Ataerkil Düzenin İlk Feminist Eleştirisi: Peri Masalları
12 Kasım 2019 Edebiyat Kültür Sanat

Ataerkil Düzenin İlk Feminist Eleştirisi: Peri Masalları


Twitter'da Paylaş
0

İlk peri masalı yazarı kadınlar Grimm Kardeşler’in bizi inandırmaya çalıştığından çok daha köklü bir geçmişe sahip.  

Devrimlerin çoğu edebiyatta başlar, tıpkı masallarda olduğu gibi. İnsanların genel anlayışına göre masallar sözlü geleneklerle aktarılarak ateşin etrafında toplanan çocukların hayal dünyasını etkiledi. Ancak bu hikâye bir efsanedir. Masallar, on yedinci yüzyılda yaşamış olan, conteuse yani hikâye anlatıcıları olarak bilinen Fransız kadın yazarlar tarafından icat edildi. 

“Peri masalı” terimini yaratan isim Barones Marie Catherine d’Aulnoy’du ve ilk masalını 1690’da yazdığında ilham almak için çok uzaklara bakmak zorunda kalmadı. Peri kraliçesi Felicite muhteşem bir krallığa hükmeden ve âşığı Prens Adolph’u hediyelere ve sevgiye boğan, ancak şöhretin peşine düşünce terk edilen gerçek bir kahramandı. XIV. Louis’nin ülkeyi yönettiği yıllarda Fransız halkı muhafazakâr bir toplum hâline gelmişti. Tanınmış din adamları Versay'daki oyunların yasaklanmasını istiyordu ve kadınların yazdığı romanlar giderek artan bir eleştiri yağmuruna maruz kalıyordu. Marie Catherine d’Aulnoy’un yazdığı masalın ana teması görücü usulü evliliğe karşı çıkarak kahramanların kendi seçimlerini yapmasıydı. Bu dönemde kadınların hayatları fazlasıyla kısıtlanmıştı. On beş yaşında ailelerin bir araya gelmesi uğruna, onlardan çok daha yaşlı erkeklerle evleniyorlardı. Boşanma, çalışma ve miraslarını kontrol etme hakları yoktu. Kocalarının metres alma hakkı varken kadınların kocaları dışında herhangi biriyle görüşmesiyle ilgili dedikodunun yayılması, onların iki yıl boyunca manastırda cezalarını çekmesine neden oluyordu. İşte bu baskıcı on yedinci yüzyıl Fransası’nda masallar bir edebi tür olarak ortaya çıktı. 1697 yılından sonra D’Aulnoy, Kontes Henriette-Julie de Murat, Matmazel L’Héeritier ve Madam Charlotte-Rose de la Force’un edebiyat salonlarında sergilenen masalları derlendi ve yayımlandı. 

Paris’in en ünlü edebiyat dergisi La Mercure Galant bu yeni hikâyeler ve yazarları en son moda olarak tanımlandı. Masal türü, klasik mitoloji, ortaçağ romansları ve La Fontaine masalları ve feminist Fransız yazarların eserlerinden birçok öğe kullandı. D’Aulnoy ve meslektaşları, kadınların özgürlüğünü kısıtlayan geleneklerle dalga geçmek için parodi ve abartı kullandılar, diğer hikâyelere atıfta bulundular. Bütün yazarlık kariyeri boyunca D’Aulnoy’un eserlerindeki asıl tema görücü usulü evliliklerin eleştirisiydi. Kahramanları kendi kaderlerinin belirleyicisi olarak karşımıza çıkar. Karakterlerin büyük arayışı aşk olmaya devam eder, ancak bu aşkın içeriğini Barones’in eğlendirmeye bayıldığı kadın okurları belirler. Cinsiyet rolleri tersine çevrilir: Prenses prensin peşinden koşturur, ona abartılı iyiliklerde bulunur, muazzam hediyeler verir. D’Aulnoy’un “Mavi Kuş” adlı masalındaki beyaz atlı prens, özellikle bitmek bilmeyen enerjisi, saatlerce sürdürebildiği özenli konuşmaları ve prensesle arasındaki bağları güçlendirmeye kendini adamasıyla modern okurlara bile hitap eder. Ama yazar aynı zamanda saray aşkıyla dalga geçer. Cinderella’nın versiyonlarından biri olan “Finette Cendron” adlı masalında prens, hayatını tehlikeye atan aşk hastalığına tutulur: “O günden itibaren yemek yemeyi reddeder, görünüşü büyük bir değişim geçirdi. Yüzü ayva gibi sapsarı oldu, ince ve melankolik bir hâl aldı. Onu üç gün üç gece gözetenler âşık olduğu ve eğer çaresini bulmazlarsa öleceği sonucuna vardı.”

D’Aulnoy’un fantastik dünyalarını yaratırken taklit edebileceği biri yoktu. Küçük krallıklarına ataerkilliğin eleştirilerini ekledi. Krallar, babalar ve yöneticiler etkisiz, pasif ve mantıksızdı. Bu tarz masallar yazan kadın hikâye anlatıcıları günümüz masal kahramanlarının arketiplerini yarattı: Cinderella, Uyuyan Güzel ve Rapunzel. Zamanlarının çok satan yazarlarındandılar ve ünleri on sekizinci yüzyılda yayılmaya devam etti ve toplumun her kesimine ulaştı. Ancak masalları karmaşıktı ve bu masalların verdikleri derslerin anlamları belirsizdi. Ulaşmayı hedefledikleri okur kitlesi çocuklar değil, eğitimli yetişkinlerdi. Masallar novellalar gibi uzundu, içerilerinde karakter gelişimi, diyaloglar ve karmaşık olay örgüleri bulunuyordu. En ince detaya kadar işleniyordu ve belki bu onların çöküşünü hazırladı. 

On dokuzuncu yüzyılda Grimm Kardeşler halk hikâyeleri toplayıp basma projelerine başladı ve kadın hikâye anlatıcılarını özgün olmamakla, halkın sesini yansıtamamakla suçladı. Ancak Grimm’lerin masalların halklarla doğrusal bir ilişkiye sahip olduğu teorisi, akademisyenlerce eril bir bakış açısı olarak tanımlandı. Bu sahte inancı düzeltmemiz gerekiyor çünkü kadın yazarların masal türüne yaptıkları katkıları görmezden geliyor. 

Kadın masal yazarlarının unutulmuş hikâyelerinin ve tarihinin tekrar anlatılması gerekiyor. Onlar, okurlarını özgür bir hayat düşlemeye ve özgürce sevmeye davet etti.

Çeviren: Aslı İdil Kaynar

(Guardian)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR