Aydın Ellerinde Ceren Gezerdi / Analar Al Yeşil Tuğra Bezerdi
19 Şubat 2018 Edebiyat Kültür Sanat Şiir

Aydın Ellerinde Ceren Gezerdi / Analar Al Yeşil Tuğra Bezerdi


Twitter'da Paylaş
0

Osmanlı’ya isyanın teorik önderi Bedreddin ise, pratiğe geçireni Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal’dir. Börklüce bu kıvılcımı ilk yakandır ve Karaburun ile Aydın ilk kıvılcımın parladığı coğrafyadır. Manisa’da mı? Torlak Kemal vardır ve Börklüce ne ise Torlak Kemal de odur.

Nâzım Hikmet’in Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin Destanı yarı şiir, yarı düzyazıdır. Destanda, Nâzım bir öykü anlatıyor ve aralarına dizeler serpiştiriyor ya da şiir yazıyor ve aralarında öykü anlatıyor. Şeyh Bedreddin 1358-1359 yılları arasında Edirne / Karaağaç’ta doğdu. Babası, Simavna kadısı ve kale komutanı olan İsrail, annesi Dimetoka Kalesi Rum Beyi’nin kızı olan ve sonradan Müslüman olan Melek Hatun’dur. Bedreddin’in torunu olan Hafız Halil’in yazdığı Menakıb-ı Şeyh Bedrettin’de, Bedreddin soyunu Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat’a dayandırır. Bedrettin’in ilk hocası babasıdır. Şahidi’den, Sarf, fıkıh ve Nahiv derslerini Mevlana Yusuf’tan almıştır. Bursa Kadısı Şeyh Mahmud, l. Beyezid eşliğinde Edirne’ye gelince, oğlu Musa Çelebi’den de astronomi ve matematik dersi alacaktır. Koca Efendi olarak da anılan Musa Efendinin babası da hocaları arasındadır. Başka hocaları da olmuştur. Abdülmü’min’in oğlu Müeyyed de hocaları arasında sayılabilir. Konya’daki hocası Mevlana Feyzullah’tır. Bedrettin’e mantık ve astronomi dersleri verir. Mevlana Feyzullah bir süre sonra, Semerkant’a giderek Uluğ Bey’in astronomi hocalığını yapmıştır. Bedreddin Kudüs’te İbn Aklan, Kahire’de Seyyid Şerif Mübarek Malik’ten de ders almıştır. Yine Kahire’de bulunduğu sürece dönemin ileri gelen bilim adamlarından ilahiyat, felsefe ve mantık dersleri alır. Mutasavvıf Hüseyin Ahlati’nin öğrencisiyken, şeyhinin izniyle Tebriz'e gider ve Timur’un huzurunda diğer bilim adamlarıyla birlikte yapılan tartışmada bilgisiyle diğerlerini susturunca ünü yayılır. Ahlati’nin ölümü üzerine vasiyeti gereği tekkenin şeyhi olur. 1403’te Kahire’den ayrılır ve Anadolu’ya gelir. Şeyh Bedreddin Anadolu’ya geldiğinde, Anadolu karışıklık içindeydi, fetret dönemini yaşamaktadır. Bu süreç Yıldırım Bayezid’in 1402’de Ankara Savaşı’nda Timur’a yenilerek tutsak olmasıyla ortaya çıkar. Osmanlı Sultanı Yıldırım Bayezid’in on iki şehzadesinden dördü; Süleyman Çelebi, İsa Çelebi, Musa Çelebi ve Mehmed Çelebi taht için kavgaya tutuşmuştur. Yıldırım Bayezid’in şehzadelerinden biri daha vardır, o bu taht kavgası içinde görünmese de önemlidir. Mustafa Çelebi, 1402’deki Ankara Savaşı’nda babası Yıldırım Bayezit’la birlikte esir düşerek, Timur tarafından Semerkant'a götürülür, kimi kaynaklar da savaş sırasında öldüğünü söyler. Mustafa Çelebi karışımıza daha sonra Düzmece Mustafa olarak çıkar. Yakalandığında Edirne’de kale burcundan sallandırılarak idam edilmesini kimi tarihçiler Mustafa Çelebi’nin düzmece değil, gerçek olduğuna bağlarlar.

Bilindiği gibi Osmanlı’da saltanat soylularının kanı akıtılmaz. Şeyh Bedreddin bu kargaşa sırasında Karaman, Germiyan, Aydın illerini dolaştı, onları Bâtini düşüncelerle tanıştırdı. Bu kentler Alevi / Bektaşi ağırlıklıydı. Börklüce Mustafa’yla Aydın’ın ilçesi olan Ortaklar yakınlarında tanışır. Düşüncelerini yayarak yolculuğuna devam eden Badreddin, Kütahya’ya giderken Domaniç dağlarında Torlaklarla karşılaştı, Torlaklar Şeyh Beddeddin’i şeyhleri olarak kabul ederler. Şeyh Badreddin’in Torlak Kemal’le karşılaşması böyledir. Şeyh Bedreddin bir yıl kadar Batı Anadolu’da kalır ve oradan Edirne’ye geçer. Edirne yolculuğu ailevi nedenlerledir, orada yaşamakta olan anne ve babasını görme amaçlıdır. Ailesinin yanındayken Musa Çelebi ile karşılaşır, Musa Çelebi bilgisine hayran olduğu Bedreddin’i Kazasker makamına getirir. Musa Çelebi dinler arası ayım yapmaksızın bütün halkları, Mehmet Çelebi toprak sahiplerinden yana bir tutum sergilemektedir. Şeyh Bedreddin’in, Musa Çelebi’nin tutumunu desteklemesi kendi düşüncelerine uygun görmesiyle açıklanabilir. Bedrettin’in Serez Çarşısı’nda yapraksız bir ağca asılarak sona eren öyküsü de Musa Çelebi’nin yenilgisi ile biçimlenecektir. Musa Çelebi’yi yenerek tahta geçen Mehmet Çelebi’nin ilk yaptığı Musa Çelebi’nin yanından olanların canlarını almak olur. Şeyh Bedreddin’i öldürmekten kaçınan Musa Çelebi, ondan kurtulmayı bin akçe maaş bağlayarak İznik’e sürgüne göndermekle bulur. Bedrettin bunu kabullenmeyecek, siyasal bir yeniden yapılanmayı gerçekleştirmek ve Mehmed Çelebi’ye karşı savaşmak için harekete geçecek ve Börklüce Mustafa’yı Aydın ve civarında propaganda yapması için görevlendirecektir. Börklüce Mustafa Aydın ve Karaburun’da binlerce yandaş toplamaya başlar. 1416’da İznik’ten uzaklaşır ve Kastamonu’da İsfendiyar Bey’e sığınır. Tatar ülkesine gitmeyi düşünür, başaramaz. Sinop’tan bir gemiye biner ve Rumeli’ye geçer. Zağra’da, Silistre’de, Dobruca’da, Deliorman’a gider. Buraya yerleşir. Artık isyandır ve isyanın içindedir.

Havada konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznü 

Çelebi Mehmed, on iki yaşındaki şehzadesi Murat ve Bayezit Paşa’nın emrine verdiği büyük bir kuvveti Bedrettin’in üzerine yürütür. Önce Börklüce Mustafa İzmir/Karaburun’da, ardından Torlak Kemal Manisa’da yenilir. Bedrettin esir düşer, yargılanır. Bedrettin’i yargılayan kurul, malı ve ailesine dokunulmamak koşuluyla Bedrettin’in idamına karar verir. Nâzım’ın dizeleriyle yazalım:

“Bedreddin / baktı kemerlerden dışarı. / Dışarıda güneş var. / Yeşermiş avluda bir ağacın dalları / Ve bir akarsuyla oyulmaktadır taşlar. / Bedreddin gülümsedi. / Aydınlandı içi gözlerinin, / Dedi: / – Mademki bu kere mağlubuz / netsek, neylesek zaid. / Gayrı uzatman sözü. / Mademki fetva bize aid / verin ki basak bağrımıza mührünüzü…”

Şeyh Bedrettin 1420’de Serez’de asılarak idam edilir. Serez’de gömülür, ölümünden yaklaşık beş yüz yıl sonra 1961’de kemikleri mezarından müritleri tarafından çıkarılır, çinko bir tabutla İstanbul’a getirilir ve Sultan II. Mahmut’un Divanyolu’ndaki türbesine yeniden gömülür. Nâzım bu sonu Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin Destanı'nda şu dizelerle dile getirir:

“Yağmur çiseliyor, / korkarak / yavaş sesle / bir ihanet konuşması gibi. // Yağmur çiseliyor, / beyaz ve çıplak mürted ayaklarının / ıslak ve karanlık toprağın üstünde koşması gibi. // Yağmur çiseliyor, / Serezin esnaf çarşısında, / bir bakırcı dükkânının karşısında / Bedreddinim bir ağaca asılı. // Yağmur çiseliyor. / Gecenin geç ve yıldızsız bir saatidir. / Ve yağmurda ıslanan / yapraksız bir dalda sallanan şeyhimin / çırılçıplak etidir. / Yağmur çiseliyor. / Serez çarşısı dilsiz, / Serez çarşısı kör. / Havada konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznü / Ve Serez çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü. // Yağmur çiseliyor” dizeleriyle verir.

Börklüce topladığı Bedreddin yandaşlarıyla Saruhan Beyliği’ni yenilgiye uğratacak kadar güçlüdür.

Börklüce Mustafa, Torlak Kemal’in adları Şeyh Bedreddin’den ayrı düşünülemez. Börklüce Mustafa’nın 14. yüzyılın ortası ile 15. yüzyılın başında yaşadığı biliniyor. Kesin doğum tarih yok. Ölüm tarihini biliyoruz ve kesindir. Aydın ve Karaburun’da etkili olduğu ve Bedrettin için köylü yardaş topladığı ortadadır. Bedrettin’in Kethüda’sıdır. Osmanlı’ya isyanın teorik önderi Bedreddin ise, pratiğe geçireni Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal’dir. Börklüce bu kıvılcımı ilk yakandır ve Karaburun ile Aydın ilk kıvılcımın parladığı coğrafyadır. Manisa’da mı? Torlak Kemal vardır ve Börklüce ne ise Torlak Kemal de odur. İki isyan lideri ve ilk kıvılcımı çakanlar onlardır. Nâzım ‘Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin Destanı’nda Dede Sultan olarak da bilinen Börklüce Mustafa’yı şu dizelerle anar:

“Duyduk ki Mustafa huruç eylemiş / Aydın elinde Karaburun’da. / Bedreddin’in kelâmını söylemiş / köylünün huzurunda”

Börklüce topladığı Bedreddin yandaşlarıyla Saruhan Beyliği’ni yenilgiye uğratacak kadar güçlüdür. Çelebi Mehmed isyanın büyümesinden korkmuştur ve Saruhan Beyliği’nin Börklüce Mustafa kuvvetlerine yenilgisinden sonra, oğlu Şehzade Murat’ı, Bayezıt Paşa’nın yanında Börklüce’nin üzerine güçlü bir ordu ile isyanı bastırmak üzere göndermiştir. Şahzade Murat on iki yaşındadır ve atın üzerinde çok küçük görünmektedir. Kanlı bir savaş olduğunu anlıyoruz, yenilirler. Börklüce Mustafa, çarmıha gerilir, deve sırtında Ayasuluk’ta –Selçuk–- gezdirilir. Yakalanan yandaşları, Börklüce Mustafa’nın gözleri önünde teker teker kafaları kesilerek öldürülür. Yine Nâzım’ın dizeleriyle izleyelim:

“Boynu vurulacak iki bin adam, / Mustafa ve çarmıhı / cellât, kütük ve satır / her şey hazır / her şey tamam. // Kızıl sırma işlemeli bir hâşâ / altın üzengiler / kır bir at / Atın üstünde kalın kaşlı bir çocuk / Amasya padişahı şehzade sultan Murat. / Ve yanında onun / bilmem kaçıncı tuğuna ettiğim Bayezit Paşa! // Satırı çaldı cellât. / Çıplak boyunlar yarıldı nar gibi, yeşil bir daldan düşen elmalar gibi / birbiri ardına düştü başlar. / Ve her baş düşerken yere / çarmıhından Mustafa / baktı son defa. / Ve her yere düşen başın / kılı depremedi: / -İriş / Dede Sultanım iriş! / dedi bir, / başka bir söz demedi.”

Börklüce Mustafa, toprağa düşen en son başı düşen müridini gördükten sonra asılarak öldürülür. Başı vücudundan ayrılır ve İznik’e götürülür.

Börklüce’nin başsız gövdesi yandaşlarınca alınarak şimdiki Aydın ili, Adnan Menderes Bulvarı’nın Güzelhisar Mahallesi’ne –o tarihte semtin bulunduğu yer Torlak olarak geçer– gömülür. Şimdi bu yerin üzerinde apartmanlar yükselmektedir.

Tasvîrü’lm Kulûb

Börklüce Mustafa’nın 1412’de yazdığı Tasvîrü’l Kulûb’ünün günümüze kadar gelebilmiş beş kopyası var. Kitaplardan biri İstanbul Topkapı Sarayı El Yazmaları bölümünde Yusuf Ağa Kütüphanesi’nde, ikincisi Manisa İl Halk Kütüphanesi, üçüncüsü Milli Kütüphanede, dördüncü kopyası Avusturya Dukalık Kütüphanesi’nde, beşincisi Vatikan Kütüphanesi Türkçe Yazmalar bölümündedir. Kitap üç bölümden oluşmaktadır. Börklüce Tasvîrü’l Kulûb’de Şeyh Bedreddin’in Varidat’ta yazdığı düşünceleri savunmakta, Batini görüşlerini Sunni görüşlerle örtüştürmeye çalışarak Kuran’daki süreler ve Peygamber’in hadisleriyle desteklemektedir. Kitap Sünni-Alevi/Bektaşi-Hurufi teolojisi üzerine kuruludur. Börklüce kitabında Batini görüşlere de yer vererek tapınmada müzik ve dansın da günah olmadığını yazmaktadır. Börklüce’nin yazdıklarından çok söyledikleri önemlidir Börklüce’nin başsız gövdesi yandaşlarınca alınarak şimdiki Aydın ili, Adnan Menderes Bulvarı’nın Güzelhisar Mahallesi’ne –o tarihte semtin bulunduğu yer Torlak olarak geçer– gömülür. Şimdi bu yerin üzerinde apartmanlar yükselmektedir. Börklüce’nin, Mehmet Çelebi’ye gönderilen başı da yine müritlerince ibret olsun diye gösterildiği İznik Konağı’ndan alınarak İznik-Bursa yolunda, Boyalıca köyü ile Karamürsel arasında bir yere gömülür. Selçuk Çarşısı’nda kesilen iki bin müridin başsız gövdeleri de hangi köye mensup iseler o köye, Yörükler de otağ kurdukları dağa götürülerek gömerler. Yazar Ethem Oruç, Ege’de Börklüce ve Bedreddin'de Aydın Karıncalı dağ ve Kuyucak / Karapınar Köyü / Çaşırlı Tepesi’ndeki Kesikbaşlar Mezarlığı’nın bunlardan biri olduğunu yazar. Yine Oruç’un savlarından biri Osmanlı İmparatorluğu’nun çatışmanın geçtiği yerlere Anadolu halkınca verilen Kanlıdere, Kızıldere, Kızılcapınar, Kanlıkavak, Kanlıkısık, Kanlıkaya, Kanlıdağ, Kanlıgöl, Kanlıazmak gibi kızıl ya da kanla başlayan yer adlarının Bedreddinilerin ayaklanmasını unutturmak, izlerini silmek için sonra değiştirildiğini ileri sürer.

Osmanlı, kanlı savaşların geçtiği İzmir / Karaburun’a kırk yıl boyunca yerleşim izni vermemiştir.

Peşrefli köyü’ndeki Kankıdere’nin Kozovası Savaşı sırasında ölen müritlerin kanlarıyla kızıl aktı söylenir. Peşrefli, Kozovası savaşında -Bu konuda iki ayrı sav ileri sürülür, bunlardan biri Börklüce’nin Karaburun’da yakalandığı, bir diğeri de Kozovası Savaşı sonrası yakalandığı savlarıdır- ölen Börklüce taraftarlarının gömüldüğü yirmi dönümlük bir mezarlığa ev sahipliği yapmaktadır. Mezarlıktaki taşların üzerinde kim olduğunu gösterir isim ya da işaret bulunmamaktadır. Adaküre / Beyköy / Kanlıdere çarpışmalarının geçtiği Bayrambolu –Beydağ– Beyköy’de iki kilometre boyunca akan kanların bir dere oluşturur. Daha sonra bu topraklar üzerine Kızıldere köyü kurulur. Erikli’deki çatışmalarda da dökülen kanlar, yörede göl olmamasına karşın kan gölü oluşturur. Aslına bakılırsa bu köy ve yöre isimleri çatışmanın ne denli çetin ve kanlı olduğunu anlatmaya yeter. Örnek olsun, Osmanlı, kanlı savaşların geçtiği İzmir / Karaburun’a kırk yıl boyunca yerleşim izni vermemiştir. Şeyh Bedreddin’in torunu Hafız Halil yazdığı ‘Menâkıbnâme”de Şeyh Bedreddin’in saltanat ya da peygamberlik savında olmadığını ancak hanedanlığın babadan oğula geçerek değil, yöneticilerin seçimle yönetime gelmelerini, devşirme sisteminden vazgeçilerek kul sistemine geçilmesi gibi var olan düzene karşı olduğu için öldürüldüğünü yazar. Aydın Ulu Cami’de Börklüce bir vaaz vermiştir ve bu vaazda, yârin yanağından gayrı her şeyin ortak olacağını söyler. Yine aynı gerekçelerle olmalı ki Aydınoğulları Beyliği döneminde yapılan ve bu söylemin açıkça şerefesinden halka duyurulduğu, şimdiki Aydın’ın Ramazanpaşa Camii ile hükümet konağı arasındaki Ulu Cami yıkılmıştır. Hafız Halil, başkaldırı düşüncesinin dedesi Şeyh Beddeddin’in değil, Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal’in olduğunu belirtir. Bunun doğruluğu tartışılır. Çünkü Börklüce’yi İzmir / Karaburun ve Aydın’a, Torlak Kemal’i de Manisa’ya gönderen Bedreddin’dir. Her ikisinin de Bedreddin’den böyle bir görev almadan isyanı başlatmaları düşünülemez. Bedreddin bir oldubitti ile karşılaşmamış, söylemini gerçekleştirebilmek için işaret fişeğini yakmıştır. Bedreddin “Ay ve Güneş herkesin lambasıdır. Hava herkesin havasıdır. Su herkesin suyudur. Peki ekmek niçin herkesin ekmeği değildir? / İnsanların bir kısmı, bir kısmına tapıyor, kimisi de altına, gümüşe, paraya, yiyecek içeceklere, yüceliklere, makam gibi övünülecek şeylere tapıyorlar. Ben gayrı zuhur ve huruç edeceğim. Toprak adamları ile toprağı fethe gideceğiz. Ve kuvveti ilmi sırrı, tevhidi gerçekleştirip biz milletlerin ve mezheplerin kanunlarını iptal edeceğiz” sözleri de bunu doğrulamaktadır.

Torlak Kemal’siz Bedreddin eksiktir

Şeyh Bedreddin denince iki müridinden söz etmeden geçmek olmaz. Bedrettin, Kemal ve Mustafa, üç kişidirler ve üç kişi birdirler. Ne yazık en az Torlak Kemal’den söz edilir. Hakkının yendiğini düşünüyorum. Manisa’dadır ve Börklüce ayaklanmasıyla aynı anda ayaklanmıştır. Osmanlı önce Börklüce üzerine yürür. Bunun gerekçesi Börklüce yandaşlarının Torlak Kemal yandaşlarından fazla olması olabilir. Önce en güçlü muhalefet bastırılmak istenilmiştir. Börkülce’den sonra kaçabilenler Torlak Kemal’e katılır, ne yazık Bayezid Paşa’ya bir kez daha yenilirler. Torlak Kemal asılarak idam edilir. Nerede ve ne zaman doğduğu bilgisi yok. Şeyh Bedreddin’in düşüncelerini en iyi anlaşan ikinci insandır. Osmanlı tarihçileri onu kötülemek için ellerinden geleni artlarına koymazlar, hakkında türlü iftira uydurulur. Yol kesen bir haydut olduğu da söylenir, Yahudi dönmesi olduğu da… Torlak Kemal’in yeterince yazılmamış olması eksikliktir. Araştırmacıların ve romancıların kollarını sıvamaları gerekmektedir. Torlak Kemal de hak ettiği ilgiyi görmeli, hakkında kitaplar yazılmalı. Sinan Kahyaoğlu Kazdağlarından Esintiler kitabında Tor kökenini eski Türklerde çadırın arkasında yatılan bölüm olarak tanımlar. Buranın kutsal sayıldığını söyler. Çadıra gelen yabancılar bu bölüme giremezler. Tör’e sahip olan toplumlara Törük adı verilir, Kahyaoğlu’na göre Türk adı da buradan türemiştir.

Bedreddin’in ortaklaşmacılığı içeren söylemi eşine az rastlanılır bir söylemdir. Nitekim kendisi de, “Benden önce kimse bunları söylemedi. Beni kara toprakta değil, hakikati anlamış insanların yüreklerinde arayın!” der.

Bir ağıt var, "Torlak Kemal Ağıtı" olarak geçiyor. Anonim olmalı, Bedreddiniler için yazılmış, her ne kadar Torlak Kemal Ağıtı diye geçse de okunduğunda Torlak Kemal için değil, Börklüce Mustafa için yazıldığı anlaşılıyor. Dizelerinde ‘İriş pirim iriş’, ‘İriş koç yiğidim’, ‘İriş Dede Sultan’, ‘Dedemin başına ferman kılındı, / bir seher vaktiydi kaddi alındı” deniliyor. Yazılanlardan Torlak Kemal’i değil Böklüce Mustafa’yı anlıyoruz. Yine de kayıtlara geçen biçimiyle Torlak Kemal Ağıtı olarak yazalım.

“Aydın ellerinde ceren gezerdi, / analar al yeşil tuğra bezerdi, / bacılar tuğraya sedef dizerdi, / sedef’in üstüne ayet yazardı // iriş pirim iriş, gör ki olanı, / kurtar muhannetten elde kalanı, / beşparmak üstünden bir bulut ağdı, / bulut değildi bir koca dağdı, // Alazlanıp gelen billâh çerağdı / rahmet çekildi, ok, cıda yağdı, / iriş koç yiğidim uğrular geldi, / uğrunun soluğu bağrımı deldi… // Kılıç üşüşürdü, beyi, sultanı, / atını koşturdu veziri, hanı, / biz de helal ettik bu kuşça canı, / and verdik yoluna, dökeriz kanı, // İriş dede sultan, kavgaya iriş, / imdi can günüdür, gazaya giriş… / Aydın’da ortaklar, Karaburun’da, / kılıç ceren oldu, oynuyor kında, // Bir elim harmanda, bir elim kanda, / kenara kurarız biz de yakında, / iriş koç yiğidim er meydanına, / sultanın ettiğin koma yanına… // Sultanoğlu, leşkerine başvurdu, / buyruğunu dört bir yana duyurdu, / kılıç çaldı, ana, bebe savurdu, / yalım esti her yanları kavurdu, // Vur yoldaş vuralım, kavga günüdür, / ahiri evveli, yine ölümlüdür… / Sultana paşadan muştu salındı, / leşker ortasında ziller çalındı, // Dedemin başına ferman kılındı, / bir seher vaktiydi kaddi alındı, / sesimi banlasam varabilmez. / Gayri benim yüzüm gülebilmez.”

Gerçek iktidar insanlar üzerinde değil, yürekler üzerinde kurulmalıdır

Bedreddin’in ortaklaşmacılığı içeren söylemi eşine az rastlanılır bir söylemdir. Nitekim kendisi de, “Benden önce kimse bunları söylemedi. Beni kara toprakta değil, hakikati anlamış insanların yüreklerinde arayın!” der. Aradan bunca zaman geçmiş olmasına karşın Bedreddin’in, Börklüce Mustafa’nın, Torlak Kemal’in ve yandaşlarının, özellikle de Nâzım Hikmet’in Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin Destanı’ndan sonra unutulmamaları yine Bedrettin’in şu sözü üzerine olmalıdır:

“Gerçek iktidar insanlar üzerinde değil, yürekler üzerinde kurulmalıdır.”


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR