Albrecht Dürer’in Yahudi Düşmanlığı Tablosu

Albrecht Dürer’in Yahudi Düşmanlığı Tablosu


Twitter'da Paylaş
0

Albrecht Dürer’in İsa İleri Gelenler Arasında adlı eserinde İsa dünyada yaşanılan kötülüklerden arındırılmış, saflığı ve ilahiliğiyle görünen, çevresine bilgisiyle ışık saçan bir konumdadır.

Alman asıllı ressam Albrecht Dürer, 21 Mayıs 1471’de Nürnberg’de doğdu. Babası tarafından genç yaşlarında ressam Wolgemut’un yanına çırak olarak verildi. Daha sonra İtalya’ya gitti ve oradaki resim sanatı hakkında epeyce bilgi edindi. Resim ve gravür sanatında çok başarılı eserler verdi. Döneminin en önemli sanatçılarından biridir. 

Dürer’in eserleri arasında yer alan Dua Eden Eller (1508), Gergedan (1515) ve Kendi Portresi (1500) bugün bile hayranlıkla izleniyor. 

Dürer ikinci İtalya seyahati sonrasında matematik, geometri ve Latince dersleri almıştır. Bazı eserlerinde anagram, ezoterik semboller vardır. 

Albrecht Dürer, İsa İleri Gelenler Arasında, 1506

Bu yazımızda sanatçının İsa İleri Gelenler Arasında (1506) adlı tablosu hakkında öznel bir yorum yapacağız.  

Luka İncili’nde anlatılan bir konu vardır: İsa yaklaşık on iki yaşındayken ailesiyle, Kudüs’e Pesah Bayramı’nı kutlamaya gider. Ancak bayram sonrası ailesi dönerken İsa ortalıktan kaybolur. Onu üç gün boyunca ararlar ve sonunda bulurlar. İsa yanındaki hahamlarla birlikte derin bir felsefi tartışmaya girmiştir. Hahamlar onun bilgisi karşısında şaşkına dönmüştür. 

Dürer geleneğe ve söylenceye dayalı bu olayı resimleştirmiştir. 

Dürer, İsa’yı neredeyse cinsiyetsiz bir meleğe dönüştürmüştür. Yüzündeki saflık ve parlaklık ile ona ilahî bir anlam katmıştır. Hele sarı uzun dalgalı olan saçları ile ayrı bir estetik görünümünü vardır. İsa’nın çocuk (ergenlik dönemi civarı diyebiliriz) görünümü kadar tepeden (Tanrısal) gelen geniş bir ışık huzmesi ile, onun diğerlerinden farklı olduğu anlatılmış. İsa’nın yakınında bulunan altı kişi haham ya da din uleması denilen kişilerden oluşur. Burada dikkat edilirse İsa tam da bu altı kişinin ortasındadır. Dürer, ona belli ki bir ayrıcalık kazandırmıştır. İsa’nın yüzündeki masumane ifadeden şunu anlıyoruz: Bu dünyada yaşanılan kötülüklerden arındırılmış, saflığı ve ilahiliğiyle görünen, çevresine bilgisiyle ışık saçan bir konumdadır. Şimdi İsa’nın ellerine dikkat edelim:

İsa’nın elleri biçimli, pürüzsüz, sanki pamuk gibidir. Parmaklarıyla bir hesap yapar gibidir. Zarif, sanatsal parmaklarıyla, düşüncelerini açıklamaktadır. Büyük olasılıkla bazı olayları, Tevrat’ın ayetleriyle yorumlamaktadır.  

İsa’nın çevresinde altı kişi vardır. Bu altı rakamı, Davut Yıldızı’nı (birbirine ters giydirilen iki üçgen) anımsatır. Ayrıca Tanrı’nın (Tevrat’a göre) dünyayı altı günde yarattığını da unutmayalım. Hahamlarca Tanrı’nın kutsal ismi olan “YHVH” harflerindeki “V” (Vav diye okunur) harfi de İbrani alfabesinde altıncı harftir. Kabala felsefesinde “V” harfi “dik duran bir sütun” olarak tanımlanır. Yine Kabala’ya göre, “Belirlenimi” ise tefekkür (derin düşünce) olarak kabul edilir. Bu altı kişinin İsa’ya temas edecek kadar yakın olmaları ilginç bir görüntü ortaya çıkarır. Tipolojide olduğu gibi, “Eski ve yeni birbirinin içindedir,” sözünü anımsatır. Altı kişinin üçünde Tevrat vardır. Onların kendi kutsal kitaplarına olan bağlılıkları bir yana, İsa’yı sınamak için başvurdukları son çare gibi gösterilmesi de bir başka ilginç ayrıntıdır. 

Dürer, İsa’yı biraz insana benzeyen görüntüsüyle onu, bu dünyanın ötesinden gelmiş bir varlığa benzetmiştir. Oysa Hıristiyan teolojisinde, İsa’nın daima başının üzerinde bir hale vardır. Bunun “nur” olarak da kabul edildiğini söyleyelim. Şimdi de İsa’nın yanındaki altı kişiyi yorumlayalım. 

Bu altı kişinin yüzleri, elleri ve görünümleri son derece ilkel, çirkin ve ucube kılıklıdır. Her birinin burnu, elleri, parmakları, gözleri kırışık, deforme ve estetikten uzaktır. Hemen imleyelim, Dürer’in doğup büyüdüğü Nürnberg’de Yahudi karşıtlığı had safhadaydı. Yahudiler yalan yanış bilgilerle itilip kakılıyordu. Çocuk kanı içtikleri, sürekli büyü ve sihirle uğraştıkları, bebekleri iğneli fıçılarda öldürdükleri, İncil için akıl almaz şeyler yaptıkları gibi. O nedenle, Dürer’in böyle bir tablo yapmasının nedenini siyasi bir yapıya bağlayabiliriz. 

Yeniden resme dönelim: Geleneğe göre ailesi, İsa’yı Kudüs’te İsa’yı Tapınak tepesinde bulmuştur. Ancak resimde Tapınak bulunmaz. Sanatçı, Tapınak’ı ustalıkla silmiştir. İsa’yı ve hahamları sanki kapalı mekânda, bir evde konuşurlarken gibi çizmiştir. Tabloda dört (İsa’nınkiler dışında) el görülmektedir. Hepsinin ellerinin son derece çirkin olduğu bellidir. Başında beyaz bir başlık olan adamın elleri, İsa’nın ellerine yakındır ve sanki onun elleriyle yaptığı hesaplamayı tamamlamadan kapatmak istemektedir. Bu eller tıpkı bir büyük yengeç gibidir. Sanki İsa’nın ellerini iteleyecektir ya da sıkıca kavrayıp onu susturmaya çalışacaktır. 

Bunun anlamı da “Senin sözlerini kabul etmiyoruz,” demektir.   

Hahamların ellerinde Tevrat (Tora) bulunmaktadır. Demek ki tartışma anında, hemen sayfaları karıştıracak ve ilgili ayetleri okuyacaklardır. Ayrıca onların dinlerine ve kutsal kitaplarına ne kadar bağımlı ve saygı duyduğu da gösterilmiştir.  Ancak şöyle de düşünebiliriz: Hahamların bilgileri yetersiz olduğundan sürekli olarak Tevrat’a bakarlar. Öte yandan, çirkin görünümlü bu kişiler aracılığıyla, yeni bir din gelmesi sayesinde, eskinin artık bittiği belirtiliyor. Sanki Yahudi inancı geçerliliği kaybetmiş, onu savunanların hepsi ucube kılıklı, yeterince bilgisi olmayan, birer dilenci kılığında gibi çizilmiştir. Onların bu garip ve yoksul görüntüleri üzerinden, Tevrat’ın artık önemini yitirdiği imleniyor. 

İsa’nın yaşadığı dönemde basılı kitap yoktur. Sanatçının bunu biraz ironi biraz da fantastik bir boyut kazandırmak için yaptığını düşünebiliriz. Adamların her birinin yüzü farklı anlamlar içermektedir. 

Bunları şöyle sıralayabiliriz: Nefret, cehalet, panik, şaşkınlık, merak ve hüzün. Her birinin görüntüsünde bu duyguları görmek olasıdır. Dürer böyle bir çoklu özne duygusu yaratmakla, Yahudi dindarları hayli sert bir biçimde eleştirmiştir. Yahudiliğin temelinde bu türden duyguların olduğunu, onların toplum dışı kalmasının da doğal olduğunu yansıtıyor. Bu kişilerin insani duygulardan uzak, adeta kötülüğü simgeleyen, kutsallığı sadece kendisi için kabul eden yüzlerin görüntüsüdür. Onların bu yüz ifadeleri, insani değerlerin dışında kalan tüm bozuk inançları, eskimiş gelenekleri, kötü duyguları simgeler. 

Aşağıdaki alıntıda yer alan, “Beş Günde Yaratıldı” sözünü bile “Altı Günde Yaratıldı” sözüne karşıt olarak resmetmiştir. Resimde sanatsal çizgiler, döneme uygun renkler ve giysiler vardır.  

“Soldaki kitabın arasındaki ufak bir ayraçta sanatçının isim ve soy ismini yansıtan (AD) iki harf görülmektedir. Ayrıca burada eserin yapıldığı tarih de yazılıdır. Tarihin altında ise bir tümce yazılıdır: Opus Quinque Dierum (Beş Günde Yaratıldı). Aynı figürün başında da yine bir not görülür. İbranice yazılara benzetilmeye çalışılarak oluşturulmuş bu not dönemin Yahudilerinin (Fariziler “Pharisees”) Tanrı’nın kurallarını başlarında yazılı bir plaka ile taşımalarına bir göndermedir.” (Sanata Başla adlı siteden) 

Dürer, bu tablosunda Yahudileri dönemin modasına uyarak karikatürize ederek çizmiştir. Onun bu alaycı üslubu, teknik açıdan değil ama içerik olarak bunları düşündürtür.      


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR