Bertholt Brecht ile Patates Yetiştirmek
20 Haziran 2019 Edebiyat Tiyatro Kitap

Bertholt Brecht ile Patates Yetiştirmek


Twitter'da Paylaş
0

Silahlar: Kürek, Bel

Levazım: Ekimlik patates

Mevzi: Siper

Birinci Perde

Kuzey Avrupa’da bir bahçe. ÇAVUŞ rütbesinde bir asker, başını öne eğmiş, taze sürülmüş bir tarhın başında durmaktadır. Sol elinde kepini tutar, sağ elinde ise biraz toprak vardır. Yerde, tarhın üstünde bir haç durmaktadır. Yere biraz toprak atarken, bir el arabasını itmekte olan bir kadın sağ taraftan sahneye girer. Giysileri her telden çalmaktadır: ayağında lastik çizmeler, eğreltiotlarıyla süslenmiş şapka, boynunda da bir tilki etol. El arabası, kompostla doldurulmuş; üstüne türlü çeşit bahçe aletleri dizilmiştir. Kadının yanında, beş-altı yaşında bir çocuğa yakışacak giysiler içinde, yeniyetme bir DELİKANLI yürümektedir. DELİKANLI’nın başına ters taktığı askılı sepetten eğreltiotları ve otlar sarkmaktadır. DELİKANLI bir parça bahçe sicimiyle el arabasının sapına bağlanmıştır. Omzunda bir tırmık taşımaktadır. CESARET ANA, ÇAVUŞ’u görünce arabanın saplarını bırakır ve DELİKANLI’ya, görülmeyeceği şekilde, al arabasının arkasında diz çöktürür. DELİKANLI oradan olan biteni izler, tırmığının sapı yukarı doğrudur. CESARET ANA ellerini önlüğüne silerek kuşkulu bakışlarla askere bakar. Sonra konuşur.

CESARET ANA: Ne istiyordun SEN?

ÇAVUŞ: (Başını yerden kaldırır. Sakinleştirir gibi) Cesaret Ana, eski bir dostla ve Kral’ın ordusunun bir subayıyla böyle konuşulmaz. Acının daha çok taze olduğunu görüyorum. Haçın üstünde bir isim yok henüz. Başın sağ olsun.

CESARET ANA: Onu sana saklıyorum. O zaman yüzüm güler benim.

ÇAVUŞ: (Avucundaki toprağa bakarak) Mezarın kalitesinden dolayı seni takdir etmeliyim. Güneş uygun, akaçlama iyi, toprak bereketli, organik madde açısından zengin. Gerçekten çok güzel bir yer. İriyarı bir adamdı, değil mi?

CESARET ANA: On beş yaşındaydı ve neredeyse açlıktan ölmek üzereydi. Bilmen gerekir.

ÇAVUŞ: Ben onları yalnızca askere alıyorum, asker yaşamında ne yaptıkları onlara kalmış. (CESARET ANA ile oğlunun önce toprağa, sonra kendisine baktıklarını görür.)

CESARET ANA: Onu cepheden bu el arabasının içinde getirdim. Bir araba dolusu kırpılmış ottan daha ağır değildi.

CAVUŞ: Bana öyle bakma, artık asker toplamıyorum. Artık levazımdayım. Bunun ne anlama geldiğini biliyor musun? Ordu aç, Cesaret Ana. Bir savaş sürüyor ve savaş için de sebzeler gerekiyor.

CESARET ANA: Ordu sebze yapmakta çok başarılı... başkalarının çocuklarını.

ÇAVUŞ: Bak, Cesaret Ana, böyle konuşmayalım. Oğulların ismini onurlandırdılar. (ÇAVUŞ dikkatini kazılmış ikinci çukura yöneltir.)

CESARET ANA: Onur çorba pişirmeye yaramıyor. Albay nasıl? İyi yiyor mu?

ÇAVUŞ: Hiçbirimiz iyi yemiyoruz, Cesaret Ana. (Çevresine bakınır.) Tarhlar arasında en fazla kırk beşer santimlik yollar var. Tarhla en fazla kırk santim genişliğinde ve çepeçevre yollar var. Şöyle desem... Bu küçücük bahçe tıpkı iyi planlanmış bir bostana benziyor. Şuradakiler patates mi?

CESARET ANA: Hayır, değil. Yabani otlar onlar.

ÇAVUŞ: Yabani ota benzemiyorlar. Bence bunlar asıl ürünün, Cesaret Ana. Nedir? Cara mı? Kırmız patates mi? Pentlans Squire cinsi mi? Çocuklar, Pentland Squire’lara bayılıyorlar. Şefin salatası için birkaç yerelması olacağını ummak çok fazla olur sanırım. Havalar nasıldı?

CESARET ANA: Berbat.

ÇAVUŞ: Haydi, haydi, eylül başında mı? Bugüne dek don olmadan doksan ila yüz kırk günün geçmediğini söyleme bana. Sağlıklı bir patates ürünün için yeter de artar bile. Ya zararlılar?

CESARET ANA: En kötü yıldı. Tırtıllar, sümüklüböcekler, patates uru, telkurdu, dip yanıklığı ve kök boğazı yanığı... Tam bir felaket.

ÇAVUŞ: Bunlar, alayın aşçısını rahatsız etmez; yanık patatesten çok güzel yemek yapar. Askerler bayılırlar. Alayım onları.

CESARET ANA: (Çığlık çığlığa) Patateslerimi mi alacaksın? Çocukları da al istersen, hepimizi al. Başka yiyeceğimiz yok.

ÇAVUŞ: Çocuklarını beslemek için kaygılanma. Yeni asker toplama subayı da yakında gelir, onları memnuniyetle alır elinden.

CESARET ANA: Hazır değiller.

ÇAVUŞ: (El arabasının üzerinden gözetlemekte olan CESARET ANA’nın oğluna bakarak) Hazır değil mi? Şuna bak: Babası yok, midesi boş ve yaprak gibi titriyor. Orduya bundan daha uygunu olamaz.

CESARET ANA: O değil, patatesler.

ÇAVUŞ: Ah! Onlar mı? Onları düşünmüyorum ben. Seni tanırım Cesaret Ana. Kimse senin gibi tarh açamaz. Tohum yatakları sekiz ila on beş santim derinliğinde kazılır, patatesler kırkar santim aralıkla, filizler yukarı gelecek şekilde yerleştirilir, haklı mıyım, Cesaret Ana? Ürünün güneş ışığında yeşermemesi için sapları toprakla iyice örtülür ve soğuk gecelerde üstlerine ince bir kat saman çekilir. Patateslerine senin kadar iyi bakmayı bilen başka kimse yok buralarda. Şu beli versene. (İkisi bel için çekişir. ÇAVUŞ kazanır ve CESARET ANA’yı yere yıkar.)

CESARET ANA: (Bağırarak) Onları öylesine kazıp çıkaramazsın. Önce saplarını kesmen gerek, sonra patatesleri iki hafta daha toprakta bırakacaksın.

ÇAVUŞ: İki hafta mı? Ne gerek var? Adamlarımın hemen yemeleri gerek.

CESARET ANA: Kabukları sertleşsin, diye seni kalın kafalı sefil. Çok körpeler, toplanmanın şokuna dayanamazlar.

ÇAVUŞ: Ordu mu? Beklesin mi? Ordu aç.

CESARET ANA: Ordu her zaman aç. Ve ordu hiçbir zaman bekleyemez. Neden beslenmek için sürekli benim ürünlerimi topluyor? Götürdüğünüz zavallı oğluma bana hiç getirmediniz. Neden bu seferlik sen defolup gebermiyorsun? (Şarkı söyler. Başı el arabasının tepesinde anca görünen DELİKANLI eline bir bahçe küreği alır ve ritim tutmaya başlar.)

bertolt brecht

Onu biçtiler,
derisini soydular,
etini ezdiler,
sonra gömdüler.
 
Ah, ordu
oğullarımı siperlere gönder,
çamurda zaferle gübreler,
turfanda ürün hiçbir zaman dindirmez
savaşın kana olan iştahını.
 
Bir zamanlar
gözbebeğimiz olan delikanlılar
artık yerde çürüyen bir ekin,
hasat edilmemiş ama unutulmayan,
politikacıların yalanlarıyla beslenip sulanan.
 
Onu biçtiler,
derisini soydular,
etini ezdiler,
sonra gömdüler.
 
(Kederli söylemeye başlar.)
ben onu çıkardım,
çapa ve duayla,
yanağından öptüm
ama yoktu yanağı

ÇAVUŞ: Senin çocuk güzel ritim tutuyor. Yeni bir trampetçiye ihtiyacımız var. Sonuncusunun kolu bir top ateşinde uçtuydu. Askerler artık eskisi gibi izlemiyorlar onu. Küçük, bir trampetçi olmayı istemez miydin? (ÇAVUŞ, DELİKANLI’ya doğru eğilir ve bir bozuk para uzatır. DELİKANLI almak için uzanırken CESARET ANA bahçe küreğiyle parmaklarına vurur.)

CESARET ANA: O daha küçük.

ÇAVUŞ: Yeterince büyümüş görünüyor. Kaç yaşındasın evlat? Kırmızı ve sırmalı bir üniforma giymek istemez misin?

CESARET ANA: Ne üniforması? Ölümü ve soğuğu demek istiyorsun. Başkasının çocuğuna giydir.

ÇAVUŞ: Haydi ama, Cesaret Ana, bırak çocuk kendi adına konuşsun.

CESARET ANA: Konuşamaz o. Sen bir öncekini alıp götürdüğünde ben de dersimi aldım. Çocuklarımdan hiçbirinin bir daha asla konuşmasını istemiyorum.

ÇAVUŞ: Ne demek istiyorsun?

CESARET ANA: O kendisi için en iyisinin ne olduğunu bilir.

ÇAVUŞ: Peki, peki, o beni ilgilendirmiyor. Bakalım patateslerin ne diyecek kendileri için.

CESARET ANA: Bulutlu bir günü bile bekleyemez misin? Ben olsam bu ışıkta toplamazdım onları. Bir saatte yeşerirler.

ÇAVUŞ: Böyle kuru ve güneşli bir günde mi? Patates toplamak için mükemmel koşullar. Ben onları hemen gölgeye alırım.

(ÇAVUŞ bağırarak askerî eğitim komutları verip belle selam durur ve sonra süngüyle hücum ediyormuş gibi bağırarak beli toprağa saplamaya başlar. Neredeyse anında bir avuç patates çıkar.)

ÇAVUŞ: Şu güzellere bak, Cesaret Ana. Doğa Ana bir askerden birkaç darbe alınca hemen içindekileri döküveriyor. (CESARET ANA oğluna sarılmış, ikisi birden ÇAVUŞ’un deli gibi toprağı kazmasını seyretmektedirler. İşi bitince bahçe altüst olmuştur. Dört bir yanınsa yerlere patatesler saçılmıştır. ÇAVUŞ alnını siler ve üstünde haç olan tarha bakar.) Oradaki meçhul askerin altına da ürün gizlemedin, değil mi, Cesaret Ana? (CESARET ANA oğluna daha sıkı sarılır. İfadesi meydan okumaktadır.) Daha askeri görür görmez ekinin yapraklarını yolan kaç tane pis köylü tanıdım tahmin edemezsin. Burada ne yetiştiriyorsun, Cesaret Ana? Her neyse, belle iyice bir dürttüm mü ortaya çıkacaktır. (ÇAVUŞ beli alıp saplar, sonra üsründe haç olan tarhı iyice eşelemeye başlar. CESARET ANA acı acı inler. ÇAVUŞ bir şeye takılır ve dizlerinin üstüne çöküp elleriyle toprağı eşelemeye başlar.) Ne bu? Karakavzaya benziyor... Biliyordum. Çok kurnaz bir kocakarısın sen, Cesaret Ana. Sırf bu yüzden fikrimi değiştirdim. Sana bu akşamki çorba için bir avuç bile patates bırakmayacağım.

(ÇAVUŞ çabalamakta, ortaya çıkardığı uzun beyaz kökleri heyecanla çekişmektedir. CESARET ANA ile oğlu gitgide daha çok huzursuzlanır. ÇAVUŞ’un son bir asılmasıyla toprak açılır ve ÇAVUŞ sırtüstü düşer. Dehşet içinde, bir cesedin iskelete dönüşmüş parmaklarını çekiştirmiş olduğunu görür. O sırada DELİKANLI bir çığlık atar. Upuzun, kesintisiz, tiz bir çığlık. Topraktan bir kol çıktığını görürüz. Kirli, sırmalı kırmızı bir üniforma içindeki kol o şekilde bükülmüştür ki, selam verir gibi durmaktadır. ÇAVUŞ bu saygı ifadesini görünce ayağa kalkar ve esas duruşa geçip selam çakar. O sırada DELİKANLI yine ritim tutmaya başlar. Bu kez Gustav Holst’un, Gezegenler süitinden “Savaş Getiren Mars”ı çalmaktadır.)

Perde!

(Kaynak: Mark Crick, Machiavelli'nin Bahçesi Büyük Yazarlardan Bahçe Kılavuzu, Çeviren: Gülden Şen, 2012, Can Yayınları)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR