Ai Weiwei: “Yaşadığım güçlükler hayatın değerini anlamamı sağladı.”

Ai Weiwei: “Yaşadığım güçlükler hayatın değerini anlamamı sağladı.”


Twitter'da Paylaş
0

"Gezegenimizinki üzücü bir hikâye."
Çinli modern sanatçı Ai Weiwei bütün dünyaya yayılmış bir üne sahip. Heykel, porselen, fotoğraf ve film alanlarında çalışmalar yapan sanatçı aynı zamanda politik eleştirileriyle de biliniyor. Geçtiğimiz günlerde Türkiye’deki ilk sergisi Sakıp Sabancı Müzesi’nde açıldı. Sergi genel olarak sanatçının porselen çalışmalarına yer veriyor. Weiwei, sanat eleştirmeni Alastair Sooke’la yaptığı söyleşide de hem bu sergisinden hem de sanat görüşünden söz ediyor. Sooke ve Weiwei boğaza bakan terasta otururken Sooke sanatçıyla bir fotoğraf çektirmek istiyor. Weiwei bunu kabul ediyor ve ardından şöyle diyor: ”Rembrandt ve Van Gogh da kendi portrelerini defalarca çizmiş. Ama ben onlardan daha avantajlıyım çünkü günde elli ya da yüz selfie çekebiliyorum, hem de büyük bir çaba harcamadan. Selfie çekmeyi çok seviyorum, en başarılı selfie sanatçısı benim.” Ai’nin selfie çekmeyi neden bu kadar çok sevdiği de çok geçmeden anlaşılıyor. Söz konusu sanat olunca ne kadar takıntılı olduğundan söz ediyor ve bir “teknik kontrol manyağı” olduğunu söylüyor. “Güzellik konusunda hassasım ve seçiciyim.” Selfie konusunda da kendine güveniyor çünkü ışıklandırmayı, açıyı iyi ayarladığını düşünüyor. Bir süre sonra konu elbette kendi sergisine geliyor. Porselenin teknik olarak ne kadar zorlayıcı olduğunu anlatıyor. O sırada terasta duran porselenlere bakıyor.“ Burada sadece dokuz tanesini görüyoruz. Ama bu iş o kadar zorlayıcı ki bu dokuz taneye ulaşana kadar belki yüzlerce başarısız deneme yapıldı. Üretim süreci de çok karmaşık. Yüksek derecelerde çalışılıyor ve bu ısı hammaddenin kimyasal yapısını etkiliyor. Bazen fırını açıp baktığınızda gördüğünüz şey sadece hayal kırıklığı oluyor.” Porselen Tutkusu Ai’nin porselenle ilişkisi daha yirmi yaşına gelmeden, 70’lerin ortalarında Çin seramikleri geleneğiyle karşılaşmasıyla başlıyor. Çin Komünist Partisi başkanı Mao Zedung’un öldüğü dönemde ailesi Pekin’e dönüyor. Ondan önce ünlü bir şair olan babası Ai Qing’in sürgünde olması sebebiyle uzun bir süre Gobi Çölü’nde kalıyorlar. Bir gün porselen uzmanı olan bir aile dostları Ai’yi Kuzey Çin’de bulunan ve seramikleriyle ünlü Cizhou’ya gelmesi için teşvik ediyor. “Bu ziyaretim bu gelenekle karşılaştığım ilk andı. Porselen kavramsal olarak çok güzeldi. Düşünün, başlangıçta sadece bir çamur. Sonra boyanıyor ama yine de bir çamur olamaya devam ediyor. Fakat sonra fırını açtığınızda tapılası bir şeyle karşılaşıyorsunuz.” Ai’nin ünlü porselen çalışmalarının bir bölümü de “geleneğe” duyulan saygıyı yansıtıyor. Ai, çağdaş sanatçıların hiçbirinin geleneğe onun kadar saygı göstermediğini düşünüyor. Sonra 1995 yılındaki performansında parçaladığı, üstünde ejderha çizimleri olan mavi-beyaz porselen Çin kasesini hatırlıyor. “Ne zaman bunu düşünsem pişmanlık duyuyorum çünkü o parça bulunması çok zor, çok pahalı bir parçaydı ama dağıldı gitti. Ama aynı zamanda bu parçalanma başka şeyleri de temsil ediyordu: Formları değiştirmek ya da onları başka bir şeye dönüştürmek için fırsat yaratmak.” Birçok insan Weiwei’in “put kırıcı” hareketlerini Çin’deki Kültür Devrimi’nin bir yorumlaması olarak görüyor. Bu devrimde devlet, halkı kültürel ögeler de dahil olmak üzere geçmişi yok etmeleri konusunda teşvik etmişti. Ai, sanatı bir bitiş olarak değil başlangıç olarak gördüğünü söylüyor. Onunla konuşurken de tutkusu kendini hemen belli ediyor: “Eskileri çok seviyorum. Farklı kuşakların nasıl porselen yaptığını merak ediyorum. Farklı imparatorlar zevk kavramını değiştirmiş. Şekli, formu, rengi, çizimleri, hatta fırınlanma yöntemlerini bile dönüştürmüş. Gözleri görmeyen biri bile olsanız elinize bir porselen aldığınızda onun hangi döneme ait olduğunu söyleyebilirsiniz. Çünkü şekli, ağırlığı kendini ele verir.” Kaplan, kaplan! Weiwei’nin en bilinen eserlerinden biri de Tiger, Tiger, Tiger (2015) çalışması. Bu çalışmada kendi koleksiyonundan derlediği yaklaşık üç bin kırık porselen parçası yan yana getirilerek bir halı gibi dokumuş. Her bir parça kaplan motifli ve Ming Hanedanlığı’na (1368-1644) kadar uzanıyor. Kaplanların çoğu korkutucu olmaktan ziyade sevimli. Ai, “Sanırım eski zamanlarda sadece birkaç insan kaplan görmüş. Yani kaplan motifini çizmek bir ejderhaya çizmekten farksızdı. İki çizim de hayal gücü gerektiriyordu” diyor. Ai birçok porselenin Çin’in “Porselen Başkenti” olan Jingdezhen’deki çiftçiler tarafından bulunduğunu söylüyor. Oradaki satıcılar onu “kaplanları alan adam” olarak tanıyormuş. “Oraya ne zaman gitsem birdenbire hepsi, Kaplan, kaplan var! diye bağırmaya başlıyordu. Gerçekten çok komikti.” Kaplanları bu kadar çekici kılan şey ne diye sorulduğunda da ise bu motifin ifadeye açık ve ilginç olduğunu söylüyor. “Kaplan motifini seviyorum, çünkü her kaplan bir başkasından farklı. Böylelikle sanatçılar motiflerde kendi yaratıcılıklarını ve yorumlarını konuşturabilecekleri bir yer bulabiliyor.” Tiger, Tiger, Tiger çalışması Ai’nin bir sanatçı olarak hissettiği tüm kaygıları barındırıyor: Tekrar, çoğaltma ve bireyle toplum arasındaki ilişki. “İnsanlığın bir parçası olmak anlaması zor bir durum. Eğer bir ağaçsanız ormanı anlamak zordur. Tek bir ağaçsınızdır ama yine de neden rüzgâr olduğunu, yaprakların neden büyüyüp düştüğünü, ardından bir sonraki bahar neden yeniden çıktığını merak edersiniz.” [caption id="attachment_40477" align="aligncenter" width="800"] Sunflower Seeds[/caption] [caption id="attachment_40476" align="aligncenter" width="800"] Remains[/caption] Ai’nin çalışmalarının birçoğu Tiger, Tiger, Tiger’ın biçimiyle benzer. Örneğin 2014 tarihli Remains (Kalıntılar), 2015 tarihli Spouts, 2010 tarihli Sunflower Seeds (Ayçekirdekleri) de bir kolaj niteliği taşıyor. Tüm bu çalışmalarında içinde hissettiği o derin duyguyu ifade ettiğini söylüyor Weiwei. Bu derin duygunun kaynağının nereden geldiğinden ise tam olarak emin değil. “Yaşam ve ölümden kaynaklanıyor olabilir. İnsanlık tarihi boyunca çok güzel ve çok güçlü beyinler yaşamış. Birçok imparatorluk, hanedanlık kurulmuş ama hepsinin sonu gelmiş. Şimdi ise sadece turistlerin ziyaret ettiği kalıntılar halindeler.” Tarihe böyle geniş bir açıyla bakmak kendi hayatında yaşadığı sıkıntıları da kabullenmesine yardımcı olmuş. Çin’de demokrasi ve insan hakları için verdiği uğraşlar ve siyasi aktivizmi sebebiyle iktidarla birçok sorun yaşamış. Hatta 2011 yılında seksen bir gün tutuklu kalmış ve pasaportuna dört yıllığına el koyulmuş. Bugün ise Çin iktidarından gördüğü muamele için kızgın olmadığını söylüyor. “Yaşadığım bu güçlükler hayatın değerini anlamamı sağladı. Yaşadığım koşulların normalliğine engel oluşturdu ve olaylara farklı şekilde bakmamı sağladı. Beni bu zor durumlara düşüren kişiler de birer insandı, bunu anlıyorum.” Pasaport yasağı kalktıktan sonra seyahat etmeye başlayan Ai, o günden beri Çin’e sadece bir kez gitmiş. Bu gidişindeki amaç da annesini görmekmiş. “Orası benim için hâlâ tehlikeli. İki avukatım hapiste. Yani korktuğum şeyler benim kuruntularım değil. Tüm bu tehlikeler gerçek ve korkunç.” Ai, bir şeylerin değiştiğinin de farkında, “Her şey değişiyor: politikalar ve hatta tüm gezegen.” Bu değişim iyi yönde mi peki? Bu sorunun ardından çayından bir yudum alıyor ve şöyle diyor: “Gezegenimizinki üzücü bir hikâye. Aslında bugün elimizde olan ve tüm canlıların yaşamasına olanak sağlayan güzel bir gezegen. Bir mucize gibi. Evrenin geri kalanı ise kupkuru, soğuk, bomboş. İnsan, doğası gereği kendisinin çok akıllı olduğuna, evreni kontrol ettiğine inanmaya eğilimli. Ama aynı zamanda intihara da eğilimli çünkü elinde olanın geçici ve kısa ömürlü olduğunun farkında olmasına rağmen öyle davranmıyor.”  

Çeviren: Deniz Saldıran

(BBC Culture)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR