Başbelası Kuantum: Son Durak Ölümsüz Bilinç (mi)?
22 Eylül 2018 Bilim Teknoloji

Başbelası Kuantum: Son Durak Ölümsüz Bilinç (mi)?


Twitter'da Paylaş
0

“Hiçlik kavramının ta kendisi evrenin ve dolayısı ile bizim varoluş sebebimizdir. Ayrıca fitili ateşleyecek bir çakmağa ihtiyaç yoktur.”

Kuantum belirsizliği, dolanıklık ilkesi, hologram bir dünya, sonsuz olası evrenler, karmaşık ve kaotik kuramlar, dudak uçuklatan sayılar ve olanaksız gözüken olasılıklar... Tüm bunlar zihninizi mi bulandırdı? Bilimin çıkmaz bir sokağa mı girdiğini düşünüyorsunuz? Tüm bunların başka bir açıklaması mı olmalı dersiniz? Yalnız değilsiniz…

“Kuantum fiziğinin anlamı 1930’larda keşfedildiğinden beri tartışılıyor, ama biz o zamandan beri bir arpa boyu bile yol alamadık. Herşeyin Kuramı (M Kuramı) ile yıllardır vaat edilenler, Sicim Kuramı’nın soyut matematiğinde sıkışmış kalmış, kanıtlanmamış ve kanıtlanamaz iddialar olarak kalmış durumda. Ama durum bundan daha da kötü. Düne kadar evrenin neyden yapıldığını bildiğimizi sanıyorduk; oysa şimdi ortaya çıkıyor ki evrenin % 96’sı karanlık madde ve karanlık enerjiden oluşuyor ve ne olduklarına dair hemen hemen hiç bir fikrimiz yok. Aslında daha fazla gözlemsel deneye ihtiyacımız olmasına karşın Modern Büyük Patlamayı (şişme kuramını) da kabul ettik. Ama öyle gözüküyor ki, bu da bize evrenin en büyük gizemlerinden biri olan, “Neden yaşam için hassas ayarlanmış bir evren var?” sorusuna yanıt veremiyor. Daha fazla veri edindikçe kuramlarımızın içinde boğuluyoruz.” (Biocentrism-Robert Lanza 2009 BenBella)

Biocentrism’in (Biyo-merkezcilik) kurucusu olan Robert Lanza, NY Times tarafından seçilen, yaşayan en değerli üç bilim insanı arasında yer alıyor. Lanza’nın kuramı ilk bakışta her ne kadar felsefi ya da metafizik bir düşünceye daha yakın gözüküyorsa da aslında tanımladığı tüm temel ilkeleri kuantum mekaniğine dayandırıyor. Evrenin gerçekliğinin bizim gözümüzü açıp açmamamıza bağlı olduğu sonucuna varan bu görüş –eğer kabul görürse– kuantumun bizi götürdüğü son durak olarak görünüyor. Biocentrism’in temel ilkelerini Lanza şu şekilde özetliyor:

kuantum

“Gerçek olarak algıladığımız şey bilincimizi içeren bir süreçtir. Bilinç olmadan ‘dış’ bir gerçeklik yoktur, çünkü uzay ve zaman mutlak gerçeklik olmaktan ziyade insan ve hayvan zihninin araçlarıdır. Dış ve iç algılarımız ayrılmaz bir biçimde iç içe geçmişlerdir. Bunlar madeni bir paranın iki yüzü gibidir ve birbirinden ayrılamaz. Atomaltı parçacıkların davranışında olduğu gibi tüm makro nesneler de ayrılmaz bir biçimde bir gözlemcinin varlığına bağlıdır. Bilinçli bir gözlemci olmaksızın, her şey belirlenmemiş bir haldeki olasılık dalgalarından ibarettir. Bilinç olmadan ‘madde’ belirlenemeyen bir olasılıkta yaşar. Bu bağlamda evrenin yapısı, yalnızca biyo-merkezcilik yoluyla açıklanabilir. Evrendeki bu hassas ayar, bilinç onu yarattığı sürece mantıklıdır. Uzay da zaman gibi bir nesne ya da şey değildir. O da algımızın bir başka formudur ve bilinç olmadan bağımsız bir gerçekliğe sahip değildir. Fiziksel olayların bulunduğu, hayattan bağımsız olarak meydana gelen, mutlak kendiliğinden var olan bir matris yoktur. Bizler uzayzamanı kaplumbağanın kabuğunu taşıdığı gibi bilincimizde taşırız.”

Lanza, kuantum mekaniğine hakim bir fizikçi olarak ilginç ve sıradışı bir yaklaşımla bakış açımızı değiştirse de, Biocentrism’i son yıllarda asıl popüler yapan kavram Lanza’nın bilincin asla yok olmayacağı yönündeki önermesi. Bu düşünce akla hemen ölümden sonra hayatın -geleneksel ve dini öğretilerin de anlattığı üzere bir şekilde- devam edeceği fikrini getirse de Lanza aslında böyle bir şeyden bahsetmiyor. Bilincin, kuantum yoluyla başka bir evrene geçmesi ve yeni bir yaşama başlama olasılığı üzerinde yoğunlaşıyor. Biocentrism, genel görünüşte tanımları ile, bir yaratıcıya varacak gibi görünse de Lanza’nın tüm kurgusunda Yaratıcı kavramından eser yok. Ama varoluş sebebini bir noktaya bağlama zorunluluğuna kendini hapsetmiş gözüküyor. Biocentrism, bilinç dediğimiz bir olgu üzerine inşa edilmiş ve bunun nerede yerleşik olduğuna ilişkin biyolojinin herhangi bir cevabı henüz yok. Nörobilim bu konuda yakın süreçte belli saptamalar yapmış gözükse de bilincin oluşum aşaması ile ilgili bilgimiz kocaman bir sıfır. Ve eğer bilinç diye bir şey yoksa -ki kozmolojik evrim süreci içerisinde gelişen temel savunma mekanizması gibi bir şey de olabilir- kuram tamamen çökmeye mahkûm.

kuantum

Biyolojide yaptığı çalışmaları ve özellikle klonlama üzerindeki başarısı göz önüne alındığında, Lanza şüphesiz günümüzün en değerli bilim insanları arasında yer alıyor. Fakat (bence) Biocentrism, evrenin işleyişini algılamamıza yardımcı olan bilimsel bir hipotezden ziyade, genel görelilik kuramı ile de kısmen çelişki içinde olan bir kavramdan ibaret görünüyor.

“Neden hiçbir şey olmayacağına bir şey var?” sorusuna illa ki bir yanıt verilmeli diyorsanız alacağınız en doğru yanıt “Sen sorasın diye!” dir. Bu ilk bakışta kaba, hatta alaycı bir yanıt gibi görünebilir ama kelimenin tam anlamıyla cuk diye oturan bir yanıttır. Neden burada olduğumuzu sorabileceğimiz bir evrenden başka bir evrende olmaya teşebbüs etseydik zaten fizik yasaları bunu sormamıza izin vermezdi!

Hiçlik kararsızdır! Evren kendini hiçlikten yaratabilir ve yaratmıştır da. Hiçlik kavramının ta kendisi evrenin ve dolayısı ile bizim varoluş sebebimizdir. Ayrıca fitili ateşleyecek bir çakmağa ihtiyaç yoktur. Maddenin ve ışınımın yoğunluğunda ortaya çıkan, daha sonra kütleçekime dayalı çarpışmalar sonucu galaksiler, yıldızlar, gezegenler ve insanların oluşmasına neden olan küçük dalgalanmaların ardında “şişme” varsa, o zaman net olarak hiçlik içindeki kuantum dalgalanmaları sayesinde bugün burada olduğumuzu söyleyebiliriz.

Einstein, kuantum mekaniğinin prensiplerinin karmaşık yapısı karşısında, doğa hakkında artık gerçekten bilmek istediği tek şey olduğunu söylemişti: “Tanrı’nın evrenin yaratılışı sırasında bir seçeneği olup olmadığını öğrenmek istiyorum.”

Bizler evrimsel olarak evren öncesi hiçlikten gelen kuantum dalgalanmalarının ürünleriyiz. Ama bu tanımdan rahatsız olduysanız arzu ederseniz şöyle de düşünebilirsiniz. Niels Bohr'un da öngördüğü üzere: “Tanrı gerçekten de zar atmış olabilir!”


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR