Akrebi Öldüren Yumruklar ya da John Steinbeck’in İnci’si
27 Temmuz 2019 Edebiyat Roman

Akrebi Öldüren Yumruklar ya da John Steinbeck’in İnci’si


Twitter'da Paylaş
0

Steinbeck daha girişte anlatacağı hikâyenin bir halk efsanesine dayandığını ima ediyor.

“Kino atıldı, ama akrep parmaklarından kaydı, bebeğin omzuna düştü, düşer düşmez de soktu onu. Kino, hırıltılar saçarak atıldı akrebin üstüne, parmaklarının arasına aldı, ezdi. Yere fırlattı, yumruklaya yumruklaya toprak zemine yapıştırdı, Coyotito, beşiğinde acı acı bağırıyordu. Kino, belirsiz bir leke, toprakta bir ıslaklık haline gelene kadar yumrukladı, ezdi düşmanını. Dişleri ışıl ışıl, gözleri çakmak çakmaktı ve kulaklarında Düşmanın Türküsü gümbürdüyordu.”

Adı geçen Kino, genç bir inci avcısı, yerli, karısı ve küçük çocuğuyla birlikte saz kulübesinde eserde de geçtiği biçimiyle Ailenin Türküsünü duymaya çalışıyor. Hikâye, Kurt Vonnegut’un bir konferansında (Hikâye Biçimleri-Kurt Vonnegut adıyla YouTube’da var) bahsettiği şekliyle başlangıç çizgisinin birkaç santim kadar yukarısındaymış gibi görünse de daha ilk sayfalarda okun ucu aşağı doğru kaymaya başlıyor, fakat bir süre sonra başlangıç çizgisine paralel bir biçimde devam ediyor ve başlangıç çizgisinin altına düşmüyor, bu arada başlangıç çizgisinin trajediyi temsil ettiğini anımsatmalıyım. Kino, düşmanını yumruklarıyla öldüresiye dövüyor: ki “toprakta bir ıslaklık haline gelene kadar”.

Bildiğim kadarıyla kimse bir akrebi yumruklarıyla öldürmeye kalkışmaz, akrebin yumruklayan eli sokma ihtimali bu kadar yüksekken. Köyde çocukluğunu ve ergenlik dönemini (ergenliğimden dolayı kafam allak bullak olur diye gözümden kaçmış olabileceğini sanmayın) geçirmiş biri olarak ve hâlâ ilk fırsatta giderim köye; amcamın yılardır içinde yaşadığı bir evi var ki her gidişimde ‘az kalsın bir akrep sokuyordu’ öyküsünü tekrar tekrar duyarım. Ancak genellikle cinayet silahı olarak en yakın mesafede duran ve giyilmekten epeyce yıpranmış bir ayakkabı veya bir terlik kullanılır ya da başka sert bir cisim, ama kesinlikle el düşünülmez bile; hele suyunu çıkarıncaya kadar asla. Ki bende az akrep öldürmüş sayılmam, aklı bir karış havada olan ergenliğimde, tarla ya da geniş bir bahçeyle sarılı bir köy evinde yaşıyorsanız bu kaçınılmazdır, şimdi pişman mıyım, evet, belki, bilmiyorum, sanırım evden biraz uzakta doğaya bırakabilirdim. Evet, kesinlikle bu ihtimal vardı, fakat ailemin ve tüm köylülerin dilinde alay konusu olacağımı da göz önünde bulundurmalısınız, ama bugün olsaydı bırakırdım mutlaka, neyse. Kino neden yumruklarını kullandı? Ayakları çıplak mıydı, terliği veya ayakkabısı yok muydu yani, ya da elinin ulaşabileceği herhangi sert bir cisim. Ama Kino, bugünküyle kıyaslanamayacak kadar kalabalık bir dünyada yaşamıyordu, insanlar doğada daha fazla zaman geçiriyordu. Ayrıca Kino su ve toprakla fazlasıyla temas halindeydi, yani öldürücü denecek kadar zehirli bir akrebi iki parmağı arasında ezip öldürdükten sonra yumruklarıyla pekâlâ bu düşmanını perişan edecek kadar ustalaşmış olabilir. Ancak Steinbeck bununla ilgili herhangi bir ipucu vermiyor, bu tahminleri yürütmek okura bırakılıyor.      

Steinbeck daha girişte anlatacağı hikâyenin bir halk efsanesine dayandığını ima ediyor.

Steinbeck efsaneyi olduğu gibi mi aktarmaya çalıştı, en azından akrebi öldüren yumruklar bölümünü, yoksa bu yumrukların gerçek sahibi Steinbeck’in düş gücü mü, bilmiyorum, belirsiz; daha önce bahsi geçmişse tabii bir röportajından öğrenebiliriz ancak ya da belki başka bir kaynaktan. Yine de yumruklar ile ilgili kısımda ne efsanenin yanıldığını ne de Steinbeck’in gözünden kaçabilecek bir detay olduğunu iddia edemem. Steinbeck ya da efsane, hangisi olursa olsun bu akrebin suratına inen yumruklarla hikâyenin daha ilk sayfalarında bize şiddetli bir mücadelenin ipuçlarını vermeye çalışıyor ya da veriliyor, yüksek ihtimalle amaç bu.

Doğanın içindeki canlıların çetin savaşı, yaşam mücadelesi… Zaten hikâye Steinbeck’in Ailenin Türküsü adını verdiği ve okurun kulaklarına kadar gelen ailenin mutluluk ezgisini sıklıkla bozmaya çalışan Düşmanın Türküsü adını verdiği başka bir müzikle yumrukların mücadelesini bolca anımsatıyor.                     

John Steinbeck 1930’lardaki Amerikan Büyük Buhran’ı diye anılan dönemde yaşamış ve eserler vermiş biri olarak erkek ve kadınların ekmek kapma peşindeki şiddet dolu mücadelesini en iyi anlatan yazarlardan biridir, hiç kuşkusuz. Duru ve dolambaçsız dili okurunu ilk sayfalarda bile kendine bağlar, hemen hemen her eserinde de böyledir. Kahramanları, kimisi topraktan çıkarır ekmeğini, kimisi sudan; fakat her zaman karnı tok ve tembellikten olabildiğince canı sıkılan açgözlü biri ya da birileri vardır çevrelerinde ve gözünü bu kuru ekmeğe dikmiştir. İnci, Steinbeck’in denizden çıkarılan iri bir incinin çevresinde dönen insanın yaşam mücadelesini, daha çok erkeklerin kaba ve acımasız dünyasını gözler önüne seren türkü gibi duru bir yapıt. Okun ucuna gelince, küçük inişler ve çıkışlar olsa da trajedi çizgisinin altında paralel devam ediyor yine de.     

John Steinbeck, İnci, Çeviren: Tomris Uyar, Sel


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR