Beethoven ve Sinema
4 Mayıs 2018 Kültür Sanat Müzik

Beethoven ve Sinema


Twitter'da Paylaş
0

Bu nasıl bir içselleştirme ve müzikal yaratım boyutuysa artık, en güzel bestelerini işitmesini iyice yitirdikten sonra yapıyor.

Gökhan Güvener

Beethoven'in en sevdiğim eseri yedinci senfoni, en popüler olanlar arasında değildir belki ama birçok kişiye göre önemli bestelerindendir. Sinema dünyasının da beğendiği, sıklıkla kullandığı müzik yapıtlarındandır. Senfoninin o çok çarpıcı ikinci bölümü The King's Speech filminin muhteşem final sahnesinin müziğidir mesela. Tarsem Singh'in şahane filmi The Fall içinde âdeta bir omurgadır. Sıra dışı bir sinema örneği olan, defalarca izlenesi The Man From Earth 'te kullanılmıştır. Alex Proyas'ın Knowing'inden, Wes Anderson'un Darjeeling Limited 'ine daha pek çok film ve dizide bu eserin büyüsünden yararlanmıştır yönetmenler.

Müzikleri dışında, Beethoven kişiliğinin sunduğu sinemasal malzeme ilginç bir biçimde çok az sayıda filme konu olmuştur. İzlediğim iki Beethoven temalı filmden bahsedeceğim. İlki 2006 tarihli Copying Beethoven, ki burada Ed Harris canlandırıyor üstadı; öbürü 1994 tarihli Immortal Beloved, burada da yine dev bir aktör Gary Oldman, Beethoven rolünde.

Ünlü besteci sinema açısından bir maden, olağanüstü müzik dehasının yanında sınırlarda yer alan bir kişiliğe sahip. Geçimsiz, huysuz, ruhsal ve fiziksel anlamda sorunlar içinde yaşayan birisi. Erkek kardeşinin eşine delicesine âşık ve bu yüzden onlara hayatı zindan ediyor. Kardeşinin ölümünden sonra mahkeme kararıyla velayetini aldığı yeğeni üzerinde de bunaltıcı bir baskı kuruyor. Kendi soyundan geldiği için çok yetenekli bir piyanist olduğunu düşünüyor. Oysa böyle bir yeteneği yok çocuğun. İşitme duyusunu giderek yitirdiğinden, yeğeninin doğru dürüst piyano çalamadığını fark edemiyor bile.

Immortal Beloved saplantılı tutkular üzerine. Copying Beethoven'da ise ileri seviyelere varan işitme kaybı, kendi kendine mekanik işitme cihazları icat etmesi, duyamadığını bir türlü kabul edemeyip bunu çevresine karşı bir öfkeye dönüştürmesi ön planda. Çarpıcı olan şu: bu nasıl bir içselleştirme ve müzikal yaratım boyutuysa artık, en güzel bestelerini işitmesini iyice yitirdikten sonra yapıyor. Beyin temporal lobundaki üst işitme merkezlerinde varlığını sürdüren –ve duyan kulaklara ihtiyacı olmayan– müzik algısı, sıra dışı dehası ve hırsıyla birleşerek o harika besteleri yapmayı sürdürebilmesini sağlıyor.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR