Bağlanmanın İki Yüzü
22 Ocak 2019 Edebiyat Roman

Bağlanmanın İki Yüzü


Twitter'da Paylaş
0

Bağlar aileyle ilgili bir roman ama ‘aile romanı’ değil. Domenico Starnone, eşler, çocuklar, hayvanlar arasındaki ilişkilere, onlar arasındaki fiziksel ve psikolojik bağlara, bizi bir güvenlik şemsiyesine bağlayan bağların giderek yıpranmasına dair bir hikâye anlatıyor. Kısa, hızlı ama derin bir roman...

Domenico Starnone, 1943 yılında İtalya’nın Napoli kentinde dünyaya geldi. Lisede öğretmenlik yaptığı yıllarda karşılaştığı ilginç olaylara dair yazıları çeşitli gazete ve mizah dergilerinde yayınlandı. La scuola (yön: Daniele Luchetti) ve Denti (yön: Gabriele Salvatores) adlı filmler, aynı zamanda senaryo yazarlığı da yapan Starnone’nin eserlerinden uyarlandı. Via Gemito adlı romanı, 2001 yılında İtalya’nın en restijli edebiyat ödülü Premio Strega’ya layık görüldü.

Saçlara Düşünce Aklar

Bağlar romanı her biri kocanın sadakatsizliğinin ve ailesinin terkinin sonuçlarını farklı veçheleri ile ortaya koyan ve kendi başına da bütünlüğü olan üç bölüme ayrılmış. İlk bölümde isminin sonradan Vanda olduğunu öğreneceğimiz kadının kocası Aldo’ya yazdığı mektupları okuyacağız. Şöyle başlıyor Vanda’nın ilk mektupu: “Unuttuysan şayet, sana hatırlatayım muhterem beyefendi: Eşinim ben senin. Bir zamanlar bu hoşuna gidiyordu; şimdi ise, aniden seni rahatsız eder oldu, biliyorum. Görüştüğün o pek kültürlü insanların karşısında mahcup olmamak için beni yok sayıyorsun, biliyorum. Düzenli bir hayat sürmek, akşam yemeklerini evde yemek, canın kiminle isterse değil de benimle yatmak kendini salak gibi hissetmene neden oluyor, biliyorum...”

1974 yılında yazılan ilk mektuptan çiftin 12 yıldır evli olduklarını, 30’lu yaşlarını sürdürdüklerini, Napoli’de yaşadıklarını öğreniyoruz. Bir kız bir de erkek çocukları var. Adam az buçuk politikaya da karışmış bir akademisyen. Ve kadının acılı ses tonundan anladığımız kadarıyla adamın ihaneti söz konusu. Genç bir kadının çekimine kapılmış, evden ve ailesinden uzaklaşmış. Mektuplar ilerledikçe geriye dönüşün mümkün olmayacağı, Aldo’nun ihanete teşebbüs eden karısının ziyaretine bile gitmediği ortaya çıkıyor ki Aldo hakkında olumsuz yargılar vermemiz için yeterli oluyor. 

İkinci bölümde bambaşka bir zaman ve mekanda buluyoruz kendimizi. Aradan neredeyse 40 yıl geçmiş, anlatı zamanı 2014’e kadar gelmiş. Mekân ise Roma. Bu kez Aldo’nun bakış açısıyla izleyeceğiz olup bitenleri. Kedilerini artık yetişkin olan çocuklarına emanet ederek tatile çıkan yaşlı bir çifttir onlar. Kadın biraz aksi, adam sakin ve sessizdir. Eve döndüklerinde her yerin darmadağınık olduğunu gördüklerinde şaşkına dönerler. Üstelik kedileri dışında hiçbir şeyleri kayıp değildir. İlk şoku üzerlerinden attıktan sonra eşyaları toplamaya başlayan Aldo karısının yıllar önce yazdığı mektupları bulur. Aldo’nun hikâyesi işte bu andan sonra yavaş yavaş aydınlanacaktır. Geçmişin, aile hayatının, gençliğinde yaşadıklarının ve hiç unutamadığı genç kızın, o büyük aşkın enkazı ile boğuşmak zorundadır Aldo. İlk bölümdeki yargılarımızı yeniden gözden geçirmemizi gerektiren bir hesaplaşma... 

Ancak Aldo ya da Vanda hakkında bir hüküm vermek için acele etmeyin. Zira üçüncü bölümde konuşma sırası çocuklara geçecek ve her şeyi -baştan başlayarak- yeniden değerlendirmek zorunda kalacağız...

domenico starnone

Kısa, Hızlı ama Derin Roman

Bir evliliğin dağılmasını değil evlilikte uzlaşıya varılmasını, daha doğrusu bir uzlaşı için nelerin kazanılıp nelerin yitirildiğini tartışan Bağlar kısa, hızlı ama derin bir roman. 
Romanın İtalyanca ismi ayakkabı bağcıkları anlamına geliyor ki hikâye içinde bu ismi almasını hak eden kritik bir sahne var. Öte yandan bağcıktan çok öte ve çok daha sıkı bağlar söz konusu. Aile kavramının çok önemli sayıldığı kültürlerde bireyi özgürlükten alıkoyan bağlardan söz ediyor Starnone. İhanete uğramış bir evlilikten yola çıkarak evlilik krizini tartışmıyor, bireyin kendini gerçekleştirme hayallerini başarısızlığa uğratan evlilik kurumunu ayakta tutan bağların dinamiklerini sergiliyor; kocalara ve eşlere, babalara ve annelere, en önemlisi de çocuklara toplumun ürettiği rolleri... Aldo’nun evden uzaklaşması ya da Vanda’nın evliliği ayakta tutma mücadelesi üzerinden hayatın anlamı da sorgulanıyor. Sadece evlilik kurumuyla sınırlı kalmayan, cinselliği, aşkın ve cinselliğin öğretilmişliğini, kültürü, yaşlanmayı, arzuyu, kuşak çatışmasını, özgürlüğü, mutluluğu kapsayan bir anlam arayışı... 

İkinci bölüm açıldığında birlikte yaşlanmış iki insanın sakin biçimde sürdürdükleri bir evlilik çıkıyor kaşımıza. Eski defterler çoktan kapanmış, uzlaşıya varılmıştır. Bu noktada ister istemez sorular dolanır aklımızda. Aldo nasıl geriye döndü, neden döndü, gitme kararı ile aileyi yıkmayı göze alan Aldo geri dönmeyi seçtiğinde gerçekten karısını ve çocuğunu mu düşünmüştü, dönmeseydi hayatları nasıl sürecekti, bunca yılı mutlu geçirdiler mi ya da geldikleri noktadan memnunlar mı?.. Sorular çoğaltılabilir. Yanıt vermek yerine başlangıçta olumsuz bir kanaate vardığımız Aldo’nun bakış açısını ortaya koymuş yazar. Yani hikâyenin öteki tarafını. Böylelikle Aldo’yu özgür olmak ve yeni bir başlangıç yapmak kararına yönelten sürece dönüyoruz. Ortaya çıkan, yaşadığı çağdan, çağın düşüncelerinden etkilenen, evliliğin modası geçmiş ve kısıtlayıcı olduğuna inanan, biraz da genç yaşta kazandığı akademik başarılarla gurur okşanan bir adam portesi. Kendi başına mı vermiştir bu kararı. Kuşkusuz hayır. Ev hayatının monotonluğundan uzak bir ortamda karşısına çıkan genç, güzel, akıllı bir kadın çıkmıştır karşısına. Belki de asıl eleştirilmesi gereken evlilik kurumunun adama dışa açılma şansı verirken kadına ev işlerini yüklemesidir ki bu durum kadını giderek sönükleştirecektir adamın gözünde...

Bağlar’ın İtalya’da çok fazla ses getirmesinin önemli bir nedeni evlilik krizini yaratan erkeğin bakış açısını da yansıtması. Bu kurgusu nedeniyle Starnone’nin Bağlar’ı, Elena Ferrante’nin 2003’te yayımlanan romanı I Giorni Dell’abbandono - Terk Edilme Günü ile karşılaştırılıyor. Starnone’nin, gerçek kimliği hâlâ bilinmeyen Ferrante’nin terk edilmiş bir kadın bakış açısından yazdığı romanın sanki devamını kaleme almış olması, beraberinde Elena Ferrante’nin kimliğiyle ilgili spekülasyonları gündeme getirmiş. I Giorni Dell’abbandono, Türkçeye çevrilmediği için temalar üzerinden yorum yapma şansım yok ancak Ferranty’nin üç ciltlik Napoli hikayelerininden yola çıkarak aile dinamiklerinin benzerlik taşıdığını söyleyebilir.

Sona gelindiğinde, çocukların sahne alıp aileleri ve kendi mutsuzlukları hakkında konuştuklarında Aldo eğer bu bağlardan kutulabilseydi -her biri için- daha iyi bir hayatın mümkün olabileceğini düşünüyoruz. Ne var ki orta sınıftan, sıradan insanların belki de çok daha sert ve sorgulayıcı bir dille yazılabilecek hayatlarına anlayışla yaklamış Domenico Starnone. Onların geleneksel evliliklerini, ebeveynlik sorunlarını, sadakatsizliklerini, arzuların sönümlenişini ya da yeniden alevlenişini, acı karşısındaki tutumlarını, hastalık ve yaşlanma karşısındaki çaresizliklerini ekonomik ve ironik bir dille hikâyeleştirmiş...

Domenico Starnone, Bağlar, Çeviren: Meryem Mine Çilingiroğlu, Yüz Kitap, 2018, 144 s.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR