Asuman Susam: "Okuduğumuz için yazabiliyoruz."
27 Kasım 2019 Söyleşi Edebiyat

Asuman Susam: "Okuduğumuz için yazabiliyoruz."


Twitter'da Paylaş
0

Yaşadığımız sürece bağlı olacağımız tek şey hayattır benim için. Her şeyiyle yalın bir insanlık hali, insan oluş serüveni.

Yazarlarla kısa kısa sorular ve yanıtlar içeren söyleşilerimizi sürdürüyoruz. Hızlı sorular, hızlı yanıtlar. Her yazarın dünyasına bir ışık düşürecek söyleşiler. Sorularımızı bu kez Asuman Susam'a sorduk, kısa yanıtlarımızı aldık. 

Hangi yazar, şair veya karakterle bir gününüzü geçirmek isterdiniz? Neden?

Asuman Susam: Clarice Lispector ve Emily Dickinson ile birer gün hiç fena olmazdı. Uyumu ve uyuşmayı, müzakereyi reddeden yırtıcı ruhlar. İşlerini yapma biçimlerine hayranlık duyduğum gibi metinlerinde nabızlarının sesini, kanlarının damarlarından akarkenki hışırtılarını işitiyorum.

Okumakla ve yazmakla ilgili ilk anınızı hatırlıyor musunuz? Ne hissetmiştiniz? 

AS: Okumayı söktüğümde kendimi tuhaf bir heyecan ve gurur fırtınası içinde, epey bir büyümüş hissetmiştim. Bizim eve renkli gazeteler giriyordu. Gözüm dedemin siyah-beyaz gazetesindeydi. Artık onu okuyabilecek, dedeme ve dünyaya daha yakın olacaktım.

Yazma ile ilgili ise babamın armağanı bir botanik defterini ilk anımsıyorum. Sonra defterler benim için hep çok önemli oldu. Hâlâ defterlerim var, onlara yazarım çoğu şeyi ilkin. Yeryüzünde ilk kez gördüğüm bitkiler vardı defterde ve yanlarında da boşluklar. O boşluklara şiirler yazmıştım. Okumanın etkisi gibi bir his hatırlamıyorum yazmakla ilgili. Sakin bir içine konuşma gibiydi yazmak. Bitkilere ve kendime konuşma. Kimseye okutmadım onları. Yazmış ve saklamıştım; sadece benim olandı o.

İlk kitabınızı elinize aldığınızdaki duygu neydi? 

AS: Bu soruya harika, büyük bir mutluluk hissi tarif olarak beklenir belki ama bence çoğumuz için bu böyle değildir. Tuhaf bir esriklik hali ama tam mutluluk, tam sevinçle karşılanamayacak bir his anımsıyorum uzaklardan. Çokça tedirginlik, kaygıyla karışık. Peki, şimdi n’olacak hissi, boşluk korkusu, cesaret ve cüret arasındaki gerilim. Bu hep var, hâlâ var.

Sizden bir tek cümle/dize geriye kalsa, hangisi olsun isterdiniz?

AS: Bunun için yazmaz yazan, keşke bir şey, tek bir şey kalsa. Kendimin ideal okuru olsaydım belki söyleyebilirdim. Önceki yanıtımda söz ettiğim gibi cesaret ve cüret arasındaki o gerilim hattında duranın bir şey söylemesini ondan beklemeyiniz. Size en sonu için der ki “benden sonra tufan”.

Yazmak eylemi sizce hangi renktir?

AS: Renk severim. Yazmanın halleri içinde de renkten renge girerim. Ama “yazma eylemi” tüm zorlu süreçleri ile “mavi”dir derim. Soğuk bir mesafelilikle, yükselten bir hafiflik; kuşatan kapsayan bir engin derinlikle, yüzeydeki akışkanlık; uygarlığın metalik tadıyla ilksel zamanların hafızasını taşıyan suyun tadı. Sıcak ve yumuşak değil; sert ve soğuk. Yazmak çünkü dünyanın en ağır işçiliklerinden, farkındaysanız gerçekten yaptığınız işin.

Bir tercih yapmak zorunda kalsanız okumayı mı, yazmayı mı seçerdiniz?

AS: An düşünmeden kesinlikle okumak derim. Okuduğumuz için yazabiliyoruz.

Hangi karakterinizin sizi yaratmasını isterdiniz?

AS: Karakterlerim yok, olsaydı hiçbiri derdim. Şunu biliyorum ama yazmak, karakter inşası yazma sürecinde yazan özneyi de değiştiren bir eylem. Yazar anlatıcının karakterleri ile birlikte bir değişim geçirdiği çok metin örneği var. Hemen aklıma geliverenlerden biri Lispector’ın Yıldızın Saati. Bir metafordur ama yazarın karakterinin gücüyle, yazarak değişimini düşünmeye zorlar bizi.

Yaşar Kemal “ben ‘angaje’, bağımlı bir yazarım, kendime ve söze ve insanın onuruna bağımlıyım” der. Siz angaje bir yazar mısınız?

AS: Yaşadığımız sürece bağlı olacağımız tek şey hayattır benim için. Her şeyiyle yalın bir insanlık hali, insan oluş serüveni. Halden hale geçişlerle hayat kadar büyük tek şey ölüm. Bu ikisinin arasında bu ikisine bağlı olmanın zoruyla yapıyoruz ne yapıyorsak. Hem zordan hem kendiliğinden.

Yazmak bir tutku mu, yaşama biçimi mi, yoksa bir başka şey mi sizin için? 

AS: Tutku, kader, yaşama biçimi… Bunlar bana tumturaklı sözler gibi geliyor. Yazıyor oluşu idealize ve romantize eden tutumlardan çok hoşlandığımı söyleyemem. Elimde Rosi Braidotti’nin Kadın-Oluş1 kitabı var. Yazma Tutkusu için şöyle demiş: Yazmak benim için politik ve entelektüel bir uğraştan da öte, içimden gelen bir jest, nefes alış verişimde bir değişiklik, kendinde bir amaç.” Bu “kendinde bir amaç” bölümünü özellikle çok yakın buldum kendi derdime. Yeryüzünde ve dünyada oluşu, buradaki yerimi, şeylerle ilişkimi kendime hatırlatma, kendi kendime kurma biçimim benim yazmak. Uyur uyanıklık arası o yerde bir başdönmesi gibi. Kesik kesik bir süreklilik.

Genel olarak hayatınızda, özel olarak da yazma eyleminizde hiç keşkeleriniz oldu mu? 

AS: Düz bir çizgi yalpalatır ve insan eksiğinden olan bir şey. Kusurlar, hatalarla kurar insan kendini. Keşke’de eyleşmeye hayat zaten izin vermez. O akıp giderken sen keşke’de durursan yaşamasız kalırsın. Hatalarım, yanlışların olmuştur ve olacaktır. Yüzleşerek ve onlara sahip çıkarak keşke’de durmamayı öğrendim hayattan.

1 Rosi Braidotti, Kadın-Oluş Cinsel Farkı Yeniden Düşünmek, Çev: E. Durmuş, Münevver Çelik, Otonom, İstanbul, 2019.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR