Ali Artun: “Sanat özerkliğini süratle kaybetti.”

Ali Artun: “Sanat özerkliğini süratle kaybetti.”


Twitter'da Paylaş
0

“Son dönemlerde 20. yüzyıl sanatının tarihi sanki yeniden yazılıyor, yeniden düşünülüyor, yeniden canlandırılıyor.” Murat Bozluolcay: Altbaşlığı “tarih-eleştiri-kültür-politika” olan SanatHayat dizisini tasarlarken sizi motive eden fikir neydi? Fikir olarak sizi heyecanlandıran başlangıç noktasını konuşalım istiyoruz. Ali Artun: Sanatı bir eleştirel, siyasal formasyon olarak inceleyen edebiyatın tanıtılmasıydı. Romantik devrimden bu yana, sanatı, bir özgürlük, özerklik ve hakikat kaynağı olarak temel alan estetik hareketlerin ortaya çıkarılmasıydı. Bu nedenle Baudelaire’in sanat eleştirileriyle başladı dizi. Bu eleştiriler estetik modernizmin, avangart sanatın açılış metinleri. Baudelaire, sanatı toplumsal devrimin öncüsü olarak gören Saint-Simon’unki, Fourier’inki gibi sosyalist ütopyalardan farklı olarak, sanatı siyasal angajmanlarından söküyordu. Çünkü o sanatın, varlığı itibariyla siyasal olduğuna, başlı başına devrimci bir eylem olduğuna inanıyordu. Nietzsche de... MB: Dizinin altbaşlığı aynı zamanda sanatın hayata müdahalesinin politik yönüne, kültürün bir özcülük olarak tarif edilmek yerine maddi dünya ile ilişkilendirilmesine dayanıyor. Dizinin teorik çerçevesi konusunda kendinizi daha yakın gördüğünüz bir kültür eleştirisi geleneğinden söz edebilir miyiz? AA: Sanatın siyasal mahiyetiyle ilgili teorilerle Frankfurt Okulu aracılığıyla tanıştım: Marcuse, Benjamin, Adorno... Ve 1980 Eylülü’nde yaşadığımız yenilgiden sonra, o karamsarlık sırasında, umut verdi bana onlar. Ama Frankfurt Okulu da, kendisinden önceki eleştirel düşünce hareketlerinin, Marx’ın mirasçısı. Modernliği sorgulayan bütün eleştirel düşüncenin kaynağında romantik felsefe olmalı. Sturm und Drung hareketinin öncüsü Hamann olmalı, Schiller olmalı, Marx’ı etkileyen Heine olmalı... Modernliğe karşı, rasyonalizme karşı bir itiraz olmalı... Komünizm gibi ütopyalar olmalı. Tabii 1968 filozoflarının, Agamben, Perniola, Ranciere gibi çağdaşların incelemeleri de etkiliyor beni. MB: Başlangıçta bir fikir vardır sonra koşullar değişebilir, zaman değişiyordur, algılar değişiyordur... SanatHayat dizisi için zaman içinde bir değişimden, tasarlananın dışına taşan bir yönelimden bahsedilebilir mi, yoksa dizi kendi gelişme/çeşitlenme kapasitesinin doğallığında mı devam ediyor? AA: Yönelimde bir değişiklik yok: modernlik-modernizm, avangart kuramı, sanat felsefesi, sanat sosyolojisi, estetik, eleştirel müzecilik, Baxandall, Michael North gibi toplumsal sanat tarihinin babaları, çağdaş sanatın örgütlenmesi... Bütün bu başlıklarda gelecekte de kaynak niteliğini koruyacak, birbirine eklemlenen (“dizi” bu demek herhalde), birbirlerini bütünleyen temel metinler. İletişim’in dizisinin başlamasıyla birlikte başka yayınevlerinde de benzer damarlar açıldı. Dolayısıyla ağır ağır bir sanat-hayat-siyaset kütüphanesi çıkıyor ortaya. MB: Böyle bir dizi kırk yıl önce yapılabilir miydi? O zaman yapılsaydı nasıl bir kapsam içinde yapılabilirdi? AA: Son dönemlerde 20. yüzyıl sanatının tarihi sanki yeniden yazılıyor, yeniden düşünülüyor, yeniden canlandırılıyor. Modernizm ve avangart daha yeni kavramsallaştırılıyor. Ayrıca, birçok hareket daha yeni aydınlanıyor. Süprematizm, konstrüktivizm, Alman ekspresyonizmi örneğin. Bunlar stillerle işleyen ve hâlâ tarih bilincimizi koşullayan formalist sanat tarihi anlatılarından sökülüyor. Avangart tiyatronun babası, Kral Übü’nün yazarı, patafiziğin mucidi Alfred Jarry’nin doğru dürüst bir biyografisi daha yeni çıktı. Tabii bir de şu var: Eleştirel düşüncede, 1968’i izleyen düşünsel hareket sonrasında olduğu gibi, ortaya çıkan yeni teoriler yeni perspektifler sunuyor, yeni keşiflere yol açıyor. Örneğin postkolonyal teori, modernliği ve modernizmi Avrupa-merkezci bütünsellikten söktü. Artık farklı, öteki modernlikleri tasavvur edebiliyoruz. Bu da kültür-sanat tarihlerinde ciddi bir yenilenmeye neden oluyor. Gene örneğin, Foucault’nun bilgi ve iktidar rejimlerine ilişkin önermeleriyle müzecilik tarihi yeniden yazılmaya başladı. İşte kırk yıl önce bu ufuk eksik olurdu. [divider layout="3" color=""][/divider] Söyleşinin tamamını Radikal Kültür'den okuyabilirsiniz.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR