Ayasofya’nın Sesi
27 Şubat 2020 Roman

Ayasofya’nın Sesi


Twitter'da Paylaş
0

“Bizans İmparatorluğu su ile evliydi. Antik Konstantinopolis, bir yanda Boğaz diğer yanda Marmara Denizi tarafından kucaklanıyordu. Kalbinde muhteşem Ayasofya bulunuyordu. Dışarıdaki denizin huzursuz sularının ışıltısına benzeyen bir ışıkla bazilikanın mermerleri ve altın mozaikleri parıldıyordu. Bu unsurların hepsi görsel: Parıltı, mermer…” diyor sanat tarihçisi Bissera Pentcheva. “İşin işitsel boyutları da var. Mermer ve altın yüzeyler sesleri uzatır ve azaltır.”

Ayasofya, Avrupa’nın en güçlü ekonomik, kültürel ve askeri güçlerinden biri olan, bin yıllık bir uygarlığın gücünü ve heybetini sergileyen bir yapıydı. Kiev Prensi Vladimir’in elçileri 10. yüzyılda prense şöyle yazdılar: “Gökte mi yoksa yeryüzünde mi olduğumuzu bilmiyorduk. Çünkü dünyada böyle bir ihtişam ya da güzellik yok ve onu nasıl tarif edebileceğimizi bilmiyoruz. Yalnızca, Tanrı’nın insanların arasında yaşadığı kanaatindeyiz ve buradakilerin törenleri diğer uygarlıklardan çok daha güzel. Bu güzelliği unutamayız.”

Oysa bugün bu güzelliğin büyük bir kısmı hafızalardan silindi. Mozaiklerin çoğu yok oldu. Elektrikli ışıklar, bir zamanlar ses ve nefesle dalgalanan mumun yerini aldı. Tütsü artık havayı donatmıyor. Bir zamanlar kubbeli odada söylenen antik ilahi (Ortaçağ dünyasında müziğin doğasını etkileyen bir ses) artık bir müze olan bazilikada artık duyulmuyor.

NPR, CCRMA’nın (Müzik ve Akustik Araştırmaları Merkezi) teknik çalışmalarını yürüten, sesin analizini yapan ve işlenmesini inceleyen Jonathan Abel ve Pentcheva’nın hikâyesini kısaca anlattı. Türk hükümeti binanın laik doğasını koruma konusunda o kadar hassastı ki bırakın şarkı kaydetmeyi, herhangi bir sesin kayıt altına alınması mümkün değildi. Tek çözüm Ayasofya’yı Stanford Üniversitesi’ne getirmekti. Bunu bir balın patlatarak ve Türk hükümetinin özel izni ile gerçekleştirdiler.

Ortaya çıkan müzik, bu dünyaya ait değil gibi. Pentcheva bin yıl önce birilerinin dinlediği bu müziği “İnsanlığın ötesinde iletişim kurmaya çalışıyor,” diye tanımlıyor. Abel’e göre, bunun nedeni binanın akustik enerjiyi süper yansıtması. “Ses yayılıyor, her bir nokta bir sonraki notaya akıyor ve konuşulanları daha az anlaşılır kılıyor.” Ayasofya’nın yeniden yaratılan alanında geçirilen on bir saniye son derece şaşırtıcıydı. Yankılanma o kadar yoğundu ki üç satırlık bir ilahinin söylenmesi üç dakikadan fazla sürüyor. 

Cappella Romana Genel Müdürü Park Powell, “Bu, şarkı söylendiğinde kelimelerin nasıl anlaşılacağı sorusunu doğuruyor,” diyor. Pentcheva kelimelerin böyle bir yerde anlaşılır olup olmayacağını merak etti. Belki de anlaşılması hedeflenmiyordu, kelime algısı terk edilip ses bütün süslerden arınıyordu. Bizans vatandaşları için bu, olağan bir mucizeydi. Şafak vakti binaya girebilmek için bazilikanın dışındaki avluyu dolduruyorlardı. 

(Stanford)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR