Barthes, Capa ve Bir Fotoğraf

Barthes, Capa ve Bir Fotoğraf


Twitter'da Paylaş
0

Asıl “yaralayıcı” ayrıntı belki de bastona dayanmış bir bedende ya da diğer hepsinin aksine yukarıya, umutsuz gökyüzüne bakmayan çocuğun gözlerinde değil, yazarın belirlediği anlamıyla, canlılığı apaçık olan bütün bu insanların aslında ölü olduklarını biliyor olmamızdadır.
Erhan Sunar

1

Roland Barthes, Camera Lucida kitabında, bir fotoğrafı okumanın sayısız yolunu kolay kolay karşı çıkılamayacak bir mantıkla iki ana unsura indirger ve paradoksal bir biçimde birbirine açılan bu unsurların birini (studium) daha çok aklın hizmetine koşarken, diğerini (punctum) daha duyusal bir boyutta algılamak gerektiğini ileri sürer. Studium, Barthes’a göre, fotoğraf izleyicisinin genel kültürüyle, bilgisiyle, toplumsal kodlarıyla, belki de kapsayıcı bir beğeni hissiyle içli dışlıyken, punctum bir anlamda tüm bunların unutulmasını varsayan daha kişisel bir yolla aslında ayrıntılara dönüktür. İlkinde görür, yorumlar, üzerine konuşuruz; diğerindeyse, yazarın kimi zaman “yara” sözcüğüyle açıklayacağı daha derin bir yolla fotoğrafı algılar, hisseder, onun bir parçası oluruz. Bunların arasındaki ilişki basit bir bağıntı meselesi değil, hemen her iyi fotoğrafta rastlantısal bir uyumla olsa bile kaçınılmazlaşabilen bir “birlikte olma sorunu”dur. [caption id="attachment_30324" align="aligncenter" width="800"] Robert Capa[/caption]

2

İspanya İç Savaşı, Cumhuriyetçiler için ağır yıkımlarla sürerken kendisi gibi gazeteci sevgilisi Gerda Taro’yla Madrid’in direnişini görüntüleyen Robert Capa, faşist birliklerin neredeyse “Guernica’nın provası” olacak bir zalimlikle bombaladıkları, tanklarla kovaladıkları, saklanacak bir yer bırakmadığı, yol kenarlarında açlıktan, bitkinlikten kıvranan insan kalabalıklarının göründüğü bu şehirden “heyecan verici” haberlerin gelmeyeceğini anlar ve onun aksi bir izlenim veren bir başka cepheye, Bilbao’ya geçer. Her ne kadar Franco birlikleri bu bölgede de kararlıca ilerleyip savunmasız Guernica’dan sonra şehre iyice sokulmuşlarsa da, bir yandan direniş sürerken öte yandan garip bir kader duygusuyla insanlar, özellikle de cephe gerisindeki kadınlar kum torbaları arasında oturup çene çalıyor, çocuklar hâlâ oyunlar oynayabiliyordur. Böyle bir sıradanlık ve savaşı kanıksamış olma hali, sirenler çalıp tehlike alarmı açıkça verildiğinde, herkes sığınaklara koşmak durumunda kaldığında bile henüz küçük, gündelik, umut barındıran bir şehre hâkim olan genel ruh halini kökten bir biçimde değiştirememektedir. İspanya’dan Paris’e geçtikten sonra bir daha sağ olarak göremeyeceği –Madrid’de kalan ve kısa bir süre sonra bir tankın altında kalarak ölen– Gerda’yla Bilbao’da cepheler arasındayken birçok fotoğraf çeker Capa ve hava saldırısı esnasında çekilmiş olan bir tanesinde savaşın ağırlığıyla olağanlığını aynı anda yakalamayı başarır.

3

Neredeyse belirgin bir şok etkisi yaratsalar da, herhangi bir punctum barındırmayan fotoğraflara örnek olarak, Barthes, basın fotoğraflarını gösterir. Bu türden fotoğraflar “bağırabilirler” ama “yaralayamazlar”; onlarla “ilgileniriz” ama aslında “âşık olmayız.” Bizleri etkilemeleri, tıpkı bütün dünyayla ilgilendiğimizde olduğu gibi, ancak genel bir ölçü içinde gerçekleşir… Kendini asla bir fotoğraf sanatçısı olarak tanımlamayan, birçok ülkede, sıcak cephede savaşı görüntülemiş Capa gibi bir fotomuhabirinin, en azından bu fotoğraf özelinde, Barthes’ın koyduğu anlamıyla bir “basın fotoğrafı” ürettiğini söyleyebilir miyiz? İspanya İç Savaşı’nın artık kayıtlardan da iyi bildiğimiz yönleri, hava saldırısına hazırlanan bu birkaç insanın duruşunu, görünümünü, birbirleriyle ilişkilerini ne ölçüde açıklar ve bunda Capa’nın kişisel dokunuşu, izleyiciye açtığı alan ne kadardır?

4

İki asli kavrama ek olarak, Barthes bir de adına “hava” diyeceği, çok daha öznel nitelikte başka bir fotografik unsur ileri sürer: En temelde, fotoğrafı çekilen kişilerin yüzlerine yansıyan bir tür yaşam değerinin, bunun manevi gizeminin etkisi olarak adlandırdığı ve yokluğunda fotoğrafın iyice anonimleşeceği bu unsur, fotoğraflara da, konusu olan kişilere de asıl hakikatini vermesiyle kendini belli eder. Hem “apaçık” hem de “kanıtlanamayan” çift yüzlü yönüyle bir fotoğrafın “hava”sı, onun anlatımını ve bakışını oluşturur. Yeniden Capa’nın fotoğrafına dönecek olursak, sığınaklara koşmadan önce hava akınlarını seyreden bir grup yetişkin insanın yüz ifadelerinin benzeştiğini, dolayısıyla aralarında kurulacak olan herhangi bir ilişkinin, yine Barthes’ın ileri sürdüğü anlamda bütün fotoğrafa yayılacak olan bir punctum’a ya da genel bir dokuya dönüşeceğini kolaylıkla söyleyebilir miyiz? Elini kaygısızca cebine koymuş birinin, hâlâ sigarası yanan bir diğerinin ya da dalgınlığa kapılmış gibi gökyüzünde olup bitenleri seyreden gerideki kadının sunduğu görünüm, onları fotoğrafın tarihsel ve toplumsal olarak kodlanmış sınırlarından bir anda dışarı taşırmaya yeter mi? Bunca iyi giyimli kişinin bir savaş tehlikesi altında olduğunu bir an için unutsak bile, fotoğrafa dair söyleyebileceğimiz en öznel (ya da Barthes’ın deyimiyle, “yaralayıcı”) şey ne olurdu? Bu fotoğrafın tam olarak hangi noktada bir parçası olabiliriz; bu mümkün müdür? [caption id="attachment_30322" align="aligncenter" width="800"] Roland Barthes[/caption]

5

Son olarak, Barthes’ın da özellikle tarihsel fotoğraflarda etkisini gördüğü bir başka unsur: Zaman. O ânın zamanı, bizim zamanımız ve fotoğrafın zamanı. Asıl “yaralayıcı” ayrıntı belki de bastona dayanmış bir bedende ya da diğer hepsinin aksine yukarıya, umutsuz gökyüzüne bakmayan çocuğun gözlerinde değil, yazarın belirlediği anlamıyla, canlılığı apaçık olan bütün bu insanların aslında ölü olduklarını biliyor olmamızdadır. Algımızı çapraşıklaştıran bu yeni unsur, Zaman, fotoğraftaki annesine öykünen giyimiyle, yüzünün ciddi ifadesiyle küçük kız çocuğunu ve ağızları açık birbirleriyle fısıldaşıyormuş gibi duran tüm o yetişkin kişileri aynı kaderin parçalarına çevirir: Fotoğrafın tamamına yayılacak bir ayrıntı öğesinden (punctum) bahsedeceksek, hepsini –küçük kız çocuğu dahil– bir arada tutan Zaman unsuru olabilirdi bu. Zaman biçime değil şiddete bağlıdır, der Barthes, ve iyi bir fotoğrafın zamansızlığını, bizi delip geçen yanını, bunun bilinciyle ilişkilendirir. Bu fotoğrafın özü, Capa’nın da saklamayacağı şekilde, acıyı ne vurgulayarak ne de estetize ederek belirgin kılmasında yatıyor gibidir: Onun etkileyici yanı, belki de dışa vurduğu acıyı bekleyiş hissindedir.

6

Barthes’tan biraz uzaklaşıp bir kıstas da kendimiz koyalım: Toplumsal bir olguyu –bu durumda bir savaş ortamını– gösteren bir fotoğrafta “güzellik” ölçütü ne olmalıdır? Böyle fotoğraflarda izleyicinin estetik bir haz peşine düşmesinin imkânı var mıdır? Capa’nın fotoğrafı her şeye karşın birçok savaş görüntüsüne kıyasla soğukkanlılığını koruduğu için, etik sınırları fazla bulandırmadan böyle bir imkânı hem sunuyor hem de kendi asıl hikâyesini unutturmamak istiyor gibidir. Dolayısıyla Barthes’ın başka bir yerde yazılı kaynaklar için “metnin hazzı” diye ileri sürdüğü o tuhaf tat, bu görsel örnekte tam bir saflık barındırmıyor da denebilir. Sebastiao Salgado gibi başka kimi fotoğrafçıların sıklıkla karşılaştığı “acıyı estetize etme” eleştirisi, diğer fotoğraflarını da düşündüğümüzde Capa’da pek söz konusu değildir: Sıcak savaş ortamında çektiğini, çoğunlukla sonradan tabettirmek için büyük zorluklar yaşadığını, hatta bir kısmını kaybettiğini bildiğimiz fotoğrafları üzerinde herhangi bir müdahalede pek bulunmadığını da hesaba katarsak, fotoğraflarının güzelliğini sorgularken hep bir kez daha düşünürüz: Bir mizansen karşı konulmaz bir biçimde güzel olabilir, ama bir “karar ânı” güzelliğini çoğunlukla kendini dayatmasından değil, hissettirmesinden alır. Böyle durumlarda güzellik koşullar, yetenek ve tanrısal bir uyumla içi içe doğacağından, aynı zamanda çekingendir. Capa’nın birçok fotoğrafında tarihe tanıklıkla sanatsal imkân arasında gidip gelmemiz, güzelliği fotoğrafçının durmadan aradığını değil, daha uysal bir ifadeyle, ancak keşfettiğini gösterir. Oluşum halinde bir güzellik, diyeceğim buna: Fotoğrafçıyla konusu arasına sızıverecek izleyicinin bakışını varsayan. Bu yüzden fotoğrafı İspanya İç Savaşı’na dair bilgi ve bilincimizin içinden de okumak zorundayızdır; diğer bir deyişle, güzellik, estetik haz veya bakış mutluluğu gibi etkenleri görüntüden soyutlamadan.

7

Sevgilisi Gerda’ya onun trajik ölümünden önce yakın olmanın bilinciyle bir cephe direnişinde çektiği son fotoğraflardan biri olarak, savaşın bunca içinde olmanın gerilimini yumuşatan havasıyla belki de Capa’nın hâlâ sürüp giden iyimser yanının en son belgelerinden biridir. Sonraki yaklaşık yirmi yıllık kısa ömrü boyunca başka ülkelerde başka çatışmaların kıyısında mesleğini sürdürse de, Gerda’nın yokluğunda fotoğrafçının dillere destan neşesinin azaldığı ve bunun belirgin bir acı payı yaratarak fotoğraflarına da yansıdığı söylenir. Vietnam’da bir arazi mayınına basarak ölümüne dek, Capa her nerede olursa olsun hep Gerda’nın, dolayısıyla aynı anda hayatın ve ölümün peşinden gidecektir.

8

Roland Barthes bütün ömrünü aynı evde beraber geçirdiği annesini, ölümünden sonra sanki ilk kez bütünüyle algıladığını söylediği bir fotoğraftan bahseder ve biz okurlara hiçbir anlam ifade etmeyeceğini düşünerek çoğaltma gereği duymadığı bu –kendisi için bir “yara” olan– fotoğrafa Kış Bahçesi ismini koyar. Annesini yaklaşık olarak beş yaşlarında gösteren bir fotoğraftır bu. Bizim için asıl yaralayıcı özünün ne olduğuna tam olarak karar veremediğimiz fotoğraflara, belki de tıpkı zihnimizde yaratıp tamamlamaya yazgılı olduğumuz Kış Bahçesi fotoğrafı gibi, bir an için gözlerimizi kapatarak yaklaşabiliriz; umarsızca bir ayrıntıdan diğerine geçerek değil. Bazı fotoğraflar bize değil, kendi iç dünyalarına seslenirler çünkü. Doğallıkları ve güzellikleri buradan kaynaklanır. Yukarıdaki fotoğraf: Hava Saldırı Esnasında Alarmla İnsanlar Sığınaklara Koşuyor, Bilbao.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR