Batılı Anlamda Roman
9 Temmuz 2017 Edebiyat Kültür Sanat Roman

Batılı Anlamda Roman


Twitter'da Paylaş
2

Olay örgüsünü bir yazınsal biçim olarak yaratmaya neden olan toplumsal ilişkiler dizgesi ve toplumsal hayatın sürekli değişmeye, kendini aşmaya zorlayan doğası, romanı roman yapmıştır.
Semih Gümüş
Romanın biçimini içeriğin akıntısına kapılmaktan kurtarmak için bazen iyi yüzme bilenlerin suya atlaması gerekir. Hep her şeyin önüne koyduğu yaratıcılığının izinden gitmeye çalışmasına karşın, hayat edebiyatı kendi gereksinimlerine karşılık vermeye zorlar. Roman da nerede yaşıyorsa, o kültüre uygun biçimler alarak toprağına kök salar, suyunu ondan alır. Batı’da yazılanla bizde yazılan roman arasındaki ayrımların üstünde pek durulmadı. Eskiler de derdi: romanın ölçütü dünya edebiyatıdır, bizde yazılan değil. Edebiyatın yerelliği, yaşadığı kültürden kendiliğinden girer içine, yoksa yerelliği öne çıkarmak gerici bir tutum olur. Açıkça kabul edilen doğru ölçütler bazen gizlice yadsınabilir. Latife Tekin, birlikte yaptıkları bir söyleşide Hasan Ali Toptaş’a, Biz Batılı anlamda roman yazmıyoruz, diyordu. Yazmalı mıyız o ayrı, diye ekliyor ve bizde yazılanları şöyle tanımlıyor: “Romanı andırıyorlar ama o kurguyu, olması gereken dramatik dönüşümleri aradığımda hayır, ben hâlâ ritmik dil kullandığımızı düşünüyorum.” Doğrusu, bizde bir romancının uzun yıllardan beri Latife Tekin’in bu yargısındaki kadar önemli bir saptama yaptığını görmedim. Bunu önceleyen bir yaklaşımı Tolstoy’da okumuştum. Tolstoy da Savaş Barış’ı daha tamamlamadan, dergide yayımladığı bölüm için yazdığı “Önsöz Taslağı”nda, yazdığı eserin her şeyden çok romana ya da kısa romana benzediğini ama roman olmadığını belirtiyor. Batılılar gibi olaylara, olay örgüsüne, yani bir kurguya dayalı, hikâyesini içinde yaşayan kişilerin geliştirdiği bir roman yazmadığını, nedenlerini belirterek açıklıyor. Latife Tekin’in yargısıyla Tolstoy’unki, aynı düzeyi belirten bir düşüncenin zamanın ötesine geçen iki yüzü. Bana kalırsa çok önemli ve yazılanı çok iyi anlatan düşünceler. Romanın ilk biçimleriyle geleneksel anlatıların, destanların, halk hikâyelerinin biçimi birbirine benzer. Don Quijote sözünü ettiğimiz anlamda bir Batılı roman değildir daha. Don Quijote’nin kendisi de neden sonra Batı’da romanın aldığı biçimin öne çıkardığı kurmaca kahramanlar gibi değildir. Fredric Jameson da, “Don Quijote, hiç de bir karakter değildir aslında,” diyor, “daha ziyade, Cervantes’e kitabını yazma olanağını veren düzenleyici bir aygıttır ve farklı türden birtakım anekdotları tek bir biçim içinde tutan bir ip işlevi görür.” Binbir Gece Masalları ve kahramanı Şehrazad gibi. Ve önce Robinson Crusoe (1719), sonra Tom Jones’a (1749) kadar roman böyle yazıldı. Olay örgüsü, romanın içinde değişen hikâye, kurmaca kişilerin yarattığı gerilim ve merkezinde bulunan sorunuyla Batılı anlamda roman, ayırt edilebilir bir tür olarak ortaya çıktı. Demek ki olay örgüsünü bir yazınsal biçim olarak yaratmaya neden olan toplumsal ilişkiler dizgesi ve toplumsal hayatın sürekli değişmeye, kendini aşmaya zorlayan doğası, romanı roman yapmıştır. O sırada Doğu toplumlarında olmayan bir nesnelliğe dayanarak. Fredric Jameson, “Demek ki olay örgüsüz yapıt,” diyor, “anlatı diliyle yazılmış bir tür bulmaca gibi, olaylar ya da hiyerogliflerle yazılmış ve ilkel mitleri ya da masalları andıran tuhaf bir tür kod gibi durur karşımızda.” Olay örgüsü yoksa, yaşayan değil anlatılan ya da aktarılan bir hikâye vardır. Geleneksel anlatılara göbekten bağlı, tutku ve coşkuyla, masalların büyüsüyle yazılan bir anlatı biçimi. İnsanın toplumun herhangi bir parçası olduğu, yani bireyliğini kazanamadığı, kendine özgü bir kişilik ve kimlik edinemediği yerde, anlatıların içinde beliren kurmaca kişiler de kendi hayatlarını yaşamak yerine, hayatları anlatıcılar tarafından aktarılan kişiler olarak kalır. Başlangıçta böyleydi. Sonra hayat ve edebiyat değişince, kurmaca biçimleri de değişti, kişiler kendi yazgılarını ellerine almaya başladı. Bizim romanımız bu değişim sürecinde nerede durdu, yeterince tartışılmadı.

Twitter'da Paylaş
2

YORUMLAR


DİLEK KARAASLAN
Bizi Hamal okurluktan kurtarıp kendimiz/ amacımız i için gerekli ve faydalı olana yönlendirdiğiniz, Batı'lı anlamda okuma, anlama ve eleştirebilme yeteneğini kazandırdığınız, zihnimizi karışıklıktan ve arabeskten kurtardığınız için size ne kadar teşekkür etsek azdır hocam.
9:13 AM
DİLEK KARAASLAN
Bizi Hamal okurluktan kurtarıp kendimiz/ amacımız i için gerekli ve faydalı olana yönlendirdiğiniz, Batı'lı anlamda okuma, anlama ve eleştirebilme yeteneğini kazandırdığınız, zihnimizi karışıklıktan ve arabeskten kurtardığınız için size ne kadar teşekkür etsek azdır hocam.
9:13 AM

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR