Afyon Çiçekleri
6 Nisan 2019 Öykü

Afyon Çiçekleri


Twitter'da Paylaş
0

Kazanacağız, güçlüyüz, zalim olan onlar. Hadlerini bildireceğiz. Güçlüyüz! Siz gençlere tarihin kazanan tarafında yer almak için bir fırsat doğdu, bunu değerlendirin. Onlara ait oldukları yeri gösterin, vatanınız için öldürün! Ben sizin yaşınızdayken bu savaş başlasaydı sevinerek giderdim! Tanrı bizimledir. Böyle başladı.
Tanrı sizinle sanırım. Benim yanımda değil, uzun süredir. İnanamayacağın kadar yanımda istedim onu, çağırdım, inledim, adını sayıkladım. Haykırdık, hücuma kalktığımız siperlerden, silahlarımızı öptüğümüz, toprakla bütün olduğumuz savaş meydanında, bu sefer son dediğimiz kuşatmalarda, düşmanın ya da kendimizin, dostlarımızın, kanıyla bulandığımızda.
Bazen umutsuzluk bazen sevinç. Dedim ya hep bağırdık. İrkildik. Silahlarımızı ateşleyen bizdik. Bu kadar barbarlaşırken bizi kim ateşliyordu? Yaşamak için hepsini göze aldık. Kurşun bitti. Süngü. Bazen kırılır. Bazen soktuğun yerden çıkaramazsın. Bazen tırnak, tırnak toprak pislik, et ve kan dolmuşken, el.
Yanan bir sigara nişancı tarafından vurulmak için bir sebeptir yalnızca. Yaktığınız tütünün ufak kırmızı noktası öldürülmenize sebep. Kurşun seni es geçtiğinde karşındakinin nişancılığını sorgularsın. Ufak bir vızıltı. Yanındaki yığılıverir. Usta, acemi, gönüllü, genç, yetişkin. Nihayet insan hepsi, atan da vuran da. Herkes kanar.
Bazen uzuvları kopanlar olur. Kan kaybı genelde kolay öldürmez. Büyük bölümümüz sudan oluşuyor. Kan da bunun parçası. Günler sürebilir gitmek. Anlamsızca sayıklarlar. Gitmek için değil, sağlam kalmak için sevdikleriyle. Boşa fısıldanır dudaklarında iyi hatıralar, onu kurtarması gereken kişiler. Ne zaman fısıldar gelmesini istediği kişileri, o zaman anlarız ölecek. Huzur yakındır onun için. Tanrı? Belki diğer siperdedir? Bazen bizim tarafta oluyor. Eşit davranmaya çalışıyor olabilir. Bilemem. Belki umursamıyordur. Onun hakkında bir şey biliyorum. Senin dediğin gibi bizimle değil, onlarla da değil. Bence utanıyor. Bu yaptıklarımızdan. Kendimi toparladım, konuşmaya başlamalıyım.
Evet beyler! Şu patlak gözleriyle bakan arkadaşınıza dikkat edin,dedim. Uğultu kesildi. Devasa çadırın içinde oturan onca cesur çocuk başlarını kucaklarına eğdi, azı bakabildi. Arkadaşları dediğime bakmakta ben de zorlandım, yalan yok. Ardına kadar açık gözleriyle onlara baktı. Sırıtmaya devam etti. Oturduğu yerde bacakları olabildiğine açık, titriyordu. Vücudunun geri kalanı da.
Sadece mermileri ve süngü hücumunu biliyorsunuz arkadaşlar, dedim. Bu gördüğünüz Shellshock. Patlamadan ileri gelen şiddetli korku. Sürekli ölüm korkusuyla yaşamak. Parçalanaksınız er ya da geç. Bacaklarınız çalışmayacak, sürünemeyeceksiniz. Geri dönerseniz karınızı ya da sevdiğiniz birinin yüzünü okşamak için, sarılmak, sevmek, vurmak, itmek, kavramak için ellerinizi hareket ettiremeyeceksiniz. Belki başınız kopacak, gövedeniz de ufalanabilir. Başlar daha da aşağı eğildi. Söylediklerim karşımdakilerde unutulmayacak. Örneğini verdiğim kişide uzuv kaybı yok, sapasağlam, fiziksel olarak. Kafası karşıya dönük zalimce gülümsüyor, Sinsice. Oturanların başlarına gelecekleri biliyor. İçlerinden birilerinin ona benzeyeceğini biliyor. Sabırsızlıkla bekliyor onunla bir olacakları. Korkudan delirenleri görmeyi şiddetle arzuluyor.
Bu şok dalgasıyla yaşamamak için, top mermilerinin çıkardığı sesleri dinlemeyi öğrenmeniz gerekli, dedim. Beni dinleyin sizin için buradayım, diye bağırdım. Hepsi bir anda gösterdiğim örnek kadar şiddetli titredi. Tiz bir ses, patlama duyarsanız toprağa yapışın, çamurla bütün olun, dedim. İskemlede oturan kahkaha attı. Eğildim, yüzüne baktım. Gülmeye devam etti, değişmeyen gözleri şimdi de aynıydı. Donuk, alabildiğine açık. Bana baktı, Gözlerini benden ayırmadı. Sağa sola salladığı kafası, bir şeyleri ölümüne onaylamadığının işaretiydi.
Top gelir, vurur. Patlar! Şanslıysanız yakında patlamamıştır. Bu durumda. Dizlerini sağa sola sallamaya devam ediyor, gövdesi titriyor. Kalabalık gözlerini ona dikti beni dinlemiyorlar. Bu durumda, bulduğunuz en yakın çukurun içine atlayın, yenisi gelcektir. Top mermileri nadiren aynı kraterin içine düşer, saklanabileceğiniz en güvenli yer burasıdır. Uygun zamanı kollayın, tehlike geçince karşıya koşmaya devam edin. Bastığımız toprağı tanımak bu şekilde olmamalıydı, diye içimden geçirdim.
Ben miyim bu konuşan? Ellerim terli ama soğuk değil. Genelde tuttuğum pis, buz gibi demir parçası yok. Birkaç saniyeliğine sırtım ürperdi. Aynı gümbürtü kulaklarımda. Beni ıskaladığına sevinmiştim. Çukura atladım. Çizmelerim çamura saplandı. Yüz üstü yatan biri daha vardı. Kahverengi üniformalı. Düşman diye düşündüm. Süngüyü sırtına sapladım. Cesedini kenara iterken yüzü gözüktü. Şimdilerde onu tanımadığıma kendimi inandırmaya çalışıyorum. Aynı cepheden yola çıkmadık. Birbirimize sigara ikram etmedik. Onu hiç tanımadım, hayır tanımadım. Ölüm devam ediyor, ben yaşayanlar için buradayım.
Unutmayın duraksarsanız ölürsünüz, ölmek için burada değilsiniz. Vatanını seven karşısındakinin vatanı için ölmesini sağlar. Korkmayın, korkarsanız ölürsünüz. Düşünmeyin, yalnızca öldürün. Hayatta kalırsınız. En inatçı duruşuyla hayatta kalan karşısındakini yenilgiye zorlar, dedim. Çünkü, savaşta kazanan yoktur, meydanı erken terkeden vardır, demek kolay olurdu.
Kendi anlattıklarıma kendim zor inanırken, savaş stresinin sinir sistemini altüst ettiği çocuk, çocuk diyorum yirmiden büyük değil, ayağa kalkmaya çalıştı. Oturması için omzuna bastırdım. Kalkmaya çalışmaya devam etti. Arkasındaki sehpada duran subay kasketini aldım. Burnunun ucuna salladım. Oturduğu yerde tahmin edemediğim kadar büzüldü. Dizlerini karnına çekmeye çalıştı, olmadı. Titremeye devam etti. İskemleye tünemeye çalıştı, olmadı, düştü. Ona oturması için yardım ettim. Gözlerini benden kaçırdı. Doktorlar bu şapkayı huysuzluk ederse ona göstermemi söylemişlerdi. Böyle olacağını düşünmemiştim.
Bu esnada beni dinleyen kalabalıktan tek bir fısıltı yükselmiyordu. Anlattıklarımı harfiyen uygulamazlarsa başlarına gelecekleri anlamaya başlamışlardı. En kötüsü yaşayacaklarının geri dönüşü olmayacaktı. Ölüm, sakatlık, ya da en belirgin örneği, önlerindeki savaş stresini kaldıramayan bu çocuğun durumu. En kötüsü neydi acaba? Kim saydıklarımının arasından seçim yapabilir? Top mermisi, kurşun, gaz, mayın, el bombası, salgın hastalıklar, esir düşmek. Benim nasihatlerim buradaki zavallı gençlere ne yarar sağlayabilir?
Ortalardan biri elini kaldırdı. Söz istedi. Elimle işaret ettim. Fiziksel yaralanmalar için hastane var. Yanımdaki çocuğu kastederek, bu duruma düşersek ne olacak, diye sordu. Tedavisi devam ediyor, sizin için örnek teşkil etsin diye getirdik, dedim. Pavlov'un köpeğine dönmüş bu zavallının tedavisinin ne olduğuna dair bir fikrim yoktu. Daha fazla soru sormadı. Tatmin olmamıştı, devamını sormaya cesareti yoktu, yerine çöktü.
Bir uğultu koptu üzerimizde. Çadır kısa bir süreliğine sallandı, sallanma süresi kadar panik yaşandı. Yalnızca bir uçak, düşman sizi burada bulamaz, diye bağırdım. Hastaya döndüm. Kasılmaları arttı. Uçak sesi geçince normale döneceğini düşündüğüm için kendimi aptal gibi hissettim. Oturduğu iskemleyle beraber, kendini geriye attı. Kaskatı kesildi, yerde titremeye başladı. Uzaklardan bir patlama sesi duyuldu. İçeri girenler çadırı boşaltmaya başladılar. Ardından siren sesi. Düşman sizi burada bulamaz, çadırda bulunanlar için söylediğim iyimser yalanlardan yalnızca biriydi. Korktuğumu belli etmemeye çalıştım. Bu kadar insanın içinde benim yaşadığım korkunun değersiz, farkedilmez gözüktüğünü umdum.
Bütün bu disiplin, bu kadar kalabalık, sonunda uçakla gelen uzaktaki patlama onun için dayanılmaz olmuştu. İnsanların kaçarken çıkardıkları ayak sesleri bardağı taşıran son damlaydı. Kasılmaları şiddetlendi, titremesi hızlandı. Şapkayı gözünün önüne getirip sallamaya başladım. İlk başta dizlerini göğsüne çekti. Hıçkırmaya başladı. Bir şey isteyecek gibiydi. Şapkaya bakması için ısrar ettim. Onun ancak bu şekilde dikkatini çekebilirdim. Doğrulmaya çalıştı. Dizlerinin üzerine çöktü. Gözyaşlarıyla ıslanmış yüzünü yerden kaldırmadı. Elleriyle beni itti. Bağırdım, kalkmazsan öleceksin! Şapkayı görmeye dayanamadığını yanından geçenler de anlıyordu. Ona yaklaşmaya çalıştım, itti. Ağlayan çatlak sesiyle haykırdı. Baba beni eve götür.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR