Ağustos Ayı İçin Oggito'nun Önerdiği 10 Kitap

Ağustos Ayı İçin Oggito'nun Önerdiği 10 Kitap


Twitter'da Paylaş
0

 Aristoteles-Filozof ve Bilme Meselesi

Michel Crubellier-Pierre Pellegrin

Günümüzde, birçok biçimde Aristotelesçi olunabilir. Gerçi istesek de istemesek de za­ten Aristotelesçiyiz. Bunun nedeni, Aristoteles’in zihinsel ve entelektüel manzaramızda sahip olduğu  tarihsel ağırlığın, başka hiç kimseninkiyle kıyas kabul etmiyor olmasıdır. Gözümüzün önünde gelişme kaydeden her disiplinin Aristotelesçi bir temeli vardır. Aristotelesçi olmanın bir nedeni de Aristotelesçiliğin bir tezler bütününden ziyade bir felsefe yapma biçimi olmasıdır. Bir başka deyişle, hem özneyi bilinen nesneye ve bizati­hi bilgiye göre konumlandırma, hem de kelimenin coğrafî anlamıyla bilmenin haritasını çizme durumu söz konusudur. Dolayısıyla Aristoteles felsefesindeki kırılmaları tespit etmek, birleşme noktalarını ve geçişleri bulmak ve farklı yerlerde bulunan aynı şemaları teşhis etmek gerekir. Bu kitap da Aristoteles’in eserlerinin bütününe “bilme meselesi” doğrultusunda bir güzergâh çizmeyi öneriyor. Çeviri: Burag Garen Beşiktaşlıyan, YKY, 2017

Hayatı Savunma Biçimleri

Adalet Ağaoğlu

İçindeki isyan köpeği ne kadar hırlarsa hırlasın, onun kalem tutan eli, ne bir bıçak sallamıştır ne de ateşli bir silaha dokunmuştur. Özdenetimin buyruğudur: Kimsenin çenesine yumruk atmaz, başına taşla vurmaz, bir bankanın önünde kuyrukta uzun süredir beklerken önüne pişkinin biri geçince dahi bağırıp çağırmaz. "Lütfen sıraya uyalım" demekle yetinir. Everest, 2017

İntihar Üzerine ve Diğer Denemeler

David Hume

Deneyci David Hume, İngiliz felsefesinin en önemli düşünürlerinden biridir. Felsefeyi boş inancın sınırlamalarından kurtarmayı amaçladı. Bu yapıtında herkesin yaşamla ölüm arasında seçim yapma özgürlüğü olduğunu ileri sürer. Ruhun ölümsüzlüğü konusunda tek kanıtın açınsamadan geldiğini savunur. Denemelerinde özgürlükle otorite arasındaki gerilimi, yazın ve estetik alanında temel sorunları ele alır;  Platonculuk, Stoacılık, Kuşkuculuk, Epikürcülük’ü ayrı ayrı denemelerde eleştiri konusu yapar. Çağdaş siyaset felsefesinin en temel kabullerinden biri olan başlangıçtaki sözleşmenin gerçek dışı bir varsayım olduğunu kanıtlar. Trajedinin doğasını inceler. İnsan doğasının iki kutbu olan yücelik ile alçaklık arasındaki uçurumu açıklamaya girişir. Biblos, 2017

Doktor Moreau’nun Adası

H.G. Welss

Wells’in öncü niteliğindeki bilimkurgu klasiği Doktor Moreau’nun Adası yayımlandığı günden beri “sarsıcı” etkisinden hiçbir şey yitirmedi. Bilimsel yöntemlerinin doğuracağı sonuçlar konusunda hiçbir sorumluluk hissetmeyen çılgın bilim insanının hikâyesi, unutulmaz filmlere ilham vermiştir. Acı, zulüm, ahlaki sorumluluk, insanın doğaya müdahalesi gibi felsefi temalarıyla dikkat çeken yapıtında, Wells daha sonra genetik alanındaki çalışmaların gündeme getireceği etik meseleleri öngörmüştür. Bir deniz kazasından kurtulan Edward Prendick, mahsur kaldığı adada garip yaratıklar ve karanlık sırlarla karşılaşır. Bu ada, insanı ve yazgısını kollayacak bir Tanrı’nın bulunmadığı, bütünüyle ahlaktan yoksun bir evrenin mikro kozmosudur adeta. Doktor Moreau’nun Adası bilimin kontrolden çıktığı zaman barındırabileceği potansiyel tehlikelere karşı bir uyarı niteliği taşır. Çevien: Celal Üster, İş Kültür, 2017

Bir Pezevengin Notları

Giorgio Faletti

Centilmen bir aracı ya da hadım bir filozof, mafya, derin devlet, terör örgütü ve güzel kadınlar... Unutulmayacak bir maceraya hazır olun! “Milano’nun bütün karakterleri başka bir geceyi daha karşılamaya hazır. Zenginler, hiçbir baltaya sap olamayanlar, polisler, üçkâğıtçılar, sanatla uğraşanlar ve fahişeler… Yüzler değişse de roller hep aynı. Kimin kim olduğunu ayırt edebilmek bazen çok güç. Ben ise bu çemberin dışındayım. Hayatımdaki her şey ışık hızıyla değişti. Dünyanın geri kalanı için sıradan bir haftaydı fakat bana yıllar gibi gelmişti. Çok fazla kan, çok fazla ceset, çok fazla gerçek saçılmıştı. Hepsiyle yüzleşiyorum.” Çeviren: Barış Sever, Pegasus, 2017

İslam’da Resim Yasağı Söylemi

Nuh Yılmaz

Taliban Buda heykellerini İslam’da resim ve heykelin haram olmasından dolayı mı bombaladı? IŞİD antik eserleri resim yasağını uygulamak için mi yok etti? Müslümanlar Hz. Muhammed’i hedef alan karikatürlere resme karşı oldukları için mi tepki gösterdi? Bu kitap, günümüzde sıkça duyduğumuz bu sorulara cevap arayışının ürünü. Nuh Yılmaz, Müslümanların imge ile yaşadığı her sorunu “ikonoklazma” ile izah etmeye çalışan genelleyici tanım ve yorumları “İslami İkonoklazma Tezi” diye adlandırıyor ve bu yaklaşımın soy kütüğünü çıkararak Avrupa merkezcilikle ilişkilendiriyor. İslami İkonoklazma Tez’inin İslam’la, Müslümanlarla ya da İslam’da resme yaklaşımla değil, Avrupa kimliği ve Avrupa fikrinin ortaya çıkışıyla, Avrupa’nın kendisiyle ve İslam’la kurduğu patolojik ilişkiyle alakalı olduğunu savunuyor. Bu nedenle de, Avrupa İdealinin ihtiyaç ve endişeleri değiştikçe farklı biçimler aldığını, İslami İkonoklazma Tezi’nin de yeniden ve dinamik bir şekilde dönüştüğünü iddia ediyor. İslam’da Resim Yasağı Söylemi, Müslümanların imgeyle ilişkisi hakkında, Avrupa anlatısı dışında bir hikâyenin mümkün olduğunu iddia eden, bu anlatıyı oluşturmaya çalışan bir çabadır. Doğan Kitap, 2017

İtiraflarım

Lev Nikolayeviç Tolstoy

Tolstoy'un sesi yalnızca Rusya'da değil, insanlığın vicdanının sesi olarak bütün dünyada yankılanır. İnsanlar akın akın Tolstoy'u ziyaret etmek üzere Yasnaya Polyana'ya gelir. Öyle ki Yasnaya Polyana bir hac yerine döner. Her yerde Tolstoy örneğine göre yaşamak isteyenler, “Tolstoycu komünler” kurarlar. Devlet ile kilise ise, Tolstoy'u en büyük düşmanlarından biri olarak görmeye başlar. Nitekim kilise Diriliş adlı eserinin bazı bölümlerini sapkınlık örneği olarak yorumlayıp 1901yılında onu aforoz edip kiliseden kovar. Tolstoy'un evde de huzuru yerinde değildi. Kavgacı bir kadın olan karısı Sofia ile sık sık tartışıyorlardı. Nihayet bu yaşlı insan, zengin bir yaratıcılık hayatından sonra evden kaçar. Amacı Bulgaristan yoluyla İstanbul'a gitmektir. Çeviren: Kemal Aytaç, Hece, 2017

Yaşam Sanatı

Zygmunt Bauman

Bireyselleşmenin sonuna kadar hüküm sürdüğü ama büsbütün kendi tercihlerimize de dayanmayan bir toplumda, bilsek de bilmesek de, istesek de istemesek de, hoşlansak da hoşlanmasak da, hepimiz kendi hayatlarımızın sanatçılarıyız. Her ne kadar kimi araçlardan yoksun olsak da, böylesi bir toplumda, doğru ya da yanlış, kendi yeteneklerimizi ve kaynaklarımızı kullanmak için hayatımızı bir amaca vakfetmek isteriz. Z. Bauman, bu kitabında, bireyin kendi öz gücüne dayanarak hayatını sürdürme çabasını “yaşam sanatı” olarak adlandırır. “Akışkan modern toplumlarda” yaşamak zorunda olan bireyin, yaşam sanatı performansının, ne anlama geldiği tartışmalı da olsa, “mutluluk ”la, “mutlu olmak” isteğiyle doğrudan bağlantısı var. Kişi bu dünyada mutlu olmak istemektedir, ama toplum halinde yaşamak da sorumluluk gerektirmektedir, kişi yalnızca kendisini değil, hemcinslerini de gözetmek zorundadır fakat “tüketim toplumu” mekanizmaları içine çekilmiş modern insan, mutluluk arayışında toplumsal gerçekliği bir kenara bırakıp kendini merkeze alarak hareket etmektedir. Sorun da buradadır: Mutluluk arayışında tek başına olduğunu düşünmesinden ve buna inanmasından ötürü çoğunlukla mutsuzlukla cebelleşmek zorundadır modern insan. Amaç ve araçların birbirine karıştırıldığı, gelgeç zevklerin başköşeye oturtulduğu tüketim toplumu insanını mercek altına alan Bauman, bu parlak çalışmasında, insanın kendini gerçekleştirme serüveninin aydınlık olduğu kadar karanlık noktalarına da bakıyor. Okuru kendi gerçekliğiyle yüzleşmeye davet eden Bauman, yaşam sanatının inceliklerini ustalıkla gözler önüne seriyor, daha iyi bir yaşam düşünü de elden bırakmayarak... Çeviren: Akın Sarı, Ayrıntı, 2017-07-26

Benim Bütün Günahlarım

Sibel K. Türker

Benim Bütün Günahlarım, Sibel K. Türker okurlarının başucu kitaplarından biri. Yalnızca özgün anlatımı ve hikâyesiyle değil, okuru sürüklediği derin kaygılarla da yaşadığımız günlerin mutlak okunması gereken romanlarından. Romanın anlatıcısını, yaşamının iplerini tümüyle bırakmış bir halde, bir otel odasında buluyoruz. Yanında adeta cisimleşmiş, Sorum adını verdiği alt kişiliğiyle birlikte. Böylece daha ilk satırlarda kendimizi, bu romanın asıl kişisine, anlatıcı yazarına bitmek bilmez sorular sorarken buluyoruz: Geçmişimiz peşimizi kolay kolay bırakır mı? Benim Bütün Günahlarım, kimlikle, gelenekle, toplumsal olaylar karşısında aldığımız tavırla ilgili bakışlarımızı sarsan, sorgulayan, okurunu rahatsız etmeyi başaran bir roman. Can, 2017

Susulacak Ne Çok Şey Var Aramızda

Ezgi Polat

Ona baktığım zaman kendi kurallarının dışına hiçbir zaman çıkmamış huysuz bir adam görüyorum. Hepimizde bulunan o geçirgen, biçim değiştiren şeffaf zar, onun çevresinde zamanla katılaşmış, koyulaşmış gibi. On yıldır ne tutkuyla birini sevdiğini gördüm ne de yeni bir arkadaşı olduğunu. Acaba bu da bir sevme biçimi mi? Bir tür yaşamak mı? Genç öykücülerimizden Ezgi Polat, ilk kitabı Susulacak Ne Çok Şey Var Aramızda ile okurun karşısına çıkıyor. Polat’ın öyküleri, yaşadığımız günlerin içeriden bir dökümü. Duygu hallerimizin, itirazlarımızın ve sustukça büyüttüğümüz ortak sorunlarımızın öyküleri. Öykü kişilerinin bol bol konuştuğunu, ama her konuşmada asıl çabalarının aslında aktarmaya değil, üstünü kapatmaya yönelik olduğunu göreceksiniz. Tıpkı kitabın adı gibi; Susulacak Ne Çok Şey Var Aramızda… Can, 2017

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR