Ahmet Büke: “Sözcüklerin öykülerine tutkun olduğumu söyleyebilirim.”

Ahmet Büke: “Sözcüklerin öykülerine tutkun olduğumu söyleyebilirim.”


Twitter'da Paylaş
0

Çocuklar için yazmak yetişkinler için girilen çabadan daha zor.

Ahmet Büke’nin sekizinci öykü kitabı Varamayan, geçtiğimiz ekim ayında Can Yayınları tarafından yayımlandı. Büke’nin, doğup büyüdüğü toplumdaki insanları ve yerleri yerleri ustalıkla anlatmaya devam ettiği fark edilen kitabı Varamayan’ı ve dahasını konuştuk.

Ayşe Özlem İnci: Yüklük ile Varamayan arasındaki beş yıllık süreç Ahmet Büke için nasıl geçti?

Ahmet Büke: Hemen her gün öykü ile oyalanarak geçti diyebilirim. Durmadan yazmıyorum elbette ama aklımdaki öykülerle, onları evirip çevirerek; onlarla oynayarak zaman geçirmeyi çok seviyorum. Bir kısmını yazamadan unutuyorum. Bu benim için bir elek görevini de görüyor. Bir türlü aklımdan atamadıklarımı oturup yazıyorum sonra. Elbette yazmaya başlayınca değişiyorlar, başka formlara ve başka öykülere de dönüşüyorlar. Ama bende bıraktıkları his bir kılavuz gibi işliyor çoğu zaman. Bunun dışında çocuklar ve gençler için epey kitap yazdım bu ara dönemde.

AÖİ: Varamayan’ı yazdığın dönemdeki baskın duygun neydi?

AB: Varamayan Ahmet gerçekten bu dünyadan geçmiş birisi. Babam beni kızdırmak istediği zaman Ahmet’in hikâyesini anlatıp dalgasını geçerdi benimle: “İsim ismi çekermiş” derdi. Bu dünyadan geriye bir fotoğraf bile bırakmadan geçip gitmiş Ahmet’i anlatmak istedim. Ben onu unuttuğumda ya da öldüğümde Ahmet’i kimse bilmeyecekti. Neredeyse on yıldır düşünüyordum yazmayı. Bu kitaba nasip oldu.

ahmet büke

AÖİ: Bu karakteri oluşturma sürecini anlatır mısın?

AB: Onun varamama öyküsü dışında bir şey yoktu elimde. Bir de Borlu’yu biliyordum. Borlu, Demirköprü Barajının altında kalmış, kaybolmuş bir ilçeydi. Ahmet’i yoldan bulup geri getirmişler aslında. Ama Eski Borlu anıları ve sokaklarıyla yok oldu gitti.

AÖİ: Türkçe edebiyatta dile müdahaleler düşünüldüğünde akla ilk gelen isimlerden biri de Nurullah Ataç. Bu durum, dildeki devrim arzusu ve memleket sevgisi ile birlikte düşünülebilir, diye belirtilmekte. Buradan baktığımızda Ahmet Büke öykücülüğünde de yerel ağızların güçlü bir şekilde kullanıldığı da unutulmadan, âdeta türettiğin kelimelerle kendince –belki böyle bir iddian olmasa da– küçük bir sözlük oluşturur gibisin. Bu durumu sen nasıl yorumlarsın?

AB: Türk edebiyatında bunun başarılı örnekleri var. Benim sözcük ürettiğimi söylemek fazla iddialı olur. Ama sözcüklerin öykülerine tutkun olduğumu söyleyebilirim. Bir de insanla sözcüklerin yolculuğu var. Örneğin annemin akrabaları var, aile lakapları “Çaprak”. Hep, “Çapraklar iyi ata biner,” derler. At ile geleneksel bir bağları vardı. Çap fiili eski Türkçede atın dörtnala koşmasını tarif eder. Hızlı yürüyen insanlara “ayağı çap” derler örneğin bizde. Ya da çocukların yürümeyi becerip ilk koşturmaları için, “Hadi çabala çabala” diye ünlerler. Bu fiilden “çaprak” ismi türemiş. Koşturup gelen atın terini alması için işlemeli örtüye çaprak, deniyor. Büyük ihtimal o aile eskiden beri atçılıkla ilgili ve hatta zanaat olarak çaprak işliyorlardı. Gelen kuşaklar da ata iyi binen son üyelerdi artık. Bu öyküyü adı Çaprak olanlara anlatmayı, onların şaşırarak dinlemelerini, özellikle yaşlıların, “Vay bak hele!” diye dizlerine vurmalarını çok seviyorum.

AÖİ: Yazarın türettiği kelimeleri kullanmayı tercih etmesi eser açısından bir risk de taşıyabilir mi?

AB: Yazmanın kendisinden daha riskli değil galiba.

AÖİ: Kitabın ikinci bölümündeki öyküler de dikkat çekiyorlar. Bu şekilde bir bölüme ayırmak özellikli bir tercih mi oldu?

AB: İkinci bölümdeki öyküleri daha önce yazmıştım. “Varamayan Ahmet” en son yazdığım öykü. Belki bundan sonrasını da belirleyecek.

AÖİ: Eserlerinin genelinde toplumun sosyal kurumlarının aslında eleştirisini verdiğini de görüyoruz. Bununla birlikte özellikle son dönemde “edebiyat eleştiri metinleri”nde ya da bu türe yakın paylaşımlarda yaratıcıların bu dönemin meselelerini doğrudan işlemediği vurgulanıyor ve neredeyse bu paylaşımlar bazı kesimlerce söz konusu esere dair referans kabul edilebiliyor. Bir yazar ve okur olarak edebiyatta eleştirinin sendeki karşılığı nedir?

AB: Eleştiri hayatımızda olması gereken yerde değil. Onun boşluğunda yani biraz da alacakaranlıkta gidiyoruz. Yayın endüstrisi tek sorumlusu değil galiba. Zamanın ruhu gelip eleştiriyi dışarıya attığında herkes biraz da rahatladı. Elbette iyi eleştiri hâlâ var bize rağmen.

ahmet bükeAÖİ: Yetişkin edebiyatında da eserler yaratan bir yazar olarak çocuk edebiyatındaki mesainin avantaj ya da dezavantajlarından bahsedebilir misin?

AB: Çocuklar için yazmak yetişkinler için girilen çabadan daha zor. Biraz da kendimi zorlamak amacıyla bu alanda uğraşmayı istedim. Epey yorucu olduğunu söyleyebilirim sadece.

AÖİ: Son dönemde neler okudun ve izledin?

AB: İlk gençliğimde yaptığım okumalara geri döndüm biraz. Türk ve dünya edebiyatı klasiklerini okumaya başladım yeniden. O metinleri çok özlediğimi fark ettim. Epeydir sinemaya gitmedim ama.

AÖİ: Varamayan’dan sonra okurlarla buluşman yine bir öykü kitabıyla mı olacak?

AB: Aklımda bir iki öykü var. Ama uzun süre bekler onlar sanırım.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR