Ariel Dorfman’ın Dullar’ı Üstüne
10 Kasım 2019 Edebiyat

Ariel Dorfman’ın Dullar’ı Üstüne


Twitter'da Paylaş
0

Dorfman’ın Dullar’ını ister okuyalım, ister bir tiyatro sahnesinde izleyelim; bizimki gibi kirli ve sorunlu coğrafyaların içinden çok fazla izlerin bulacağı bir yapıt...

“Kalkamam. Dört erkeğimin ağırlığını taşıyorum. Bir babam var. Kocam. İki oğlum. Neredeler? Hepsi ağır. Ne zaman onu düşünsem, karnı aç mı, su içmek ister mi, üşüyor mu diye düşünüyorum. Her şey daha da ağırlaşıyor. Taş oluyorum. Neredeler? Erkeklerim nerede? Kayboluşlarını öyle net hatırlıyorum ki, başka her şeyi unuttum. Ekmek pişirmeyi, tarla ekmeyi veya yürümeyi, hatta ayakta durmayı. Kıpırdayamıyorum. Burada bekliyorum, çünkü…”

Büyükanne Sofia daha çok bekleyecek. Aslında böyle içi acı dolu yapıtları okumak benim için de oldukça güç, uzak durmaya da gayret ediyorum, ancak yaşadığım yer, ülke, coğrafya veya hangi lanetse artık, tıpkı çoğunuz gibi beni de buna zorluyor. Dorfman, Şili’de, diktatör Pinochet iktidarı döneminde gizli servis tarafında kaçırılan erkeklerin ve onlardan haber alamayan kadınlarından esinlenerek yazmış Dullar oyunu. Diktatörler dünyanın her neresinde yaşamış olursa olsunlar zorbadırlar, benzer özelliklerini nişan gibi omuzlarında taşırlar ve bundan hiç hayıflanmazlar, hatta bundan gurur duyarlar. Bildiğiniz gibi ve yaşayanların hâlâ tanık olduğu ve olabileceği gibi gösterilecek örnekler fazlasıyla var, yeter ki samimi olalım ya da onların zorba emellerine aracı olmayalım.   

Yüzbaşı çevredeki birçok yeri sorunsuz bir şekilde hâl etmiş, ancak burada, bu yerleşkede bir itiraz var: Bütün erkekler kayıp, sadece dullar ve çocuklar var.

ariel dorfman

“TERESA: Fidelia, yalan söyleme.

FIDELIA: Yalan söylemiyorum, yeni yüzbaşı erkeklerimizin döneceğini söyledi…

TERESA: Belki, dedi. Eğer itaatkâr davranırsak…

KATERINA: Eğer itaat edersek.

FIDELIA: Ama biz zaten itaat ediyoruz, tek yapığımız itaat etmek, biz…”

Ancak büyükanne Sofia bütün gün nehrin kıyısında oturuyor ve hiç de itaatkâr davranmıyor, hatta bu sesiz oturuşu bir tür itiraz ya da bir tür itaatsizlik eylemi gibi görünüyor.

Sofia nehrin sularına bakıp neyi bekliyor?

Sofia dua mı ediyor, yoksa beddua mı?

Sofia’nın ataları da burada yaşamıştı, sonra İspanyollar gelmişti buraya, yeni dünyaya, burayı işgal etmişlerdi desem sanırım sözcük kullanımında hata etmiş sayılmam. Sofia’nın büyükbüyükbüyükbabasının karısı, “Kadın acımasızdı,” der Sofia, “İspanyollar onun düşmanlarının gözlerini yediğine inanırlardı.” Devamında: “Umarım yiyordur. Bu mumları onların küçük ruhları için yakıyorum. Bu su onların öldüğünü gördü. Su her şeyi seyreder, her yere akar ve kaybolduğumda veya bir şey kaybettiğimde, suyun onu bulmama yardım edeceğini biliyorum,” der. Sofia için düşman İspanyollar değilse de başkalarıydı bugün, tüm erkeklerini alıp götürmüşlerdi ve geriye gömülecek bir parmak dahi bırakmamışlardı ve bu da dulların hayatını normal olarak sürdürmelerini engelliyordu.

İtaatkâr olmak dulların kalplerini sakinleştirmiyordu, aynı zamanda itaatkâr olmak düşman için de yeterli değildi, daha fazlası da gerekiyordu.   

Ve bir gün nehir suları bir ceset getirir. Yüzü yoktu, ölmeden önce çok uzun süre güneş görmediği belliydi, vücudunun birçok yerinde morluklar vardı, nehrin yaptığı morluklar değil, insan eliyle olanlar. Sofia babasını tanır. Seksen yaşındayken alıp götürülmüştü. Babasını gömmeye izin vermesi için yüzbaşının kapısına dayanır. Aslında yüzbaşı bu iç savaşta yeteri kadar ölüm görmüştü ve artık bundan yorulmuştu, barış için makul yollar aramaya çalışan birine bile dönüşmüştü denilebilir. Ancak kirlilik o kadar yayılmıştı ki yüzbaşıyı aşıyordu, ister alt rütbeden gelsin ister üst rütbeden bir şekilde kanla kirlenen eller gizlenmeye çalışılıyordu.

“TEĞMEN: Ya cenazeden sonra ne yapacağız?

YÜZBAŞI: Neden sonra?..

TEĞMEN: Onu kimin öldürdüğünü öğrenmek istediğinde.”

Dorfman’nın Antigone’si istediğini alamaz, zira babasının cesedi çoktan yakılmıştır, geriye sadece kül kalmıştır.

Dorfman’ın Dullar’ını ister okuyalım, ister bir tiyatro sahnesinde izleyelim; bizimki gibi kirli ve sorunlu coğrafyaların içinden çok fazla izlerin bulacağı bir yapıt, ben bu yazıyla küçük bir dokunuş yapmak istedim sadece. Dorfman, devlet eliyle yapılan suçların gizlendiği ve üstünün kapatıldığı takdirde insanların kalplerinde ve vicdanlarında asla barışın sağlanamayacağını adeta haykırır. Ve işlenen suçların kanıtları zamanı geldiğinde mutlaka gün yüzüne çıkacağını da gösterir, ister bir nehrin sularına kapılarak gelen cesetlerle olsun, ister başka şekillerle.

Ariel Dorfman, Direniş Üçlemesi, Çev: Mehmet. F. İmre, Agorakitaplığı


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR