/boğucu değil de dışlayıcı biçimlerde olmuştur. Bu ise postmodernizmin şansı olmuştur. Bu sayede doğmadan boğulmamış, yaşam şansı bulmuştur. Yaşam şansı ise ona zamanla anlaşılma, kabullenme ve değerlenme imkânı tanımıştır.

Postmodernizm aslında ifade arzusunun, gerçeği haykırma arzusunun hiçbir şart altında tutulamayacağının bir tezahürüdür. “Kral çıplak” diye çocukça bir saflığa düşmeden, görünenin farklı biçimlerde dışavurumudur. İfade etmek, gerçeği haykırma güdüsü mutlak bir biçimde hayat bulur ve evrene kendisini bıraktırır; Anlaşılması, anlam bulması zor ve zaman alsa bile. Zaten buradaki ilk çıkış noktası anlam bulma değil, içinde kabaran ve tutulamayan bu mesajdan kurtulama/içinden atma güdüsüdür. Bir çeşit istiğfar da denilebilir aslında. Bu öyle güçlü bir güdüdür ki, “o” çok korkulandan bile baskın gelip, bu şekilde biçim/boyut değişikliğiyle ifade imkânı bulabilmektedir. (Buradaki “o”dan kasıt belli bir otorite, kurum, kişi değil, bu tepkilerin ortaya çıktığı şartlarda var olan egemen toplumsal normlar, algılar, kişiler, kurumlar, kurallar vb. her ne varsa kasıt edilmektedir.)

müslüm gürses

Bu konuda ülkemizdeki en güzel postmodern çıkışlardan biri “arabesk” olarak isimlendirilen kültürel biçimlerle olmuştur. (Benzer biçimde “Gecekondu” ve “Lahmacun” olarak tanımlayabileceğimiz kültürel çıkışları da dönemin Postmodern ürünleri olarak görmekteyiz.)

Özellikle ilk ortaya çıkış ve en tepe noktasına vardığı (yuvarlak bir değerlendirme ile 80’ler olarak ifade edilebiliriz) yıllar açısından bu tür müzik tam olarak “postmodern” bir çıkıştır. Çıkışın aracı müzik olmakla beraber beslendiği ve güçlendiği kaynak halk olmuştur. Tepki aslında halkın mesajını, ifadesini dile getiren çok güçlü bir yapıda tezahür etmiştir. Dışlanması, küçümsenmesi, yasaklara maruz kalması açısından bakıldığında bile, dönemin mevcut ortamının baskın/etkin gücüne karşı, bu biçimde bir çıkış postmodern etiketini gerektirmektedir. Dönemin sosyolojik gelişmeleri incelendiğinde de toplumdaki değişimin sancılarının yansımaları bu müzik kültüründe çok açık biçimde görülmektedir. Köyden şehre doğru gerçekleşen plansız, kontrolsüz ve hızlı göçün etkileri; göç edenle, göç edilenin kültürel/ekonomik/politik şoklara neden olan şiddetli çatışmalara yol açan karşılaşmaları; göç edilenin göç edeni kabullenmemesi, dışlaması, ezmesi, yok sayması; göç edenin kimliğinden, varlığından vazgeçmemesi, geri adım atmaması, ısrarla yerleşik bir düzene geçme çabası bu dönemin en dikkat çeken, en güncel konularıdır. İşte arabesk, göç edilenin baskın/dışlayıcı/dönüştürücü gücüne karşı bir postmodern yanıt oluşturmuştur. Bakıldığında alışılmışın dışındadır, genel kabullere uymamaktadır. Kalıbı, biçimi, kuralları, değerleri yok gibidir. Bundandır ki sanatsal değeri, kültürel geçmişi, toplumsal birikimi hiç sayılmaktadır. Düzenli, bakımlı, modern bahçelerde ayrık otu gibi türemektedirler. Belki de biçilmemek, budanmamak, yolunmamak için bir kalıba, biçime, düzene girmemektedir. Ancak bu bozuklukta, bu biçimsizlikte, bu değersizlikte bir mesaj taşımaktadır. Bu mesaj mesaja kapalı kanalarca algılanmasa da, yok yerine konulsa da, mesaj bir tını, tını bir uğultu, uğultu bir nağme, nağme de bir “acı” olarak kitlelere ulaşarak, onlardan bir sessiz çığlık olarak tüm toplumda yankılanmaktadır. Zaten halk nezdinde de bu tarafta bulunanlarda “acıların çocuğu”, “acıların kadını” gibi tanımların genel kabul görmesi “o mesajın” özelliğindendir.

Bu yansıma, görülemeyecek, algılanamayacak biçimde değildir. Bu haykırış mesajın kaynağındaki korkuya neden olan kurulu düzene/korunmak istenilen düzene çok güçlü bir mesaj iletmektedir. İletilen mesaj, korkulan güçte, telaşa sebep olacak korkulara yol açmaktadır. Zamanla korkular yüzleşmeye, yüzleşmeler anlaşılmaya, anlaşılmalar ise kaynaşmalara yol açmıştır. Kısaca müzikteki “arabesk” çıkışı toplumsal rahatlamaya yol açan, toplumsal kaynaşmayı sağlayan “postmodern” bir tepki olarak durmaktadır. Bu yazıyı kaleme almamıza vesile olan Müslüm Gürses’in hayatını anlatan Müslüm Baba filmi bu sürecin en güzel yansımasıdır. Müslüm Gürses’in hayat macerası “arabeskin postmodern” halinin birebir yaşanmışlığıdır, kendisidir. Bugün Müslüm filmi üzerinden toplumda oluşan etki/tepki biçimleri incelendiğinde kaynaşmanın hayat bulmuş hali görülebilmektedir. Bu kaynaşmanın etkinliği, günümüzde etkisini kaybeden, “arabesk” olarak nitelendirilen yeni ürünlerin azlığından da görülebilir. Korkuların azalması, toplumun büyük çoğunluğuyla kaynaşması bu tarz mesaj ihtiyacını azalttığından bu biçimdeki ürünlerde de azalma yaşanmaktadır. Benzer bir dönemin, yeni ortaya çıkmaya başlayan “ağ kültürü” ile yetişen teknoloji kurbanı neslin, var olan geleneksele dönüşen günümüz baskın toplumu arasında yaşanacağını düşünmek fazla uzak bir ihtimal olmasa gerek. Gün gelir bu toplumsal sürtüşme nasıl, hangi biçimde gerçekleşir bilinmez ama temennimiz, sonu az hasarlı bir kaynaşmayla neticelenmesidir.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR