10 Aralık 2018 Edebiyat

Bay Meursault Artık Neden Kahramanım Değil?


Twitter'da Paylaş
0

Ne olmuştu, zaman tıpkı kız arkadaşının Bay Meursault’a baktığı gibi bakmamı mı sağlamıştı?

“Sizden bu adamın başını istiyorum ve bunu gönül rahatlığıyla istiyorum. Zira hayli uzun olan meslek hayatımda, ölüm cezası istediğim çok olmuştur, ne var ki bu acı görevin, hiçbir zaman, bugün olduğu kadar kutsal ve kesin bir gerekliliğin bilinciyle ve canavarca bir ifade okumakta olduğum bu insan çehresi karşısında duyduğum dehşetle karşılığını bulmuş olduğunu hissetmiş değilim.”

Yirmi yıl kadar önce Albert Camus’un Yabancı’sını ilk defa okuduğumda, kelimenin tam anlamıyla sarsılmıştım, hatta dehşete düşmüştüm. Benim gibi taşrada yaşayan bir ergenin belki de asla bu kadarını hayal edemeyeceği kadar “hayatı umursamaz” bir kişiyi okumuş, tanımıştım. İçinde yaşadığım taşra, çevremdeki insanlar omuzlarımda her zaman ağır bir yük bırakmışlardır hissini veriyorlardı. Taşra ruhumu daraltıyordu ama elimden gelen bir şey yoktu, tüm baskıları olduğu gibi kabul ediyordum. Bay Meursault, kız arkadaşının da dediği gibi “tuhaf” biriydi, ama benim için tuhaftan kesinlikle çok daha fazlasıydı. Yıllardır çevremdekiler umursamazlığımla yakınıp dururlar, umursamazlığımın kökeninin ta o zamanlara dayandığını iddia etsem muhtemelen gerçeği söylemiş olacağım. Bay Meursault benim kahramanım olmuştu, kıyamet kopsa bile, artık beni ilgilendirmiyordu.

Şu bir gerçek ki her hikâye kendi zamanının ruhunu yansıtır, Yabancı da Dünya savaşını yaşayan ya da yaşamış insanların bıkkınlığını, hayatı umursamazlığını yansıtıyordu. Bugün Yabancı’yı okuduğumda yine, Bay Meursault’un beni rahatsız ettiğini fark ettim. Bir zamanlar benim kahramanım olan kişi artık kahramanım değildi, belki “tuhaf” diyebileceğim biriydi. Ne olmuştu, zaman tıpkı kız arkadaşının Bay Meursault’a baktığı gibi bakmamı mı sağlamıştı? Ya da bir zamanlar her şeye karşı çıkan bir ergenken bugün sahip olduğum değerleri korumaya çalışan bir genelekçiye mi dönüşmüştüm, tıpkı taşra da karşımda gördüğüm o orta yaşlı ya da ihtiyar kişilerin benzerlerine? Hayat tuhaf diyebileceğimiz kadar karmaşık mı ya da tıpkı Bay Meursault’nun da dediği gibi, “insanın hiçbir zaman hayatını değiştirmediğini, her hayatın birbirine benzediğini” mi çıkarmalıyım bundan? Ama kesin olan bir şey varsa o da Bay Meursault’nun artık kahramanım olmadığı gerçeğiydi.

yabancı camus

Peki, savcı neden ısrarla Bay Meursault’un başını istiyordu? Bir insanın vücuduna beş mermi sıkması onu suçlu yapar, katil yapar, ama kesinlikle canavar yapmaz? Zira cinayetler bugün olduğu gibi o günlerde de fazlasıyla olağan, demiyorum belki, olan şeylerdi, hatta belki bugünlere nazaran daha da fazlaydı, hem de çok daha iç acıtan yöntemlerle. Manen bir anneyi öldürmesi miydi, evet bu onu bir nebze de olsa canavar yapmaya yaklaştırabilir, ama kesinlikle yeterli değil.

Sahiden de Bay Meursault umursamaz biri miydi? Hiçbir şeyi kafaya takmayan umursamazın teki miydi?

O gün, ergen ben için belki, ama bugün kesinlikle böyle görmüyorum. Bay Meursault ölüm ve yaşamın birlikteliğini o kadar özümsemişti ki artık hiçbir şey canını acıtmıyordu, en azından bizim canımızı acıtan şeyler artık ona işlemiyordu. İnsanlar pişman olduğunu ondan duymayı diliyordu, ama ağzından “pişmanım” lafı asla çıkmadı. Annesi, onu var eden kişi öldüğünde ağlamamıştı, tabutu başında kahve içmiş, yasta olduğunu gösteren hiçbir belirti hissettirmemişti. Hemen ertesi gün kız arkadaşıyla yüzmeye gitmiş,  kahkahayla güldüren bir filmi seyretmiş ve hatta kız arkadaşıyla cinsel ilişkiye girmişti. Bay Meursault bir caniydi, bir canavardı insanların gözünde, zira binlerce yıldır yer edinmiş değerlerini hiçe sayıyordu, hatta bununla kalmayıp umursamaz tavrıyla onlarla alay ediyordu. Bay Meursault’un başını istiyordu savcı, insanların intikamı alınmalıydı.

İnsanların itilmesini, açlığa mahkûm bırakılmasını, ölüme terk edilmesini, öldürülmesini ekranları başında çayımızı kahvemizi keyifle yudumluyorken izliyorsak artık nasıl korkunç bir dünyadır burası. Hayır, Bay Meursault artık benim kahramanım değil, zira yaşadığım coğrafya; belki de tüm suç bu yerde ya da sadece bende; bana ölümü, haksızlığı, adaletsizliği o kadar gösterdi ki artık hiçbir acı canımı o kadar da acıtmıyor.                     

Albert Camus, Yabancı, Çeviren: Samih Tiryakioğlu, Can Yayınları


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR