Antikçağda Güzellik Anlayışı
21 Ağustos 2019 Tarih

Antikçağda Güzellik Anlayışı


Twitter'da Paylaş
0

Enoş’un Kitabı’na göre melek Azazel insanlara “madenleri ve maden işleme sanatını, bilezikleri, takıları, gözlere sürme çekmeyi, gözkapaklarını güzelleştirmek için düzgünü, en güzel ve en değerli taşları, bütün renkli boyaları gösterdi ve dünya değişti.”

Başlangıcından beri güzellik kendi içinde bir çelişki barındırır. Melek Azazel aslında hem “El’in kalesi” (El, Kenanlıların en önemli tanrısıdır) hem de Filistin kabilelerinin geleneğine göre başkaldıran meleklerin önderidir. Ayrıca kendisine adak günlerinde sırtına düzenli olarak günahlar yüklenen bir keçinin gönderildiği, çölde yaşayan bir cin olarak adı geçer. Bu açıdan bakıldığında meleğin dünyadaki kadınlara iletisi onun şeytani yönünü yansıtır. Çünkü başkaldıran bir melek tarafından ortaya konan bu güzellik sanatı ancak meleği hayvandan ayıran ince çizgi üstünde yer alabilir. Madenler ve savaş sanatıyla birleşen takı merakı bundan böyle Tanrı’nın, tenin çekiciliğine karşı verdiği savaşın merkezine kurulur. Bu savaş Azazel’in iletisini izleyen Tufan’la başlar.

Eski Mısır’da güzelleşme çabaları utanılacak bir şey olarak görülmüyordu. Tam tersine, MÖ 3. yüzyıldan başlayarak, kendilerini temel maddeleri, onların karışımlarını incelemeye adayan ve ayinler sırasında onları düzenli olarak kullanan papaz sınıfının tekelindeydi. Dine kabul törenlerinde ya da cenazelerde her hareketin simgesel bir anlam, tıbbi bir işlev taşıdığı vücut bakımı uygulamaları vardı. Örneğin Mısırlıların gözlerine çektikleri sürme ya da rastığın sürekli gözyaşı bezlerini tahriş ederek çölde gözlerin yanmasını önlemek gibi bir özelliği vardır. Aynı zamanda bu, keskin bakışlarıyla ışığın karanlığa karşı mücadelesini simgeleyen kutsal şahin Horus gözüne de bir göndermedir. Vücudun terlemeye karşı koymasını sağlayan, günlük ağacı ya da sakız ağacından yapılan merhemler de aynı şekilde sürekli olarak kullanılıyordu.

Güzellik ve bakım sırlarını elinde tutan papaz sınıfı, yönetimsel işlevleri üstlenen aristokrat sınıf tarafından taklit edilmeye başladı. MÖ 2500’e doğru, açık tenli (evde oturan) kadınla koyu tenli (dışarıda çalışan) adam arasında bir ayrım görüldü ve bu fark 20. yüzyıla dek korundu. Vücut bakımı, Mısır göllerinde erimiş halde bulunan natron’nun (Nil balçığı) vücuda sürülüp ovulduğu kokulu banyoyla başlar. Bunu suabu’yla (külle kil karışımı macun) temizlenme, ardından kokulu yağla yapılan masaj izler. Sonra vücut altın rengine çalan, sarı bir aşıboyasıyla ovularak parlatılır, şakaklarda ve gövde üstündeki damarlar maviyle belirginleştirilerek altın parıltısı, soğuk bir etkiyle güçlendirilir. Kara sürme çekilmiş göz, balık biçiminde uzatılır. Gözkapaklarının gölgeleriyse toz boyaların koyu renklerini taşır: Bakırtaşı yeşili, koyu mavi, kara bakır oksidi ve karbon. Uzatılmış ve karartılmış kaşlar bu özel gözü tamamlar. Karartılmış ya da alınmış kirpikler, pembeleştirilmiş elmacık kemikleri, lal rengi verilmiş ağız, mavimsi bir peruk giydirilmiş kutsal yüzün renkli bir parlaklık kazanmasını sağlar. El ve ayak tırnaklarına kına sürülür. Simgesel anlamı olduğu gibi çölün tozundan da korunmayı sağlar. 

Mısır değerli ışıltılarla parlarken Homeros’un Yunanistan’ı (MÖ 12.-8. yüzyıl) yalnızca konukseverlik yasalarını ve vücut bakımını biliyordu. Homeros’un kahramanlarının güzelliğini Meksika çayıyla yapılan kokulu banyolar ve kokulu yağlarla yapılan masajlar oluşturur. Güzellik anlayışı bakım ve yapay süslemelerden ziyade parçaların uyum içinde olmasını gözetir. Bununla birlikte mitolojiye göre, kadın güzelliği hoş ve tatlı Aphrodite ile aldatıcı ve ölümcül Pandora’nın himayesindedir. Bu yüzden süslenen kadınlar Pandora imgesine uygun olarak doğanın uyumlu düzenlerini bozup doğal güzelliğe ters düşecek bir tür hubris (ölçüsüzlük) uygularlar. Sparta’da Lykurgos kozmetik ürünlerini ortadan kaldırdı ve vücudun boyanmasını yasakladı. Klasik çağda Doğu düzgünlerinden etkilenmeye başlayan Atina’da kadınlar haremde tutuluyorlardı ve tenleri, Aristophanes’in deyimiyle “kunduracılarınkini andırıyordu” yani son derece soluktu. 

Yunan dili süslenme sanatını, tıbbi korunma yöntemlerini ifade eden tuvalet sanatıyla (kosmetike techne) yapmacıklı ve aşırı düzgün sanatı (kommotike techne) birbirinden ayırır. Kommotik geleneksel anlamda fahişelere ve eşcinsellere aittir. Buna karşın kozmetik doğal güzelliğin korunması amacını güden tıbbın bir parçasıdır. Yunan eğitiminde jimnastik kasları biçimlendirip işler, buna kokulu yağlarla yapılan masajlar, saç ve sakal bakımları eklenince bütün bunlar doğal bir güzellik kazanılması için yeterli olur. Öte yandan, barbar modası Atina’da Doğu’dan gelen ağır kozmetiğe ilgi duyulmasına neden olur. Kadınların yüzleri üstübeç (psimuthion) ya da kurşun karbonatı, alçı, tebeşirle kaplanır. Renk olarak sadece beyaz kullanılmaz. Dut, mısır inciri ya da ezilmiş böğürtlen kırmızı rengin elde edilmesinde kullanılır. Gözler safranla ya da külle boyanır, kaşlar ve kirpikler sürmeyle karartılır. Yunan kaşı (iki kaşın birleştirilmesi) kara düzgünle çizilir.

Reçeteler varlıklı kadınların içlerinde gizliden gizliye hazırlandıkları haremlerin çevresinde bolca bulunan ilaççılar aracılığıyla anneden kıza geçer. Ancak Yunanistan çöküş yıllarına girince alt sınıftan kadınlar daha çok düzgün çekmeye ve ev alanından dışarı çıkmaya cesaret etmeye başlarlar. 

Çöküş yıllarında (MS. 1. yüzyıldan itibaren) Roma dünyasında kirli su kullanımından sakınmaya, suyu yenilenen banyolarla, ilaçlı sularla ve merhemlerle hastalıklardan korunmaya özen gösterilmiştir. Latin mutfağının ölçüsüzlüğü gizlenmesi gereken cilt hastalıklarını, nefes kokularını ve kızarıklıkları artırır. Bu durum evlenme çağına gelen kadınları kaygılandıran şişmanlama sorununa da yol açar. Yapay yöntemler artırılmaya başlar. 

Ovidius Aşk Sanatı’nda erkeğe yapmacıksız, narin, çalışırken güneşten yanmış bir güzellik kazanmasını öğütler. Sık sık tıraş edilen saç, düzeltilmiş sakal, kesilmiş tırnaklar, alınmış tüyler, parfümlü nefes erkek güzelliğinin temelini oluşturur. Buna karşın âşık erkek solgun ve zayıf olmalıdır. Kokuya bulanmış saçların üstüne atılacak bir hasta başörtüsü, Ovidius’a göre kalbi küt küt atan âşığa duyulan acımayı güçlendirecektir. Bütün bu hazırlıklar insanlardan uzakta, malzemelerin bulunduğu odalarda gizlice yapılır. Aslında Roma güzelliği, yöntemlerin ikiyüzlülüğüyle biçimlenmiş, gizliliğe ve vücut kokularına önem veren bir güzelliktir. Gitgide yaklaşan ölüme karşı koymak için Romalılar aşırı bir süs merakına kapılırlar. Yunan vücudu çalışmayla bir atletin güzelliğine kavuşacağını öne sürerken Roma vücudu baharatlı bir perhizin ihanetine uğramış, İmparatorluğun çöküş döneminde ayakta dururken çürüme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Üstübecin her gün kullanılması cildi bozar, dişleri karartır, sinir sistemini yavaşlatır ve aşırı zayıflamaya yol açar. 

Romalılar beden hareketlerine önem verirlerdi. Yunanlardan vücut inanışlarını aldılar, ama düzgün sevdaları Doğu’dan gelen barbar modalarına aitti. Yukarıda bulunan Fayum kadını (M.S. 1-4. yüzyıllar) Bizans’ta 1453’e dek hemen hemen hiç değişmeyen antik güzellik anlayışını gözler önüne seriyor. Acaba yalnızca gizlice düzgün çekmeyi öğütleyen Ovidius’un sözünü dinlemiş midir? “Sakın sevgiliniz masanın üstünde açılmış kutularla yakalamasın sizi, sanat kendini göstermediğinde güzelleştirir yüzü.”

(Kaynak: Dominique Paquet, Bir Güzellik Öyküsü, Orçun Türkay, 2015, YKY)

Hazırlayan: Aslı İdil Kaynar


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR