Başkalarının Acısına Bakmak ve 13 Çarpıcı Söz
13 Eylül 2017 Edebiyat Hayat İnsan Liste

Başkalarının Acısına Bakmak ve 13 Çarpıcı Söz


Twitter'da Paylaş
0

Susan Sontag hep muhalif ve asiydi. Romancı, öykücü, denemeci, senarist, yönetmen, insan hakları aktivisti ve savaş karşıtı provokatif bir entelektüeldi. Bir Amerikalı olarak Vietnam savaşı sırasında, Beyaz ırk insanlık tarihinin kanseridir, diyerek tepkisini ortaya koydu ve kendi bedenindeki kanserle uzun yıllar savaştı. Sinema, cinsellik, savaş, fotoğraf, pornografik edebiyat, faşist estetik, AIDS, kanser ve felsefe üzerine yazılar kalem aldı. Başkalarının Acısına Bakmak Susan Sontag’ın ölümünden bir yıl önce kaleme aldığı önemli eserlerinden biridir. Kitapta fotoğrafın işlevi sorgulanıyor. Bir fotoğraf, düşüncelerimizi değiştirir mi, bize farklı bir bakış açısı sunar mı? Kitap dokuz bölümden oluşuyor. İlki Londralı seçkin bir avukatın Virginia Woolf’a gönderdiği savaş fotoğrafları ve sorduğu, “Sizce savaşı nasıl önleriz?” sorusuna Woolf’un yazdığı cevap üzerine. Kadınların ve erkeklerin savaşı farklı değerlendirdiğini düşünüyor Woolf ve, "Aynı fotoğraflara baktığımızda aynı duyguları hissedip hissetmediğimiz konusu üzerinde duralım," diyor. Fotoğraflar savaş zamanlarında tarafların öç duygularını harekete geçiren ve kişinin sağlıklı düşünmesini engelleyen birer propaganda aracı olarak kullanılıyor. Savaş fotoğrafları kişinin ideolojik bakış açısını nadiren aşabiliyor. İsrail askerlerince çatışmada öldürülen bir Filistinlinin basına yansıyan fotoğrafı İsraillilerce terörist ve ölümü hak eden bir cani olarak görülürken aynı fotoğraf bir Filistinli için halkına kendini feda eden bir vatansever, bir kahraman olarak görülüyor. İdeolojik bakış açısını aşarak tarafsız bir gözle bakarsak, ölen kişinin bir ailesi olduğundan hareketle onu bu kötü sona hazırlayan şartlar üzerinden değerlendirerek anlamayabiliriz. Hiçbir ideoloji ölümü haklı kılmaz. Suriyeli mülteci Alan Kurdi’nin kıyıya vuran cesedi, acı bir fotoğraf karesi olarak hafızamıza kazınmıştır. Bu fotoğraf bize savaşı, göçü, vahşeti ve savaşın perde arkasını anlatır. Fotoğraf gerçeği işaret eder ama tamamını göstermez, diyor Sontag. Bazen bir fotoğraf her şeyi değiştirebilir, çok şey anlatabilir. Alan Kurdi’nin fotoğrafı savaşların korkunç yüzünü gösteriyor. Sontag kitabın bir başka bölümünde vicdani retçi Ernst Friedrich’in Savaşa Karşı Savaş kitabındaki fotoğraflara değiniyor ve fotoğrafın iki önemli etkisine, ilki insanı uyarması, ikincisi ise hissizleştirmesine değiniyor. 2003 Frankfurt Barış Ödülü’ne değer görülen Sontag, “Edebiyat, özgürlüğün ta kendisidir!” diyor ve kitabın sonunda yer alan ödül törenindeki konuşmasında soruyor: "Bizden ya da bizden olmayanlara karşı bir sempati besleyemezsek nasıl insanlar oluruz? En azından bazı anlarda kendimizi unutmayı başaramazsak nasıl insanlar oluruz? Yaşadıklarımızdan ders çıkarmayı bilemezsek nasıl insanlar oluruz? Ya affetmeyi bilmezsek? O zaman olduğumuzdan başka bir şey haline gelmez miyiz?" Yazar, barış yapmanın unutmak olduğunu savunuyor. Oysa öç duygusunun yıkıcı, kavganın yaralayıcı olduğunu içselleştirirsek hatırlamak vahşetin tekrarlanmasını engeller. Uzlaşmak için hafızanın kusurlu ve sınırlı olmasına gerek olmadığını da söyleyebiliriz.

Ve Susan Sontag'dan 13 Çarpıcı Alıntı

1 Başka bir ülkede meydana gelen felaketlerin seyircisi olmak, gazeteciler diye bilinen profesyonel, uzman turistlerin bir buçuk asrı aşkın sürelik maceralarında gittikçe katlanan birikimleriyle doğrudan ilintili olan, esaslı bir modern deneyimdir. Öyle ki artık savaşlar hepimizin oturma odalarında sükûnet içinde seyredilip dinlenen görüntü ve seslere dönüşmüş durumdadır. Bunun beraberinde getirdiği olgulardan biri, başka bir yerde gelişen olaylar hakkındaki enformasyonun (ki bu enformasyonun adına 'haberler' denmektedir aslan payının her zaman çatışma ve şiddet görüntülerine ait olduğudur. Tabloid gazetelerin ve 24 saat manşet patlatan haber programlarının baş tacı ettikleri düstur şudur: 'Kan varsa, iş yapar.' İlginçtir, her türlü sefaletin görüş alanımıza girmesinden itibaren, bu manzaralara vereceğimiz tepkiler de şefkat duyma, hiddete kapılma, için için sevinme ya da onaylama arasında gidip gelmektedir.

2 Günümüzde savaşlara son verilebileceğine kim inanır? Hiç kimse, hatta barış için mücadele edenler bile inanmazlar buna. Bizim bütün umudumuz (ki şimdiye değin boşa çıkmış bir umuttur bu, soykırımı durdurma, savaş yasalarını (savaşan tarafın uyması gereken ‘savaş yasaları’ diye bir şey vardır çünkü ayaklar altına alıp çiğneyenleri adalet önüne çıkarma ve patlak vermesi muhtemel başka silahlı çatışmalar için görüşmelere dayalı alternatiflerin denenmesi için baskı yaparak bazı savaşları önleyebilme ihtimalinde yatmaktadır. 

“Eddie Adams’ın Şubat 1968’de çektiği, Güney Vietnam Polis teşkilatının şefi Tuğgeneral Nguyen Ngoc Loan’ın Saygon’daki bir sokakta, Vietkong’lu bir zanlıyı başından vurarak öldürdüğü anı gösteren resmin işaret ettiği gerçeklik konusunda hiçbir kuşku duyulmaz. Yine de bu elleri arkasından bağlı haldeki esiri önüne katmış, gazetecilerin toplandığı sokağa götüren General Loan tarafından kasten tasarlanmış bir sahneydi; eğer o âna tanıklık edecek hiç kimse olmayacağını bilseydi, general o infazı hemen oracıkta, hem de tetiği kendisi çekerek gerçekleştirmeye muhtemelen gerek görmezdi.” S. Sontag

3 Savaş yırtar, savaş parçalar. Savaş iç deşer, savaş bağırsakları söküp boşaltır. Savaş, teni yakıp kavurur. Savaş, organları bedenden koparır. Savaş, yıkıp yok eder. Ve savaş, insan türünün doğasından gelir.

4 Aslında modern hayatın (belirli bir mesafeden, fotoğraflar aracılığıyla başkalarının acısına bakmak açısından sunduğu sayısız fırsatın çok çeşitli yararları vardır. Bir vahşeti resimleyen görüntüler kolaylıkla birbirine zıt tepkiler uyandırabilir. Bu bir barış çağrısı olabilir. Veya bir öç çığlığı olabilir. Ya da sadece, fotoğrafik bilgilerin sürekli belleğe atılıp üst üste yığılması sonucunda, yaşanan korkunç şeylere dair bir kafa karışıklığı yaratabilir.

5 Hannah Arendt’in İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminden hemen sonra işaret ettiği gibi, temerküz kamplarıyla ilgili bütün fotoğraflar ve bütün haber filmleri yanıltıcıdır, çünkü onlar sadece Müttefik kuvvetlerin kampları ele geçirdiği zamanki hallerini göstermektedirler. Görüntüleri (üst üste yığılmış cesetler, sadece iskelet kalmış ölüler dayanılmaz kılan şey, asıl işlevini gördüğü sırada esirlerin sistematik biçimde (açlıktan ya da hastalıktan değil, gazla ortadan kaldırıldığı, sonra da krematoryumda yakıldığı kampların tipik halini yansıtmamaktadır.

6 Çekici bir bedenin zedelenmesi, parçalanması yada bozulmasını sergileyen bütün görüntüler –belli bir dereceye kadar- pornografiktir. Fakat tiksindirici görüntüler de pekala akıl çelici olabilir. Tüyler ürpertici bir araba kazasının yanında, akıp giden bir otoyol trafiğini yavaşlatan etkenin sadece merak olmadığını herkes bilir. Birçok insan için, ıstırap verici bir şey görme isteğinin çekiciliği de aynı derecede kuvvetli bir etkendir. Böylesi istekleri marazi diye adlandırmak ender rastlanan bir sapkınlık eğilimini akla getirmekte (gerçi böyle manzaraları çekici bulanların sayısı da oldukça fazladır ve insanın içini sürekli ezen bir etki yapmaktadır.

7 Bir cehennemi göstermek, elbette, insanların o cehennemden nasıl çıkarıldığı, cehennem ateşinin nasıl söndürüleceği konusunda herhangi bir şey anlatmaz bize. Yine de, başkalarıyla paylaştığımız şu dünyada, bazı insanların, insanların kötücüllüğü ve sapkın yanlarının ne denli ıstıraplara yol açtığını bilmesi ve bu konuda görüşlerini derinleştirmesi kendi içinde hâlâ olumludur. Ahlaksızca davranışlarla her karşılaşışında sürekli serseme dönen, insanların başka insanlara karşı nasıl dehşet verici derecede zalimleşebileceğinin fiili kanıtlarıyla her yüz yüze gelişinde hayal kırıklığına uğramaya (hatta, gördüklerinden kuşku duymaya devam eden birisi, ahlaki ya da psikolojik açıdan yetişkinliğe varmış değildir.

8 Bırakın vahşet resimleri hayalet gibi etrafımızda dolansınlar. Onlar yalnızca basit araçlar olsalar ve işaret ettikleri gerçekliğin büyük kısmını kapsamaları mümkün olmasa bile, hâlâ hayati bir işlevi yerine getirmektedirler. O görüntüler bize şunu söyler: İşte bu, insanların şevkle, kendilerini haklı ve üstün görerek yapabilecekleri, yapmaya gönüllü olabileceklerin şeyin resmidir. Bunu unutmayın.

9 Ve bazı insanların çektikleri acılar, belirli bir izleyici kitlesine (acıların, belli bir hedef kitlesinin olduğunun kabullenilmesi gereken bir düşünce olduğunu göz önünde tutacak olursak) başkalarının acılarından çok daha ilginç gelmektedir. Savaşlar hakkındaki haberlerin günümüzde dünyanın istisnasız her tarafına yayılması, bizden çok uzakta yaşayan insanların acıları üzerinde düşünme yeteneğimizin dikkat çekici derecede arttığı anlamına gelmez tabii.

10 Bizim, savaşın neye benzediğini gerçekten tasavvur etmemiz mümkün değildir. Biz savaşın ne kadar korkunç, ne kadar dehşetengiz bir şey olduğunu –ve ne kadar ‘normal’ hale geldiğini –tahayyül edemeyiz. Biz anlayamayız, tahayyül edemeyiz. Fakat, bir süre ateş altında kalmış ve yanı başında başkaları vurulup düşerken ölümün pençesinden kurtulmuş her talihli askerin (her talihli gazeteci, yardım kuruluşu görevlisi ve bağımsız gözlemcinin değişmez duygularla hissettiği şey budur. Ve haklı olan onlardır.

11 Bazılarında da (fotoğraflarda, bir ağaçta sallanan çıplak, işkence edildikten sonra yakılarak kömür haline getirilmiş bir cesedin yanında sırıtan suratlarıyla kameraya poz vermiş) her pazar kiliseye gitmeyi aksatmayan dindar yurttaşları görürsünüz. Bir bakıma, bu resimlerin sergilenmesi de bizi seyirci konumuna getirmektedir.  

12 Linç resimleri bize insanın alçak yüzünü tüm çıplaklığıyla gösterirler. Aynı zamanda, zalim, insanlık dışı yanını gözler önüne sererler. Linç resimleri bizi, ırkçılığın müsebbibi olduğu kötülüklerin kapsamı hakkında düşünmeye zorlarlar. İşte, o görüntüleri fotoğraflamanın utanmazlığında, insanın bu içsel kötülüğünü yakalayabilirsiniz. 13 Başkalarına çektirilen ve bizim görüntüler şeklinde izlediğimiz, acılarla kurduğumuz düşsel yakınlık, uzaklarda ıstırap çeken insanlarla ayrıcalıklı izleyiciler arasında düpedüz gerçek dışı bir bağ olduğunu düşündürür ve bu bağ iktidarla ilişkimizi düzenleyen gizemlerdendir. Ne kadar acı duyarsak o acılara yol açan gelişmelerde bir suçumuz olmadığı hissine kapılmamız o kadar kolaylaşır. Sempatimiz acizliğimizin yanı sıra masumiyetimizin de ilanıdır.

Susan Sontag, Başkalarının Acısına Bakmak, Çeviren: Osman Akınhay, Agora Kitaplığı


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR